Türk Sorunu 1: Toplumsal Çatışma Kültürü
Çatışma kültürünü içselleştirmiş toplumların en önemli temel karakteristik özelliği cehalettir. Toplum içerisindeki çatışmalar toplumun eğitim seviyesiyle orantılı olarak değişkenlik gösterir. En altta Afrika toplumları, sonrasında Ortadoğu toplumları, devamında ne acıdır bizim (Türk) toplumumuz çatışma kültürünü içselleştirmiş ve bu nedenle her yönden geri kalmış toplumlardır.
Toplumların eğitim seviyesine bağlı olarak yönetim biçimleri de farklılık gösterir. Ülkenin adı ne olursa olsun cahil bir toplum diktatörlük benzeri katı bir yönetim biçimiyle yönetilir. Eğitim seviyesi yüksek olan toplumlarda bu yönetim biçimi giderek kendini daha özgürlükçü bir hale dönüştürür.
Cahil toplumlarda bireyin fazla bir söz hakkı yoktur. Birey adına karar veren iradeler vardır. Bireyin kendine ait özgür fikirleri, farklı fikirleri olamaz. Bazen de karar vericiler toplumları kontrol altında tutabilmek için o toplumun bilerek ve isteyerek cahil kalmasını arzular.
Eğitim seviyesi belli bir düzeye ulaşmamış toplumları yönetim olarak özgürleştirmeye kalkarsanız, o toplumda birden bire çatışma kültürü yaratmış olursunuz. Bugün Irak’ta olduğu gibi.
Ülkemizde ise çatışma kültürünün ortaya çıkışı 1940’lı yıllara rastlar. İnönü dönemi kişi ve grupların çıkarlarının ön plana çıktığı rant dönemidir. Alt tabakanın, eğitimsiz halkın acı çekmesinde hala o dönemin izlerini görebiliriz. 1950’li yıllardan sonra azınlık yönetiminin halk yönetimine dönmesiyle birlikte, kutuplaşma meydana gelmiş ve çatışmalarla on yıllarımız heba olmuştur.
Ülkemizdeki çatışma kültürünün temelini kişisel çıkarlar, grup çıkarları ve anlamsız paranoyalar oluşturmaktadır.
Niyet sorgulama;
Gerek bireysel, gerekse toplumsal ölçekte Türk insanı herhangi bir olayla karşılaştığında niyet sorgulama yapar. Toplum liderleri, siyasilerimizde aynı şekilde niyet sorgulama yapar. Toplum için yapılan herhangi bir girişimin arkasında bir şeyler ararız. Bu girişimin arkasındaki kişisel ve grupsal çıkarları ararız. Bu noktada Türk toplumunun bir karakteristik özelliği daha çıkar karşımıza, art niyet. Atatürk’ün ölümünden sonra toplum liderleri kişisel ve grupsal çıkarlarını ülke ve millet çıkarlarının önünde tutmuştur. En tepeden başlayan bu çıkarcılık anlayışı dalga dalga en alta kadar ulaşmıştır.
Toplumsal bölünmüşlük ve çıkarcılık anlayışı bir araya geldiğinde on yıllar içerisinde çatışma kültürünü içselleştirmiş bir Türk toplumu çıkıyor karşımıza.
Samimiyet Sorgulama;
Yapılan bir eylemin amacına yönelik kaygılar samimiyet sorgulamaya neden olmaktadır. Yapılan eylem toplum çıkarına yapılıyormuş gibi görünebilir. Ancak biraz inceleme yaptığınızda çok daha başka amaçlara hizmet ettiği görülür. Mesele hayvancılıkla geçinen köylüleri desteklemek için büyük baş hayvanı olan köylülere doğrudan para veya yem yardımı yaparsınız. Ancak bu yardıma 50 baş hayvan şartı koyduğunuzda burada yapılmak istenen şey direk olarak sorgulanacaktır ve başka niyetler olduğu izlenimi uyandıracaktır. 50 baş hayvanı olan çiftçi zaten zengin bir çiftçidir. Onun devlet yardımına ihtiyacı yoktur. Asıl 3-5 baş hayvanı olan çiftçi zor durumdadır ve siz devlet olarak onun için hiçbir şey yapmamış olursunuz. Sonuç olarak devlet zengini daha zengin fakiri daha fakir yapacak bir uygulama yapmış olur. Ama adı çiftçiye doğrudan destektir.
Toplumda bu türden kaygılar ne yazık ki en yüksek seviyededir. Bu nedenle herkes karşısındakinin niyetini sorgular, samimiyetini sorgular.
Ülkemizde son 20 yıldır bilginin hızla yayılmasıyla birlikte bir geçiş dönemi yaşanmaktadır. Bunda özel televizyon ve radyo kanallarının çoğalması, internetin hayatımıza daha çok girmesi, iletişim olanaklarının çoğalması ve iletişimin hızlanmasının oldukça fazla etkisi vardır. Her 10 yılda bir fikirsel bazda bir değişim yaşandığını düşünürsek sanıyorum sağlıklı bir toplum için yaklaşık 20 yıl daha geçmesi gerekir. Yani 40 yıllık bir geçiş dönemi.
Sevindirici olan bir gelişme ise ağır ve zorda olsa toplumsal bir bilinç yavaş yavaş oluşmakta. Bundan 40-50 yıl önce fiziksel olarak çatışan toplumumuz bugün fikirsel olarak çatışmaya devam etmektedir. Fikirsel çatışmanın teselli veren tek yönü fiziksel çatışmada olduğu gibi insan kayıpları olmaması, dikta rejimlerine daha az ihtiyaç duyulmasıdır.
Toplumsal çatışmalara kişi ve grup çıkarlarının neden olmasının yanında anlaması zor bir şekilde insanların beyin yapılarıyla da ilgisi olduğunu düşünüyorum. Ben buna paranoyak düşünce yapısı diyorum. Paranoyak düşünce yapısında, karşıt görüşü savunan kişi düşman olarak, bölücü olarak veya vatan haini olarak tanımlandırılır. Aslında bu paranoya söz sahibi toplum liderleri tarafından topluma yavaş yavaş işlenmiş ve topluma empoze edilmiş anlamsız ve mantıksız bir şeydir.
Bu paranoyaya sahip insanlar, toplum liderinin yaptığı her yeniliğin arkasında bir şeyler aramaya başlar. Mesela Atatürk öldüğünden beri iktidara gelen bütün hükümetler istinasız Amerikan uşağı olmuştur. Belki Ecevit’i bunun dışında tutabiliriz. Ancak onunda Oval ofiste çekilmiş fotoğrafını görenler ne kadar aciz bir insan duruşu sergilediğini düşünebilirler.
Peki toplumumuz çatışma kültüründen nasıl kurtulabilir? Aslında ben çok basit bir ortak payda biliyorum. Ancak bu ortak payda hakim toplumsal anlayıştan ötürü pek rağbet görmüyor. Çatışmadan kurtulabilmemiz için “Türkiye” ortak paydasında birleşmeliyiz. Yani yapılan her yenilik bu ülke için, bu ülke insanları için olmalı.
Ancak, toplum liderleri her ne kadar demokrasi, laiklik, barış gibi sözler sarf etse de, en yukarıdan en aşağıya kadar herkes kişisel çıkarlarını ve kişisel çıkarlarını garantiye alan grupsal çıkarlarını gözetmektedirler. Ve bu anlayış en tepeden en aşağıya kadar bütün toplum liderleri tarafından benimsendiğinden, mevcut şartlarda bunu zorladığından dolayı bu ülkenin çıkarcılık anlayışını terk etmesi uzun zaman alacaktır.
Haliyle insan üzülüyor. 1990’lı yıllarda anlamsız bir şekilde özel radyoların yasak olduğunu düşünürseniz, bugün artık Kürtçe televizyon yayını yapıldığını düşünürseniz, aslında korkularımızın ne kadar yersiz olduğunu görebilirsiniz.
Bugün öyle korkular topluma empoze edilmeye çalışılıyor ki, herhangi bir eylem yapmasanız bile, herhangi bir şeyin sadece sözü edilse bile, anlamsız bir toplumsal dirençle karşılaşıyorsunuz.
Toplum liderleri arasında yaşanan fikirsel çatışmalar, ülkemizde aynen toplum tabanında da yaşanmaktadır. O yüzden toplum liderlerimize bu konuda büyük görevler düşmektedir. Enerjimizi anlamsız çatışmalarla harcamak yerine ülkemin halihazırda çözülmemiş sorunlarını çözmek için harcamalıyız.
Çatışma kültürünün, demokrasiyle doğrudan bir ilişkisi vardır. Sorunlarını sağduyulu ve mantıklı bir şekilde çözmeyi başarmış toplumlarda demokrasi tam anlamıyla işlemektedir. Ancak bizim gibi çatışma kültürüne sahip toplumlarda demokrasi tam anlamıyla yaşanılamaz. Bunun bizzat vatandaşlarımız bile farkında. Demokrasisi tam olarak işleyen hiçbir ülkede seçim barajı yoktur. Bizim ülkemizdeki demokrasinin gelişmesinin önündeki en büyük engel mevcut seçim sistemidir. Bu sistemde %10 seçim barajı vardır ve milletvekili adaylarını parti başkanlarını seçer.
Eğer bu ülkede seçim barajı olmasaydı, ülkemin tüm insanları mecliste temsil edilebilecekti. Gerçek demokrasi budur. Ancak ne acıdır ki, böyle bir sistem gelse, kurulacak olan hükümet koalisyon hükümeti olacak ve bu halde bile çözülmeyen sorunlarımız tamamen çözümsüz bir hale gelecek.
İçinde bulunduğumuz vahim durumu sanırım daha iyi anlıyorsunuz, şu an. Ben umutsuzda olsam her vatandaşımı ve her toplum liderimi Atatürk gibi vatansever olmaya davet ediyorum. İyi niyetle, sinsi hesaplar yapmadan, el ele vererek şu sorunlarımızı çözelim.
Siyasi parti liderleri hiç korkmasınlar. AKP, CHP, MHP mevcut oy potansiyellerini aynen koruyacaklardır. Oy kaygısı gütmeden yapalım şu işleri. Demokrasimiz yarım. Hukuk sistemimiz yerlerde sürünüyor. Üniversitelerimiz, ilkokullardan cahil. İstihdam sorunumuz had safhada. İnsanlar işsiz. Bırakalım kadrolaşma yarışını. Bırakalım milletin gözünü boyamaya çalışmayı. Televizyonlarda siyasilerin hiçbir işe yamayan boş çatışmalarını izlemek istemiyor artık bu millet. Ülkem insanı 50 yıldır aynı dertle savaşıyor. Geçim derdi. Üçkağıtçılıkla, oyunlarla, yalanlarla, kandırmalarla, yürümesin bu kervan artık. Dürüstlüğe, çalışkanlığa ihtiyacımız var.
Toplum liderlerinin bütün davranışları, toplum tabanında aynen karşılık bulmakta. Örnek olun bu millete. Öfkeyle kinle değil, güvenle sağduyuyla yaklaşalım artık birbirimize. Umudumu kaybetmek istemiyorum ama, çok üzülüyorum, çok.