« Önceki | Sonraki »

7/5/2008

Yeni Seçim Sistemi

 

Yeni seçim sistemine göre,genel seçimler bugün olduğu gibi her 4 yılda bir yapılacak.

Milletvekilleri için kıyak emeklilik kaldırılacak.1 tam dönem,yani 4 yıl milletvekilliği yapmış kişi emeklilik hakkı kazanacak.

Milletvekili maaşı 10 bin ytl’ye çıkarılacak.Emeklilik hakkı kazanan milletvekili bin ytl emekli maaşı alacak.

Milletvekili dokunulmazlığı kaldırılacak.

 

Yeni seçim sisteminde milletvekili adaylarını parti genel başkanı veya parti üst yönetimi belirlemeyecek.Yeni seçim sisteminde milletvekili seçimi 2 turda gerçekleştirilecek.Her il milletvekili sayısına göre seçim bölgelerine ayrılacak.

Çanakkale ilinden örnek verecek olursak.Çanakkale ili 4 milletvekili çıkartır.Çanakkale ili,milletvekili seçimlerinde 4 ayrı bölgeye ayrılacak.Örnek verecek olursak;

1.bölge,Çanakkale merkez-Eceabat-Gökçeada

2.bölge,Ayvacık-Bayramiç-Ezine-Bozcaada

3.bölge,Çan-Yenice

4.bölge,Biga-Lapseki-Gelibolu

 

Her bölgeden sadece 1 milletvekili çıkacak.Milletvekili adayı o bölgenin insanı olacak.Böyle bir uygulama ile milletvekili kavramının içi biraz daha doldurulmuş olacak.

 

Son zamanlarda hep söyler olduk. “Daha demokratik bir Türkiye”

İşte daha çok demokratikleşmek için seçimleri 2 turlu yapacağız.Nasıl olacak?

Çanakkale 3.bölgeden(Çan ve Yenice) 1 milletvekili çıkacak,o belli.Onun öncesinde milletvekili aday adayları seçimi yapılacak.

Milletvekili aday adayı olmak isteyen kişi(vasfı ne olursa olsun) parti ilçe başkanlıklarına başvuru dilekçelerini verecek.İlçe başkanlıkları milletvekili başvurularını değerlendirecek.Her parti kendi bölgesinden 3 adet milletvekili aday adayı gösterecek.Bunu artık,ilçe başkanlıkları kendilerimi gösterir,yoksa genel merkezle beraber mi gösterirler,orası partinin bileceği iş.

 

Vatandaş seçimin birinci turunda partiye ait 3 aday adayından birini seçecek.Yani birinci turda hem partiye,hem de aday olmasını istediği kişiye oy verecek.Birinci turun sonunda her bölgenin milletvekili adayları belirlenmiş olacak.

 

İkinci tur için 15 gün süre verilecek.Bu 15 günlük süre içinde parti propagandaları,ezeli çekişmeler devam edecek.İkinci turda vatandaşın fikir değiştirme şansı var.İkinci turun sonunda milletvekilleri belirlenmiş olacak.

 

Yine daha fazla demokrasiden ve katılımcılıktan bahsettiğimiz şu günlerde,daha demokratik ve temsilen daha çoğulcu bir meclis için seçim barajı %10’dan %5’e indirilecek.

5/5/2008

Tanrı'nın Hipotezleri

 

Bilimsel olarak yaklaşırsak aslında bunlara “Kuran’ın Hipotezleri” demek daha doğru olur.İlahi yoldan yaklaştığımızda ise Kuran’ın,Tanrı’nın sözü olduğunu kabul ediyoruz.

 

Kur'an-ı Kerim 'i bilimsel olarak incelemeye kalkarsak eğer,Tanrı’nın sözü olmadığını birilerinin ispatlaması gerekir.Eğer bu ispat yapılamıyorsa,Kuran’ın,Tanrı’nın sözü olduğunu kabul etmek durumundayız.

 

Tanrı Kuran’da,yaşadığımız Dünya,canlılar,evrenle ilgili bazı açıklamalar yapıyor bizlere.Bizim için esas olan,bu açıklamaların gerçeği ne kadar yansıttığıdır.Bizim için önemli olan gerçeğin kendisidir.Kaynağının,Tanrı,Kuran veya herhangi birinin olmasının “gerçeğin kendisi” esas alındığında pek fazla bir önemi yoktur.İşin önemi,eğer iddia veya açıklama gerçekse,kaynağın güvenilirliği noktasında ortaya çıkıyor.

 

(Suları acı ve tatlı olan) iki denizi salıvermiştir;birbirine kavuşuyorlar.(Fakat) aralarında bir engel vardır;birbirine geçip karışmıyorlar.O denizlerin her ikisinden de inci ve mercan çıkar.

Rahman Suresi,19-20-22. ayetler-Diyanet meali

Kuran’da anlatılan denizlerin birbirine karışmaması olayı,bugün bilimsel olarak kanıtlanmıştır.Oşinografi(okyanus bilimi) bu konuyu ayrıntılı bir biçimde incelemiş.

“Antarktika kıtası yakınında su kütlelerinin birbirine karışmama hadisesi Cebelitarık Boğazının Atlas Okyanusuna açıldığı kısmında ve Kızıldeniz’in Arap Denizine açıldığı kısımda da mevcuttur.”

 

İnkar edenler,göklerle yer bitişikken,bizim onları ayırdığımızı ve diri olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi görmediler mi?Hâlâ inanmayacaklar mı?Onları sarsmasın diye yere de sabit dağlar yerleştirdik ve (varacakları yere) yol bulabilsinler diye ondan geçitler yollar meydana getirdik.Gökyüzünü de korunmuş bir tavan yaptık.Onlar ise oradaki,(Allah'ın varlığını gösteren) delillerden yüz çevirmektedirler.O,geceyi,gündüzü,güneşi ve ayı yaratandır.Her biri bir yörüngede yüzmektedirler.

Enbiya Suresi,30-31-32-33. ayetler-Diyanet meali

Bu ayetlerde çarpıcı ifadelere yer verilmiş.İddiaya göre atmosfer daha alçakmış ve yükseltilerek,yeryüzündeki canlıları koruyan bir tavan haline getirilmiş.Tüm canlıların sudan meydana geldiği günümüzde zaten biliniyor.Enteresan bir nokta,güneşin ve ayın birer yörünge üzerinde hareket ettiği.O dönemde böyle bir bilgiye kim sahip olabilirdi acaba?

 

Görmedin mi ki Allah geceyi gündüzün içine ve gündüzü de gecenin içine sokuyor.Güneşi ve ayı da koyduğu kanunlara boyun eğdirmiştir.Her biri(kendi yörüngesinde) belli bir zamana kadar akar gider.Şüphesiz Allah işlediklerinizden hakkıyla haberdardır.

Lokman Suresi,29. ayet-Diyanet meali

Güneşi ve ayı koyduğu kanunlara boyun eğdirmekten,güneşin ve ayın yoktan var edilmediğini sonradan belli bir düzene sokulduğunu anlıyoruz.

 

Güneş de kendi yörüngesinde akıp gitmektedir.Bu mutlak güç sahibi,hakkıyla bilen Allah'ın takdiri(düzenlemesi)dir.Ayın dolaşımı için de konak yerleri(evreler) belirledik.Nihayet o,eğrilmiş kuru hurma dalı gibi olur.Ne güneş aya yetişebilir,ne de gece gündüzü geçebilir.Her biri bir yörüngede yüzmektedir.

Yasin Suresi,38-39-40. ayetler-Diyanet meali

Güneşin de kendine ait bir yörüngesinin olduğunu keşfetmemiz-bu bilgilerin 1400 yıl önce verildiğini düşündüğümüzde-henüz çok yeni.Ayın dolaşımı için ise ayın farklı evreleri anlatılmak istenmekte.Bu farklı evrelerde ayın konumu da farklıdır.Bu bilgilerinde bilimsel gerçekliği günümüzde kanıtlanmıştır.

 

Güneş ve ay bir hesaba göre hareket etmektedir.

Rahman Suresi,5.ayet-Diyanet meali

Bu hareketin kendini tekrarlayan kararlı bir hareket olduğu artık herkes tarafından biliniyor.Saatler,günler,aylar,yıllar tekrarlanan hareketlerin bir ölçüsüdür.

 

O,güneşi bir ışık (kaynağı),ayı da (geceleyin) bir aydınlık (kaynağı) kılan,yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona menziller takdir edendir.Allah bunları(boş yere değil) ancak gerçek ile(hikmeti gereğince) yaratmıştır.O,âyetlerini,bilen bir topluma ayrı ayrı açıklamaktadır.

Yunus Suresi,5. ayet-Diyanet meali

Yukarıdaki açıklamayı teyit eden bir ayet.

 

Allah,gökleri gördüğünüz herhangi bir direk olmadan yükselten,sonra Arş'a kurulan,güneşi ve ayı buyruğu altına alandır.Bunların hepsi belli bir zamana kadar akıp gitmektedir.O,her işi (hakkıyla) düzenler,yürütür,âyetleri ayrı,ayrı açıklar ki Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanasınız.

Rad Suresi,2.ayet-Diyanet meali

 

Allah bütün canlıları sudan yarattı.İşte bunlardan bir kısmı karnı üzerinde sürünür,kimi iki ayak üzerinde yürür,kimisi dört ayak üzerinde yürür.Allah dilediğini yaratır.Çünkü Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.

Nur Suresi,45. ayet-Diyanet meali

 

Yeryüzünde gezen her türlü canlı ve(gökte) iki kanadıyla uçan her tür kuş,sizin gibi birer topluluktan başka bir şey değildir.Biz Kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.Sonunda hepsi Rablerinin huzuruna toplanıp getirilecekler.

Enam Suresi,38. ayet-Diyanet meali

 

Allah gökleri görebileceğiniz direkler olmaksızın yarattı.Yeryüzüne de,sizi sarsmasın diye sabit dağlar yerleştirdi ve orada her türlü canlıyı yaydı.Gökten de yağmur indirip orada her türden güzel ve faydalı bitki bitirdik.

Lokman Suresi,10. ayet-Diyanet meali

 

O,dört gün içinde(dört evrede),yeryüzünde yükselen sabit dağlar yarattı,orada bolluk ve bereket meydana getirdi ve orada rızık arayanların ihtiyaçlarına uygun olarak rızıklar takdir etti.Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi;ona ve yeryüzüne, “İsteyerek veya istemeyerek gelin” dedi.İkisi de, “İsteyerek geldik” dediler.Böylece onları,iki günde(iki evrede) yedi gök olarak yarattı ve her göğe kendi işini bildirdi.En yakın göğü kandillerle süsledik ve onu koruduk.İşte bu,mutlak güç sahibi ve hakkıyla bilen Allah'ın takdiridir.

Fussilet Suresi,10-11-12. ayetler-Diyanet meali

 

Kutsal Kitapta yazılan bu bilgilerin bir çoğu kesin gerçekler olmasına rağmen,ne yazık ki bilim çevreleri tarafından bu bilgiler görmezden geliniyor.

Bilimde ilerle kaydetmek istiyorsak,bilginin kaynağıyla değil,niteliği ile ilgilenmeliyiz.Eğer amacımız “gerçeği bulmak” ise.

 

Söyleyenin kim olduğu değil,söylenenin gerçek olup olmadığıdır önemli olan.Sonrasındaki inancınız sadece sizi bağlar.Değişmez gerçek ise tüm insanlığı.

28/4/2008

Haşim Kılıç'a Teşekkürler

 

Yüksek yargıdan,yargı bağımsızlığından,yargı tarafsızlığından yana iyice umudumuzu yitirmiş olduğumuz şu günlerde,nefes aldıracak,yargıya yeniden güven duyabilmek için umudumuzu canlandıracak bir beyan geldi Anayasa Mahkemesi Başkanından.

 

Anayasa Mahkemesinin 46. kuruluş yıldönümü dolayısıyla bir konuşma yapmış,Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç.Bu konuşmanın evrensel nitelikler taşıdığını düşündüğüm için satır aralarında önemli bulduğum noktaları yorumsuz olarak vermek istedim.

 

“Yüz elli yıllık çağdaş uygarlık mücadelemiz,
toplumsal dönüşümün ancak ve ancak çağdaş batılı değerler paralelinde,
tek meşruiyet kaynağı özgürlükler olan demokratik, lâik
ve sosyal hukuk devletine ulaşılmasıyla ileri bir düzeye taşınabileceğini
göstermektedir. Demokratikleşerek özgürlükçü bir düzene
doğru gitmediği sürece, siyasal yapının toplumsal dönüşüme cevap
verebilmesi olanaksızdır. İç barış, toplumun yalnızca demokratik
kültüre sahip olmasıyla değil, siyasetin ve bürokrasinin demokratik
bir kültürü içselleştirmesiyle sağlanabilir.
Bürokratik yapıyı özgürlükçü demokratik işleyişe engel olmaktan
çıkarıp, ulusun demokratik iradesinin gerçekleşmesi yolunda
kullanan, insan onuru ve özgürlükleri dışında hiçbir kutsal değer tanımayan,
temel hakları çağdaş bir istisnâ ile sınırlayan, devletin bütün
işlem ve eylemlerini tarafsız ve bağımsız yargı denetimine tabi
kılan, ancak bununla yetinmeyip yargı organları üzerinde demokratik
bir denetim kuran, siyasi ve bürokratik karar mekanizmaların-
da kadın-erkek eşitliğini sağlayan, diğer yandan değişen ekonomik,
sosyal ve kültürel gelişmelere paralel olarak hızlı karar alınmasını ve
icrasını olanaklı kılan bir anayasanın hazırlanması gerekir.”

 

“Halk adına egemenlik yetkisi kullanan
yargı halkın demokratik denetimine tâbi olmadığı gibi yargısal
faaliyetlere ilişkin kamuoyu oluşumunu engelleyebilecek önemli
yetkilere de sahiptir. Verdiği tüm kararlar bireylerin temel hak ve
özgürlükleriyle ilişkili olduğu dikkate alındığında yargısal yetkilerin
çok hassas dengelere işaret ettiği ve en küçük sapmada ciddî
sorunlara yol açtığı bir gerçektir.”

 

“Hukukun üstünlüğü yargıcın üstünlüğü anlamına gelmez.
Anayasanın ve yasaların bağlayıcılığı vatandaşlardan önce devlet
organları ve yargı mercileri için geçerlidir. Anayasa’nın bağlayıcılığının
düzenlendiği 11. maddede bağlayıcılık sıralamasında, yargı
organlarının bireylerden önce sayılması anlamsız değildir.
Yargı belirli bir dereceye kadar değil, mutlak anlamda tarafsız
olmak zorundadır. Belirli bir noktadan sonra tarafsızlığını yitiren
yargıç, o noktadan itibaren artık yargıç değildir. Çünkü tarafsızlığın
olmadığı yerde adâlet yoktur. Verdiği kararın hukûkun üstünlüğü
ve adâlet ile bir ilgisi olamaz. Yargıç, kendisine anayasa ve yasalarla
verilmiş görevler dışında misyon üstlenemez. Unutulmamalıdır ki,
hukukun dışına çıkmakla korunabilecek bir sistem esasen korunmaya
değer değildir.”

 

“Çağdaş anayasaların yönetim biçimi konusunda tek tercihi demokrasidir.
Demokrasi, en geniş anlamda “halkın halk için halk
tarafından yönetimi” olarak tanımlanmaktadır. Bu tanımda belirleyici
olan ve demokrasiyi otoriter yönetim modellerinden ayıran
“halk tarafından yönetim”dir. Halkın yönetimde özne olması da, ancak
karar alma mekanizmalarına katılması ve belirleyici olmasıyla
mümkündür.”

 

“Bu arada hemen belirtmek gerekir ki, ülkemizde anayasa yargısının
demokratik meşruiyeti açısından tartışılan bir sorun da anayasallık
denetimi yapan organın oluşumunda parlamentonun devre
dışı bırakılmasıdır. Bilindiği üzere, anayasa yargısına yer veren modern
demokrasilerde parlamento şu ya da bu ölçüde anayasa mahkemelerinin
üye oluşumuna katılmaktadır.”

 

“İnsan onurunu temellendiren, demokratik hukuk devletinin olmazsa
olmaz koşullarından biri de kuşkusuz, düşünceyi ifade özgürlüğüdür.
Anayasa ve yasalarda hak ve özgürlüklere verilen yer, ulusların
kültür ve uygarlık alanında ulaştıkları düzeyin bir göstergesi olarak
kabul edilmekte, düşünce özgürlüğü ise ülkelerin demokratik sicilinin
saptanmasında en belirgin ölçü sayılmaktadır.”

 

“Düşünceyi ifade özgürlüğünün “içinden düşün”, mantığına
indirgenerek hapsedilmesi bu özgürlüğün ortadan kaldırılması ile
eşdeğerdedir. Şiddet olgusu ile ifade özgürlüğünün birbirinden
ayrılmasının öncelik kazandığı ortadadır. Savaş dili değil barış dili
argümanlarını kullanarak kendini ifade edenlerin insanlık onuru
korunmalıdır. Bireylerin kendilerini ifade edebilmeleri, konuşabilmeleri,
uyuşmazlık ve kavga yerine çözüm ve barış getirir. Konuşamadığımız
yerde ancak kötülükler üretiriz. Düşünceyi açıklama
özgürlüğü, herkesin kendi kimliğiyle ortaya çıkmasına olanak sağlayan,
sahteliği ve ikiyüzlülüğü yok eden onurlu bir hayatın sigortasıdır.
Herkesin aynı şekilde düşünmeye ve inanmaya zorlandığı bir
ülkede çoğulcu demokrasiden bahsetmek mümkün değildir. Tek
doğru anlayışı etrafında toplumu şekillendirmek isteyen bir siyasi
yapı, bir adım ötede siyasi vesayetçiliğin tuzağına düşecektir. Vesayetçilik,
bireyin ve toplumun henüz olgunlaşmamış, iyi ve kötü
ayrımını yapamayan varlıklar olarak görülmesinden kaynaklanır.”

 

“Türk milleti demokratik, lâik ve siyasal gelişimini kimi olumsuzluklara
rağmen büyük bir özveriyle sürdürmeye devam etmekte,
demokrasi ve lâiklikten birinin diğerine tercih edilmesinin bilimsel
açıdan yanlış, siyasal yönden de tehlikeli olduğunu çok iyi bilmektedir.
Dinin Devlet yönetimi ve siyasetten arındırılarak özgün yapısı
içinde korunması, farklı inanç ve dinlerin ya da inançsızlıkların bir
arada yaşamasının temel güvencesi olan laiklik bir büyük “barış projesi”
olarak Türk toplumunun koruması ve güvencesi altındadır.
Bireyin siyasal yapının oluşumuna özgürce ve eşit olarak iştirak
edemediği, bir azınlığın ya da çoğunluğun inançları nedeniyle siyasal
katılımdan uzaklaştırıldığı yerde demokrasi olmayacağı gibi
lâiklikten de söz edilemez. Özgürlükçü ve çoğulcu demokrasi farklı
olanı yani “öteki”ni kendi varlığının ve var oluşunun teminatı olarak
görmeyip onu yok edilmesi gereken bir “düşman” olarak nitelediği
müddetçe, çağdaş demokrasinin muhtaç olduğu hoşgörü ve
çoğulculuğu sağlamak mümkün değildir. İşte tam da bu noktada
laik devlet gücüne yaşamsal değerde ihtiyaç duyulmaktadır.”

 

“Çağın kenar mahallesinde yaşamamak için uygar dünyayla tanışmak
ve kimliğimizi kaybetmeden bütünleşmek zorunluluktur.
Evrensel kavramlara farklı anlamlar yükleyerek evrensel dilin ortadan
kaldırılması çağdaş dünya ile bağlantımızı koparacaktır.
Bugün sorunları çözmek için harcanması gereken çabadan daha
çok, sanki çözülmemesi için büyük çaba sarf ediyoruz. Sorunlar ötelenmekte
gerginlik tırmandırılmaktadır.
Toplumun siyasal, etnik ve dinsel kesimleri arasında ciddi bir
güven bunalımının olduğu saklanamaz bir gerçektir. Güvensizlik
kavgayı ve dayatmaları da berâberinde getirmektedir. Gücü elinde
bulunduranlar karşı düşüncedekilerin güvensizliğini ve korkularını
ortadan kaldıracak çözümleri üretmediği sürece bu çatlak derinleşecektir.
Hissedilen korkular göz ardı edilemez. Yaşanan hayat tarzlarının
ideoloji haline geldiği bir dünyada duyulan güvensizlik ve
korkular âcilen değerlendirilmeye alınmalıdır. Aksi hâlde, her şeyin
rejim sorunu haline getirildiği ülkemizde birlikte yaşama koşulları
daha da ağırlaşacaktır.”

 

“Önceki nesillerden devraldığımız
medeniyeti, kültürü ve geleneği yıkıcı ve olumsuz unsurlardan
arındırılmış bir şekilde gelecek kuşaklara devretmek hepimizin
ortak görevidir. Unutmayalım ki tek bir Türkiye var. Kaptanından
güvertedeki yolcularına kadar hepimiz aynı geminin içindeyiz. Bu
geminin sağlam, güvenilir ve huzurlu bir şekilde yol alması hepimizin
en büyük amacı olmalıdır. Gün, ayrılıkları öne çıkarma, toplumsal
ve siyasal kutuplaşmaları körükleme günü değildir. Gün,
farklılıklarımızı zenginlik kabul edip bir arada, refah ve özgürlük
içinde yaşamak için elimizden geleni yapma günüdür. Gün, demokratik,
lâik ve sosyal hukuk devleti olarak çağdaş uygarlık düzeyine
ulaşmak için bir adım daha atma günüdür.”

 

Akıl dolu bu konuşmasından dolayı,Anayasa Mahkemesi Başkanımız Haşim Kılıç’a teşekkürü bir borç bilirim.

26/4/2008

Kanadoğlu ve Cahil Türk Halkı

 

Ey benim 84 yıldır eğitilememiş cahil Türk halkım.İçime dert oldu Sabih Kanadoğlu’nun söyledikleri.Bu zat kimdir,bir çoğunuz bilmez.Eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'dır kendisi.

 

Kanadoğlu diyor ki;

“Halkın eğitilmesi lazım.Yurttaşları Türkiye’ye kimlerin zarar verdiğini anlayacak duruma getirmeliyiz”.

 

Kanadoğlu,bizleri eğitecek.Kanadoğlu bu halka,Türkiye’ye kimlerin zarar verdiğini gösterecek.Bunu yapması lazım,çünkü halk cahil,kime neden oy verdiğini bilmiyor.Kanadoğlu bu ülkeyi çok seviyor.Hepimizden çok seviyor.Peki Kanadoğlu Türk halkını kimlerle beraber eğitecek?Elbetteki yüksek yargı mensuplarıyla.Halkın demokratik yollarla başa getirdiği kişileri,Türkiye’ye zarar vermesin diye indirecek aşağıya.Kim bunlar?AKP ve DTP.Yani ülkenin yaklaşık %60’nın seçip getirdiği bir yönetim iradesi.Bu konuda oldukça kararlı.Bakın AKP’ye karşı açılan kapatma davasına ilişkin neler diyor;

 

“Değil yüzde 47,yüzde 97 oy alsa bile bu dava açılır”.

 

Yani diyor ki; “bu cahil halkın yüzde 97’si sana oy verse bile,ben seni indiririm.Bu halk eğitimsiz zaten,doğruyu yanlışı ayırt edemiyor.Bu ülke için en iyi olanı ben bilirim.”

 

Bu adam dediğini yapar. “Nereden biliyorsun?”,diyeceksiniz.Biliyorum,çünkü 367 kararıyla Anayasa mahkemesi üyelerini Anayasayı çiğnemeye teşvik eden,yol gösteren kendisi.Perdenin arkasında hep o var.Yargı darbesi diyorlar,şu günlerde yaşadıklarımıza.O darbenin mimarıdır aynı zamanda kendisi.Büyük şıh Sabih Kanadoğlu.Her şeyi o bilir.Bu ülkenin menfaatlerini en iyi o gözetir.

 

Yani benim cahil halkım,siz ağzınızla kuş tutsanız,yapabileceğiniz hiçbir şey yok.

Böyle bir kafaya sahip adamlar bu memlekette,kritik mevkilerde olduğu sürece,bu ülkede ne demokrasi olur,ne laiklik,ne insan hakları,ne ifade özgürlüğü.301 gibi 30 tane daha madde varmış yasalarda.Adamlar tezgahı çok güzel kurmuşlar.Siz ifade özgürlüğünü falan unutun.Demokrasi zaten yok,yüzde 97 olsan bile yukarıda şıh var.Sen kimsin ki?

24/4/2008

Ne Nedir?

 

Cumhuriyet,Demokrasi,Laiklik,Hukuk Nedir? 30.03.2008

 

Canlı(Canlılık) Nedir? 16.02.2008

 

Tez,Hipotez,Teori,Yasa,Bilimsel Yöntem,Bilimsel Düşünce,Bilimsellik Nedir? 20.01.2008

 

Bilinç Nedir? 09.01.2008

 

İnsan Nedir? 04.01.2008

 

İnanç Nedir? 02.12.2007

 

Bilim Nedir? 11.11.2007

 

Din Nedir? 20.10.2007

 

Atatürkçülük Nedir? 25.08.2007

 

Gerçek Nedir? 05.08.2007