Bir insanın doğumundan ölümüne kadar geçen süreç içindeki yaşamında, başından geçen olayların önceden planlanmış olduğuna dair inanç, alınyazısı, yazgı. Bu inanca göre bir insanın hayatı boyunca başından geçen bütün olaylar ilahi bir güç tarafından önceden planlanmıştır. Zamanı geldiğinde planlanan bu olaylar sırayla gerçekleşecektir.
Kadercilik anlayışı:
Öngörülebilir veya yaşanmış olaylar sonucunda, inanç olgusunun ortaya çıkardığı, kabullenmeye, boyun eğmeye dayalı bir anlayış biçimidir. Kadercilik anlayışı inanca veya dine dayalı ön kabuller üzerine kurulur.
Kadere ilişkin üç hakim görüş mevcuttur.
1. Bir insanın kaderi ilahi bir güç tarafından önceden planlanır ve zamanı geldiğinde insan daha önceden planlamış kaderini yaşar.
2. İnsan, özgür iradeye sahip bir varlıktır. Kendi kaderini kendisi planlar ve seçimleriyle kendi kaderini yaşar.
3. Kader diye bir şey yoktur.
1.görüşe göre insanın yaratıcısı olan ilahi güç insana dair her şeyin başını ve sonunu bilmektedir. Bu görüş biraz düşünüldüğünde mantıksız gibi görünüyor. Zira her şey başından sonuna kadar belli ise bizim var oluşumuzun ne anlamı var? Yaşadığımız olayları doğrudan kadere bağlamak, kendimiz için sorgulamadan, mücadele etmeden olayları kabullenmek, boyun eğmek bence doğru değil.
2. görüş biraz daha mantıklı. Bu görüşteki en önemli husus özgür iradedir. İnsan seçimlerini kendisi yapar ve bu seçimler neticesinde kendi kaderini kendisi oluşturur.
3. görüş ise fazla iddialı geliyor bana. Çünkü ne yaparsak yapalım hayatımızın kontrolü tam anlamıyla bizde değildir. Hayatımızı ne kadar planlarsak planlayalım mutlaka bir terslik veya hesapta olmayan bir şey çıkar karşımıza.
Kadercilik anlayışının çıkış noktası bana göre hayatımızda kontrol edemeyeceğimiz şeylerin olduğunu, yaşıyor, görüyor oluşumuz. Bazen birkaç günlük planlar yaparız kendimiz için ve uygulamaya koyarız. Ancak yaptığımız planlar hiçbir zaman tam anlamıyla gerçekleşmez. Mutlaka bir yerlerde bir aksilik çıkar. Bu hepimizin başına gelmiştir. Ne tam anlamıyla kendimizi kontrol altına alabiliriz, nede hayatımızı. Aşık oluruz, terk ediliriz, bir yakınımızın başına bir kaza gelir, arkadaşımız hayatını kaybeder. Bazen otoyolda giderken en olmadık yerlerde karşınıza araç çıkar. Bazen hiç ummadığınız bir yerde bir arkadaşınıza rastlarsınız. Bazen “bu kadar rastlantıda fazla” dediğiniz anlar olur. Bazen “tesadüfün bu kadarına pes doğrusu” dediğiniz anlar olur. İşte kadercilik anlayışı yaşadığınız o anlarda aklınıza işlemeye başlar.
Ben,Tanrı’nın insana dair her şeyi önceden planladığını ve Tanrı’nın planladığı hayatlarımızı yaşadığımıza inanmıyorum. Ben insanın bir özgür iradeye sahip olduğunu ve insanın yaptığı seçimler yoluyla kaderini kendi çizdiğine inanıyorum.
Kadere doğrudan yada dolaylı yoldan etki eden bazı temel unsurlar vardır.
1. İnsanın sahip olduğu genetik program. DNA kodumuz, kalıtımsal materyal. Genetik programımız, tıpkı bir bilgisayar programı gibidir. Ebeveynlerimizden geçen bilgileri de taşır. Ölünceye dek değişmeyecek olan karakteristik özelliklerimiz bu program içerinde kodlanmıştır. Huylarımız, yeteneklerimiz bu program içinde bulunur. Bazı programlar zekidir, bazıları aptal, bazıları sanatsal yeteneklerde donatılmıştır, bazıları sayısal. Bazıları dürüsttür, bazılar yalancı.
Bir çocuğun ilk eğitimi ailede başlar, sonra ilkokul. İlköğretimde genelde öğretmenler, öğrencilerin nasıl karakteristik özellikler taşıdığını az çok anlarlar. Bazı çocuklar zekidir. Bazıları oyundan başka bir şey düşünmez. Eğer ki siz güzel resim yapan ve sanata meraklı bir çocuğu bu yetenekleri doğrultusunda eğitirseniz, ortaya mükemmel bir sanatçı çıkacaktır. İlköğretimde genelde başarısız çocuklar göz ardı edilir. Aslında bu çok yanlıştır, göz ardı ettiğiniz o başarısız çocuk gelecekte bir katil olabilir ve yetiştirdiğiniz muhteşem ressamı öldürebilir.
2. Çevresel etkenler ve yaşantılarla kazanılanlar. “İnsan yaşantılarının ürünüdür” diye bir söz vardır. Bu söz kısmen doğrudur ama tamamen değil. Çevresel etkenlerle kazandıklarımızı yine çevresel etkenlerle kaybedebiliriz. Yada çevresel etkenler nedeniyle kişi bir davranış problemi yaşıyorsa gelecekte bu problem düzeltilebilir. Ancak genetik özelliklerimiz de pek değişiklik olmaz. “Can çıkar,huy çıkmaz” sözü bunu anlatır.
3. Seçimlerimiz. İnsan seçimlerinin sonucudur. Kaderimizi seçimlerimizin çizdiğini söyleyebiliriz. Ancak, aslında bu pek doğru değildir. Bizler herhangi bir konuda bir seçim yaparken, genetik programımızın ve geçmiş yaşantımızın etkisi altında yaparız. Mesela ben, köpekten korkarım. Nedeni çocukluğumda beni bir köpeğin koşturması ve köpek korkusunu üzerimde taşıyor olmam. Bu korkuyu büyük oranda üzerimden atmış olsam da yabancı bir yere girerken köpek var mı diye dikkat ederim. Eğer orada köpek varsa kesinlikle oraya girmem. Yada liseli genç bir kız, modaya uyup arkadaşlarının giydiği kıyafetin aynısını alır. Onun seçiminde geçmiş yaşantısının etkisi olur. Seçimlerimizi etkileyen bir unsur daha vardır. Manevi yönümüz, yani inancımızın, umudumuzun, sevgimizin, duygularımızın kaynağı ruhumuz.
Toparlayacak olursak, kaderimizi etkileyen unsurlar;
1. Genetik programımız.
2. Çevresel etkenler ve yaşantılarla kazanılanlar.
3. Seçimlerimiz.
Şimdi gelelim işin ilahi boyutuna. Tanrı, ana rahmindeki ceninin kalp atışının başlamasından kişinin ölünceye dek geçirdiği yaşam sürecinde nasıl ve ne zaman müdahalede bulunmuş olabilir? Hiçbir zaman. Muallakta kalan tek nokta cinsel ilişkiden sonra hangi spermin yumurtaya ulaşabileceği konusu. Çünkü milyonlarca spermin her birinin kalıtımsal özellikleri farklılık içerebilir.
Tanrı iki şekilde bir insanın kaderini bilebilir.
1. Evrenin başlangıcından sonuna kadar geçen sürecin tümü planlanmıştır. Tanrı, bu sürecin dışında, zamansız bir ortamda, süreci bir film şeridi gibi seyretmektedir.
2. Tanrı insanın sadece kalıtımsal programının nelere sebep olabileceğini doğru bir şekilde öngörür ki, bir insanın yaşantısını dikkatli bir şekilde izlerseniz bunu sizde yapabilirsiniz.
İlahi olarak kaderin bilinmesi ve kaderin planlanıp yaşanması birbirinden faklı şeydir. Tanrı, bir insanın nasıl davranışlarda bulunacağı öngörebilir ve bunu bilebilir. Ancak müdahalede bulunmaz. Davranışı gerçekleştiren bizzat insanın kendisidir. Bu güne kadar, inanç veya sezginin dışında davranışına dışarıdan ilahi bir müdahale olmuş bir tek insan bile yoktur.
Var oluşumuzun zemini özgür irademiz, var oluşumuzun amacı hayal gücümüz, yaratıcılığımız ve ortaya çıkartabileceklerimizdir. Yeryüzündeki doğanın dışında, insanoğlunun ortaya çıkardıklarına bakarsanız hayal gücümüzün ve yaratıcılığımızın neler ortaya çıkartabildiğini görebilirsiniz. Hepsini biz yaptık. Elbette yaptıklarımız Tanrı’nın yaptıkları yanında hiçte mükemmel değiller. O yüzden büyüklenmek yerine kendimiz için, yarattıklarımız için daha dikkatli olmalıyız. Yoksa kendimiz için çizdiğimiz kader bizi karanlık yarınlara götürebilir.