Güneş Sisteminin Oluşumu
25/5/2009 -Kategori: Bilim
Samanyolu galaksimizin oluşumunun üzerinden kısa bir zaman geçmişti. Spiral kolları oluşturan enerji formları evrim geçirerek ayrışmaya başladı. Galaksinin hızı giderek düşüyor, aynı zamanda soğuyordu. Soğuyan kısımlarda gaz ve toz bulutları oluşmaya başladı. Aynı zamanda enerji formlarının dış kısımlarında daha ağır kütleler de oluşuyordu.
Enerji formlarını kızgın ve çok sıcak, şimdiki Samanyolu galaksimizin daha küçük boyutlardaki spiral kollarına benzetebiliriz. Galaksimiz kendi ekseni etrafında döndükçe ve giderek soğudukça bu spiral enerji kolları ayrışmaya başladı. Kollardan ayrılan ve bölünen her bir enerji parçacığı kollar hareket halinde olduğu için geri kalıyordu.
İşte bu olayların yaşandığı bir süreçte Güneşimiz de bu enerji kollarının birinden koptu. Güneşimiz koldan ayrılırken beraberinde peşi sıra bir miktar gaz ve toz parçacığı da Güneşimizle beraber ayrıldı. Koldan uzaklaşmaya başlayan Güneşimiz ince bir kuyruğu olan parlak büyük bir kuyruklu yıldıza benziyordu.
Koldan ayrılan enerji parçacıkları yani bugünkü adıyla yıldızlar, galaksimizin manyetik alanına maruz kalıyorlardı. Bu manyetik alan yıldız içerisindeki sıcak sıvı kütleyle etkileşiyor, yıldızın manyetik alan oluşturmasını sağlıyor ve yıldızın belli bir yönde kendi ekseni etrafında dönmesine neden oluyordu. Güneşimizde koldan ayrıldıktan sonra galaksimizin manyetik alanına maruz kaldı ve kendi ekseni etrafında dönmeye başladı. Güneşimizin hızı yavaştı ve enerji kolunun kütle çekimiyle kolun arkasından hareket ediyordu.
Güneşimizin kendi ekseni etrafında dönmesini daha ayrıntılı şöyle açıklayabiliriz. Güneşimiz enerji kolundan kopar. Galaksimizin manyetik alanına maruz kalır. Bu manyetik alan Güneş çekirdeğindeki sıvının belli bir yönde hareket etmesine neden olur. Bu hareket sonucunda Güneşin dış yüzeyinde iki kutuplu bir manyetik alan oluşur. Oluşan bu manyetik alan yine galaksimizin manyetik alanıyla kesişir. Galaksimizin ve Güneşimizin kesişen manyetik alanları Güneşimizin kendi ekseni etrafında dönmesine neden olur.
Kendi ekseni etrafında dönmeye başlayan Güneşimizin, gaz ve tozlardan oluşan kuyruğu spiral bir şekil alır. Bu oluşum Güneş sistemimizin ilk zamanlardaki halidir. Güneşin etrafında dönen spiral kuyruğun Güneşe yakın olan kısımları daha ağır ve daha sıcak maddelerden, kuyruğun ucuna doğru olan kısımları da daha hafif daha az yoğun maddelerden oluşuyordu.
Güneşimizin spiral kuyruğundaki küçük maddeler sıcak sıvı cıva tanelerine benziyordu. Kuyruğun iç kısımlarındaki maddeler daha sıcak kuyruğun uç kısımlarındaki maddeler biraz daha soğuktu.
Güneşimiz galaksimizin manyetik alanından etkilenerek kendi ekseni etrafında dönmeye başlamıştı. Güneşimizin kuyruğundaki sıcak maddelerde Güneşin oluşan manyetik alanından etkilenerek onlarda kendi ekseni etrafında dönmeye başladılar. Galaksimizin tüm alanı büyük bir manyetik alan havuzu gibiydi.
Güneş sisteminin kuyruğundaki cisimler kendi eksenleri etrafında dönmeye başladılar. Onlarda bir manyetik alana sahiptiler artık. Bu zincirleme reaksiyon daha küçük cisimler içinde geçerliydi. İlk oluşumunda sıcak sıvı bir çekirdeğe sahip cisimlerin tümü sıralı bu manyetik alanlardan etkilendiler.
Kuyruk içinde kendi ekseni etrafında dönmeye başlayan sıcak cisimler oluşturdukları kütle çekim dalgaları nedeniyle çevresindeki daha küçük cisimleri kendine çekmeye başladılar. O küçük sıcak cisimler bugünkü gezegenlerin ilk halleriydi. Merkür, Venüs, Mars, daha dışarıda Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün hepsi birer demir çekirdeğe sahipti ve çevresindeki cisimleri kendilerine çekiyorlardı.
Gezegenlerin oluşan bir çok krateri ilk oluşum zamanlarından kalmadır. Çünkü o zamanlarda daha sıcaktılar, kendi eksenleri etraflarındaki dönüş hızları yüksekti ve kütle çekim dalgaları daha büyüktü. Kuyruğun uç kısımlarındaki daha hafif olan gaz ve toz bulutlarını o bölgelerde bulunan ağır gezegenler kendine çekti. Bu gezegenlerin dış kısımları kalın bir gaz tabakasıyla kaplandı. Bu gezegenler Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün’dü.
Aradan uzun bir zaman geçti. Güneşimizin kendi ekseni etrafındaki dönüşü yavaşlamıştı. Spiral kuyruğundaki gezegenlerde bir miktar soğumuştu. Spiral kuyruğun görüntüsü artık o kadar net değildi. Büyük kütleli gezgenler hariç aralardaki irili ufaklı cisimler yok olmuş gaz ve toz bulutları gezegenler etrafında kümelenmişti. Güneşimiz soğudukça spiral kuyrukta kopmalar başladı. En dıştan başlayarak gezgenler birer birer kuyruktan koptular ve Güneşin etrafında dönmeye başladılar. Gezegenlerin tümü kuyruktan koptuklarında Güneş sistemimiz şimdiki görüntüsüne çok benziyordu.
Aradan uzun bir zaman daha geçti. Güneş sistemine dışarıdan, mevcut gezegenlerden daha genç ve daha sıcak bir gezegen girdi. Beraberinde Güneş sisteminin dışında küçük bir gezegen daha getirdi. Gezegenlerin manyetik alanlarının aynı zamanda tampon görevi görmesinden dolayı sistemdeki diğer gezegenlere çarpmadan Venüs ve Mars arasına yörüngeye oturdu. Bu üzerinde yaşadığımız Dünya idi. Tüm yüzeyi sularla kaplıydı. Burada Dünya’nın oluşumu ayrı olarak anlatılmıştır.
Güneşimiz ve Güneş sistemindeki gezegenler temelde iki unsurdan direk olarak etkilenirler. Manyetik alan kuşakları ve Kütle çekim dalgaları. Bütün bu etkenleri bir araya getirdiğimizde gezegenlerin dönüş hareketleri ve neden birbirine çarpmadan hareket ettiklerini anlayabiliyoruz.
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Güneşin ve Gezegenlerin Manyetik Alan Kuşakları
14/5/2009 -Kategori: Bilim
Soru: Gezegenler neden (veya nasıl) kendi eksenleri etrafında dönerler?
Cevap: Güneşin ve kendilerinin sahip olduğu manyetik alan kuşakları sayesinde.
Manyetik alan kuşağı nedir?
Güneşin ve gezegenlerin sahip oldukları manyetik gücün ortaya çıkardığı, uzay boşluğunun ötelerine kadar yayılan dalgalarına manyetik alan kuşakları denir.
Bir gezegende manyetik alan oluşabilmesi için önce o gezegenin sıvı bir çekirdeğe sahip olması gerekir. Sonra çekirdekteki bu sıvının belli bir yönde hareket etmesi gerekir. Bu hareketin başlamasına sebep olan şey Güneşin manyetik alan kuşaklarıdır. Güneşin manyetik alan kuşakları Dünyamızın içindeki sıvı ile etkileşmiş ve sıvının belli bir yönde hareket etmesini sağlamıştır.
Dünyamızın çekirdeğindeki kızgın sıvının hareketi, Dünyamız etrafında iki kutuplu bir manyetik alan oluşturmaya başladı. İçerideki sıvının miktarına ve sıvının dönüş hızına göre oluşan bu manyetik alanın gücü değişir. Çekirdek sıvısı ne kadar fazlaysa ve çekirdek sıvısının dönüş hızı ne kadar yüksekse manyetik alanın gücü o kadar fazladır.
Dünyamızın ilk zamanlarında çekirdek sıvısı bugüne oranla daha fazlaydı. Dolayısıyla Güneşin manyetik alanından daha fazla etkilenmişti. Güneşin manyetik alanından etkilenen çekirdek sıvısı belli bir yönde hareket etmeye başladı. Kuzey ve güneyinde manyetik iki kutup oluştu. Bu iki manyetik kutup sayesinde manyetik alan kuşakları oluştu. Bu manyetik alan kuşakları Güneşin manyetik alan kuşaklarıyla kesişti ve Dünyamız kendi ekseni etrafında dönmeye başladı. Bunu iki mıknatısın birbirinden etkilenmesi şeklinde de düşünebilirsiniz. İki kutbu olan küre şeklinde iki mıknatısı belli bir mesafede birbirine yaklaştırın. Bu mıknatıslardan birinin orta boy bir karpuz (Güneş) diğerinin bir erik (Dünya) olduğunu düşünün. Karpuz büyüklüğündeki mıknatısı kendi ekseni etrafında döndürdüğünüzde erik büyüklüğündeki mıknatısında kendi ekseni etrafında döndüğünü görürsünüz.

Güneş sistemindeki bütün gezegenlerin kendi ekseni etrafındaki hareketleri bu mekanizmaya göre olur. Geçmişte veya günümüzde sıvı bir çekirdeğe sahip olmayan cisimler üzerlerinde manyetik alan oluşturamazlar. Üzerinde manyetik alan oluşturamayan cisimler kendi eksenleri etrafında dönüş sağlamazlar.
Güneş sistemindeki gezegenlerin manyetik alan güçleriyle, kendi eksenleri etrafındaki dönüş hızları arasında bir orantı vardır. Merkür, Venüs, Dünya, Mars gezegenlerinin manyetik alanları zayıftır. O yüzden kendi eksenleri etrafındaki dönüş hızları düşüktür. Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün gezegenlerinin manyetik alanları güçlüdür. O yüzden kendi eksenleri etrafındaki dönüş hızları yüksektir.
Gezegenlerin manyetik alanlarının bir görevi de Güneşin kütle çekimine karşı tampon etkisi yaratmaktır. Dünyamızın manyetik alanı Dünyamızın Güneşe daha fazla yaklaşmasını engeller. Güneşin manyetik alan kuşakları ve Dünyamızın manyetik alan kuşakları Dünyamızı yörüngede dengede tutar. Dünyamızın çekirdek sıvısı azaldıkça, manyetik alanı biraz daha küçülecek ve Güneşe biraz daha yaklaşacağız.
Ayrıca çekirdek sıvısı azaldıkça yine manyetik alan zayıflayacak, dolayısıyla Güneşin manyetik alanıyla etkileşiminde bir azalma olacak. Bu da Dünyanın kendi ekseni etrafında dönüşünde bir yavaşlamaya neden olacak. Zaman uzayacak.
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Güneşin ve Gezegenlerin Kütle Çekim Dalgaları
11/5/2009 -Kategori: Bilim
Soru: Gezegenler neden (veya nasıl) Güneşin etrafında dönerler?
Cevap: Güneşin sahip olduğu kütle çekim dalgaları sayesinde.
Kütle çekim dalgası nedir?
Kendi ekseni etrafında dönen cisimlerin çevrelerinde oluşturdukları dalgaya kütle çekim dalgası denir.
Eğer bir cismi kendi ekseni etrafında döndürürseniz, çevresindeki başka cisimleri kendine doğru çektiğini görürsünüz. Kütle çekiminin etkisi, kendi ekseni etrafında dönen cismin dönüş hızına, cismin yoğunluğuna ve cismin büyüklüğüne göre değişir.
Güneşin sahip olduğu gözle göremediğimiz kütle çekim dalgalarının görüntüsü galaksimizin spiral kollarının biraz daha açılmış haline benzer. Güneş sisteminde sabit olarak güneş çevresinde dönen gezegenler ve diğer maddeler bu dalgaların gerisinden gelirler. Yani dalgaların hızı gezegenlerin hızından yüksektir. Güneş sisteminin dış yörüngesindeki cisimler bu dalgalardan daha az etkilenir. Dış yörüngedeki küçük cisimler yinede bu dalgadan kaçamazlar ve Güneşe yaklaştıkları noktada Güneşin Kütle Çekim dalgalarının önüne geçerek Güneş tarafından yine dış yörüngelerine fırlatılırlar.
Güneş sistemine dışarıdan giren bir cismin eğer hızı yüksekse Güneşin kütle çekim dalgalarından etkilenmeden yoluna devam edebilir yada Güneşin etrafında bir tur atıp başka bir yöne bir daha geri gelmemek üzere fırlatılır. Güneş sistemine dışarıdan giren cisimler Güneşin kütle çekim dalgalarına maruz kalmakla birlikte yakınından geçtiği ve aynı zamanda kendi etrafında dönen gezegenlerin kütle çekim dalgalarına da maruz kalırlar.Cismin hızı yeterince yüksek değilse Güneşin etrafından dolaşmadan Gezegenin kütle çekim dalgasına maruz kalabilir.Hatta cismin hızı daha da düşükse cisim gezegene düşebilir.
Gezgenin kütle çekim dalgasının büyüklüğüne, cismin büyüklüğüne, cismin hızına göre cisim ya gezegenden etkilenmeden geçer gider, ya gezegenin etrafından dolanır tekrar uzaya fırlatılır, ya gezegenin etrafında dönmeye başlar, yada gezegene düşer.
Güneş, gezegen, yıldız, galaksi gibi kendi ekseni etrafında dönen bütün cisimler kütle çekim dalgalarına sahiptir. Güneş sistemimizdeki gezegenler, astroidler ve diğer cisimler Güneşin kütle çekim dalgaları sayesinde Güneşin etrafında sürekli dönerler.
Gezegenlerin sahip olduğu doğal uyduları da o gezegenin kütle çekim dalgaları sayesinde gezgenin etrafında dönerler. Gezegenin kendi ekseni etrafında dönüş hızı yüksekse o gezegen bol miktarda meteor yağmuruna maruz kalır. Çünkü gezegenin kütle çekimine maruz kalan küçük cisimler bu çekimden kurtulamaz ve gezegene düşerler. Daha büyük cisimler veya hızı yüksek cisimler gezegene düşmeden yanından geçip gider.
Güneş sistemindeki iç gezegenlerin (Merkür,Venüs,Dünya,Mars) kendi ekseni etrafında dönüş hızları düşüktür, dolayısıyla kütle çekim dalgaları da küçüktür. İç gezegen olmalarından dolayı dışarıdan gelen tehlikelere karşıda daha güvenlidirler. Dünyamızın kütle çekim dalgaları dışarıdan gelen orta büyüklükteki hızlı bir cismi yakalayamaz. Ancak küçük ve hızı düşük cisimler atmosferimize girer, onlarda zarar vermeden atmosferde yakılır.
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Ruh Nedir?
30/4/2009 -Kategori: Din

Ruh, bizi diğer canlılardan ayıran, insan olma özelliklerimizi içerisinde barındıran metafizik (fizik ötesi) bir enerji formudur. Ruh, insan bilincinin bir öğesidir. İnsan bilincini oluşturan diğer unsurlarla çift yönlü etkileşim halindedir. Ruh, fiziksel ortamdan elde ettiği bilgilerle metafizik bir hafıza olma özelliğinin yanında, sahip olduğu programı sayesinde fiziksel ortama müdahale edebilme özelliğine de sahiptir.
Derin düşünce, bilinçaltı, duygu, düşünce, fikir, yoğun olarak ruhun etkisi altındadır. İnsanın sahip olduğu hayal gücü, yaratıcılık, duygularımız, düşüncelerimizin çıkış kaynağı ruhtur. Ruh fiziksel ortamdan elde ettiği bilgileri hem depolar, hem de bu bilgileri kendi programıyla harmanlayarak bilinçaltımız, duygularımız ve düşüncelerimizle etkileşime sokar. Fiziksel ortamla sürekli etkileşim halindedir.
Bilinç, insan vücudunda beyinde yer alır. Ruh da insan bilincinin bir öğesi olduğundan o da beyinde yer alır. Ruhun insan vücuduna yerleşme süreci anne karnındaki bebeğin ilk kalp atışıyla başlar. Anne karnındaki ceninin ilk kalp atışları başladığında bu kalp atışları bir sinyal olarak metafizik ortama iletilir. Metafizik ortamda, bir bebeğin oluşma sürecinin başladığının bilgisi alındığında, ruhlar odasından bir ruh, iki melek eşliğinde fiziksel ortama salınır. Ceninin kalp atışlarından gelen sinyali takip eden melekler, ceninin beyin gelişimi başlamadan önce ruhu ceninin beynine yerleştirirler. Ceninin beyin gelişimi ruhuyla beraber olur.
Ruh ile beraber metafizik ortamdan fiziksel ortama gelen iki melek kişinin beyin ölümü gerçekleşene kadar kişinin sürekli yanında bulunurlar. Kişinin fiziksel olarak beyin ölümü gerçekleştiğinde, bilinci de kaybolacaktır. Bilinçle irtibatı kesilen ruhun artık evine dönme zamanı gelmiştir. Ruhu bedenden ayırma işlemini Azrail isimli bir melek gerçekleştirir.
Ruh insan bilincine ilk girdiğinde şekilsiz sade bir biçimdedir. Üzerinde sadece insan olma özelliklerini taşıyan bir program mevcuttur. Bu program sayesinde hem bilinç hem de beyin programlanır. Bilince yerleşen ruh, dna programındaki bilgileri çağırır ve üzerine kopyalar. Ruh bu işlemden sonra şekillenmeye başlar. Sahip olduğu insanın kişilik özelliklerini hafızasına kaydeder. İnsanın yaşantısı boyunca ruh şekillenmeye devam eder. İnsanın fiziksel olarak iki şeyden etkilenir. Dna programındaki kişilik özellikleri (kişisel program) ve yaşantısı boyunca algıladıkları yani çevresel faktörler. Çevresel faktörler sonucunda edindiğimiz huylarımız, kişisel programımıza kaydedilir. Kişisel programımızdaki bilgilerimiz ruhumuza aynen kopyalanır.
Ruhla beraber gelen iki meleğin ruha eşlik etmesinin yanında bir görevi daha vardır. İnsanın yaşantısı boyunca sergilediği davranışlarının kaydını tutmak. Aslında normal bir canlı için bu kaydın bir önemi yoktur. Ancak insana bir ayrıcalık olarak bahşedilen ruhun yetkileri ve üstünlükleri çok olmakla beraber, sorumlulukları da çoktur. Bu sorumluluk ruhun,Tanrı’nın bir parçası olmasından dolayıdır. Günlük hayatımızda bile bir kişinin yetkileri ne kadar çoksa o oranda sorumlukları da çoktur. Tanrı kendi özelliklerine sahip bir canlının kendisini utandırmasını istemez. O yüzden her devirde insanlara uyarıcılar (peygamberler) göndermiştir.
Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Tarih, 14 Nisan 2009. Genelkurmay'ın Normallleşme Süreci Başladı.
19/4/2009 -Kategori: Politika Ic
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Harp Akademileri Komutanlığında bir konuşma yaptı. Bence bu konuşma tarihi bir konuşmaydı. Bu konuşmanın önemi, son zamanlarda sıkça eleştirdiğimiz Genelkurmay’ın zihniyet değişikliğinden ileri geliyordu. Genelkurmay artık, kendi özeleştirisini yapabilen, akılcı ve bilimsel yaklaşımlar sergileyebilen, Türkiye ve Dünya gerçeklerini görebilen ve bu gerçeklerin gerisinde kalmayan bir kurum olduğunu göstermeye ve anlatmaya başladı.
Son zamanlarda Genelkurmayı en sert şekilde eleştirenlerden biride bendim. Bu kurumda yaşanan akıl dışılığı, yozlaşmışlığı, geri kalmışlığı haklı olarak eleştirmiştim. Ancak bu açıklama ile içimde bir umut doğdu. TSK’daki bu değişim, daha doğrusu “normalleşme” umarın en tepeden en aşağıya kadar yaşanır.
Bazı çevreler bu konuşmayla ilgili yine eleştirel yaklaşımlar sergilediler. “Demokrasilerde ve gelişmiş toplumlarda asker konuşmaz” gibi ifadeler kullandılar. Evet, gelişmiş toplumlarda asker konuşmaz. Ancak bizim ülkemiz halen gelişmekte olan bir ülke ve Genelkurmay’ın bu zihniyet değişiklini kamuoyuna beyan etmesi son derece yerinde. Eğer Genelkurmay bu beyanı kamuoyu ile paylaşmamış olsaydı; bir çoğumuz Genelkurmay’ı eski beyanlarıyla hatırlayacak ve yanlış bir önyargıyla düşüncelerimiz şekillenecekti.
Konuşma epey uzundu. Kendimce önemli bulduğum noktaları aşağıya aynen alıntıladım. Ancak bu metnin kamuoyunda daha fazla analiz edilmesinin gerek askerler, gerekse siviller açısından daha faydalı olacağını düşünüyorum. Kısa bir süre önce istifasını istediğim İlker Başbuğ’a şimdi teşekkürlerimi sunuyorum. TSK, akılla beraber daha güçlü ve güvenilir bir kurum halini alacaktır.
“Silahlı kuvvetlerin halkın vergisiyle oluşturulduğu da unutulmamalıdır.”
“Türk Silahlı Kuvvetleri “millete hizmet etmek” ortak amacı için vardır.”
“…bu asker, Türk milletinin bizatihi kendisidir. Aynı hassasiyetlere sahiptir. Kim ne derse desin, Türk milletinin ordusu halktır, halktandır, halk içindir.”
“Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran, Türkiye halkına, Türk milleti denir.Bu tanımda da görüleceği gibi, “Türk milleti” tanımlamasındaki “Türk” sözcüğü bir sıfat olarak değil, değişik unsurların hepsine verilen ortak bir isim olarak kullanılmıştır.”
“Entegrasyon, kişilerin, aidiyet duygusu hissettikleri ikincil kültürel kimliklerini engellemeden, üst/ortak Türk kimliklerini muhafaza etmelerini sağlamaktır. Entegrasyon, farklılıkları kabullenmek, ancak farklı olanların uyum içinde yaşamalarını sağlamaktır.”
“ Modern ulus-devlet anlayışı ve liberal demokrasi, bireysel özgürlüklerin önünü kapatmaz. Aksine modern ulus-devlet, bireysel kültürel özgürlükleri genişletir, kalitesini artırır. Kültürel alanda bireysel özgürlüklerin önünün açılması, etnik kimliği güçlendirecek bir unsur olarak değil, aksine vatandaşların bireysel özgürlük alanını, yaşam kalitesini ve ülkelerine olan sadakatlerini güçlendirici bir unsur olarak görülmelidir.”
“Bu açıdan devletimiz, tüm yurttaşlarına olduğu gibi özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaşamakta olan Kürt ve Zaza kökenli vatandaşlarımıza “daha müreffeh bir yaşam”, “fırsat eşitliğinden daha fazla yararlanabilme” ve “kendilerini her alanda geliştirebilme” imkanlarını sağlamak zorundadır. Ayrıca, bu yurttaşlarımızın “mağduriyete uğradıkları şeklindeki algılarının” düzeltilmesi ve değiştirilmesi gerekmektedir. Bu, devletin asli görevidir.”
“Üzerinde önemle durulması gereken bir diğer konu da terörist ile masum bölge halkının karıştırılmamasıdır. Terör olaylarının yaşandığı bölgelerde, toplumun bütününü potansiyel terörist olarak görmek ve düşünmek, terörle mücadelede yapılabilecek en büyük hatadır.”
“Terörist de neticede insandır. Bölücü Terör Örgütüne katılanların, Örgüte neden katıldıklarının tespiti ve bu katılımları engellemek için gerekli tedbirlerin devlet tarafından alınması terörle mücadelede önemli hususlardandır.”
“Türk Silahlı Kuvvetleri bu vazife ve sorumluluğunu 1984 yılından beri, azimle, kararlılıkla ve başarı ile sürdürmektedir. Bu uğurda bugüne kadar Türk Silahlı Kuvvetlerinin vermiş olduğu şehit sayısı; 4970'tir. Kararlılıkla ve başarı ile sürdürülen bu mücadele neticesinde, Örgüt stratejik savunma aşamasında kalmış, bugüne kadar hiçbir zaman yurt içindeki bir bölgede sürekli denetimi sağlayamamış, dağ kadrosunu denge aşamasına geçirebilecek nitelik ve sayıya ulaştıramamış ve bugüne kadar da 40.000'e yakın personelini kaybetmiştir.”
“Laiklik, Türkiye'de sadece dinle devlet işlerini birbirinden ayırmamış, egemenlik sorununu da çözmüştür. Egemenliğin kutsallığa yani hilafete değil de millete ait olması, laikliği belirleyen ana ilkedir.”
“…Silahlı Kuvvetler hiçbir dönemde dine karşı olmamıştır. Bizim karşı olduğumuz husus siyasi ve kişisel amaç ve çıkarlar için; dinin ve dinî duyguların alet edilmesidir, araç olarak kullanılmasıdır.”
“ Ufku geniş, düşünme becerileri gelişmiş, sorgulayabilen, yaratıcı zekaya sahip, lider ve aynı zamanda yöneticilik niteliklerini kazanmış komutanların yetiştirilmesi, hiç şüphesiz geleceğin inisiyatifimizle şekillendirilmesine büyük katkı sağlayacaktır. Bu nedenle günlük sorunlara, olağan (rutin) işlere takılıp kalmamalısınız. Çünkü, geleceği sizden sonraki kuşakların sorunu olarak görme lüksünüz yok.
Bugün alacağınız kararlar, yapacağınız çalışmalar ve tohumlarını atacağınız projeler, yarınlarımızın şekillenmesine katkı sağlayacaktır. Onun için sizler; bilim ve aklın her çağa uyum sağlayan dinamik yapısı içinde kendinizi sürekli yenilemelisiniz. Bunu yaparken öncelikle Ebedi Başkomutanımız ATATÜRK'ün entelektüel düşünce yapısına, nelerin etki ettiğini iyi incelemelisiniz.”
“Atatürkçü Düşünce Sistemi, ne yapılmasını anlatan bir ideoloji değildir. Akıla ve bilime dayanarak nasıl karar verileceğini gösteren bir dünya görüşüdür.”
“Ebedi Başkomutanımız ATATÜRK'ün, Afyonkarahisar Kolordu Dairesinde subaylara hitaben yaptığı konuşmada ifade ettiği gibi, konumumuz gereği üzerimize düşen vazifeyi yerine getirmek adına fedakârlar sınıfının en önünde bulunmak mecburiyetinde olduğumuzun bilincindeyiz.”