« Önceki | Sonraki »

16/2/2008

Canlı(Canlılık) Nedir?

 

Moleküler düzeyde bir yaşam programına sahip biyolojik yapılar bütününe canlı denir.Bu yaşam programının düzgün bir biçimde çalışması haline de canlılık denir.Canlı yapıya dışarıdan herhangi bir müdahale olduğunda program kendini koruyamazsa canlılık sona erer.Canlıların çok çeşitli türleri vardır.Canlı türlerinin canlılığı sürdürebilmek için temel ortak özellikleri olduğu gibi yapısal olarak birbirlerinden çok farlı özelliklere de sahiptir.

 

Doğada en genel anlamda sınıflandırdığımız canlı türleri,bitkiler ve hayvanlardır.Doğada çok çeşitli canlı türleri ve her bir türün kendine özgü yaşam programı vardır.

 

Canlıların türünü devam ettirmesi için üreme şarttır.Yöntemleri çok çeşitli olabilir.

 

Yaşam programı hücre denen bir yapı içerisinden varlığını sürdürür.Bu program bildiğimiz bilgisayar programıyla da benzerlik gösterir.

Programın aktif hale getirilebilmesi için önce enerjiye ihtiyaç vardır.Bu enerji mevcuttaki güç kaynaklarında yedek olarak bulunabilir veya dışarıdan alınabilir.

İkinci olarak ta programa veri girmelisiniz.Yada programın algısal mekanizmaları,kendini çalıştırmak için uygun verilerin alınmasını bekler.Uygun veriler uygun ortam şartlarında elde edilir.Eğer program kendini çalıştırmak için uygun ortamda değil ve uygun veriler algı mekanizmalarına ulaşmadıysa program ya kendini aktif hale geçirmez yada enerjisi bittiğinde yok olur.

 

Bu yaşam programının bugünkü adı DNA’dır.Bu çok karmaşık bir programdır.

Yaşam programının çalışabilmesi için bazı uygun ortam şartlarının mevcut olması gerekir.Bunlar,

1.Su

2.Oksijen

3.Sıcaklık

4.Işık

5.Toprak veya toprak ürünleri

 

Aslında bu ortam şartları programın çalışabilmesi için veri niteliği de taşır.Bir örnek verecek olursak.Kavanozlarda saklanan,yerin çok derinliklerinde kalmış veya buz kütleleri arasına sıkışmış bitki tohumları yüzlerce yıl sonra uygun ortam sıcaklığı ve nem sağlandığında tekrar filizlenebiliyor.Tohumların bu yüzlerce yıl süren uyku halleri son derece şaşırtıcıdır.

 

Bu bitki tohumları bu davranışlarını sahip olduğu dna programı sayesinde gerçekleştiriyorlar.İşleyen bu karmaşık program neticesinde ortaya algısal bir bilinç çıkıyor.

 

Her canlı türü sahip olduğu program ve sahip olduğu bilinç doğrultusunda hareket eder.

Bitkiler sadece algısal bilince sahiptir.

Hayvanlar,hem algısal,hem de akıla dayalı bir bilince sahiptir.

İnsanlar ise çok daha farklıdır.Algısal ve akıla dayalı bir bilincin yanında düşünsel bir bilince de sahiptir,insanoğlu.

14/2/2008

Moleküler Program-Moleküler Bilinç

Yakın bir tarihe kadar atomun,maddenin en küçük yapı taşı olduğu sanılıyordu.Ancak bu konudaki bilimsel çalışmalar hız kazandıkça atomdan daha küçük yapı taşları olduğu ortaya çıkarıldı.Bunlara kuark adını verdiler.

 

Atom,başlıca üç temel unsurdan oluşur.

Çekirdeğinde proton ve nötronlar.

Çekirdeğin etrafında belli bir yörüngede dönen elektronlar.

Evrendeki madde çeşitliğini sağlayan tek unsur atomun çekirdeğindeki proton sayısıdır.

 

Aynı cins atomlardan oluşmuş saf maddelere element adı verilir.

Farklı cins atomların bir araya gelerek oluşturdukları yapıya da molekül denir.

 

Demir bir elementtir.Saf bir maddedir.Çekirdeğinde 26 proton vardır.Yörüngesinde 26 adette elektronu bulunur.Atomlardaki proton ve elektron sayıları eşittir.

 

Su ise bir moleküldür.İki hidrojen ve bir oksijen atomunun birleşmesiyle oluşmuştur.Bu iki atom son yörüngelerindeki elektronlar sayesinde uygun koşullar altında birbirleriyle bağ kurmuşlar.

 

Bütün bu kısa açıklamalardan sonra esas meseleye gelelim.

Moleküler program…

Yeryüzündeki moleküller belli bir program sayesinde davranış gösterirler.Atom bazında bir program var mı yok mu onu bugün için kestirmek güç.Ancak moleküllerin bir programı olduğu gayet açık.

 

En basit moleküllerden biri olan suyu ele alalım.Pek çok sıvı madde donduğunda Yaklaşık %10’u kadar hacim kaybeder.Su ise donma noktasında tam tersi bir davranış sergiler.Donduğunda ise %10’u kadar daha hacimlidir.Eğer su böyle bir davranış sergilemeseydi,sıfır derecenin altındaki soğuk havalarda göller ve su birikintileri aşağıdan yukarıya doğru donmaya başlayacaktı.Bu özelliği sayesinde Kış aylarında önce suyun üst yüzeyi donar.Buzul kütleler suyun üzerinde yüzer.

Suyun oluşmasını sağlayan iki hidrojen atomu aralarında 104.5 derecelik bir açı oluşturacak şekilde bağ kurarlar.Sorulması gereken soru şu.Neden 104.5 derece?

 

Suyu oluşturan hidrojen bağları akışkanlığın şimdiki gibi olmasını sağlayacak derecede bir yapışkanlığa sahiptirler.Bağlar daha zayıf olsaydı su molekülleri parçalanır ve işe yaramaz hale gelirdi.Bağlar şimdiki olduğundan daha güçlü olsaydı su yeterince akışkan olmazdı.

 

Suyu oluşturan buz kristallerinin oluşturdukları kar taneleri de oldukça şaşırtıcıdır.Bu kar taneleri muazzam güzellikte şekiller ortaya çıkartırlar ve hiçbir kar tanesi diğerine benzemez.

 

İlginç bir bilgi daha.Oksijen yanmayı sağlayan bir elementtir.Hidrojen ise yanıcı özelliğe sahip bir element.Yanmaya eğilimli bu iki element uygun oranda birleşince ateş söndürücü bir özellik kazanmış.

 

Yeryüzünde suyun nasıl oluştuğu kesin olarak bilinemiyor.Ancak bu iki elementin suyu oluşturabilmeleri için,çok yüksek bir sıcaklık gerektiği düşünülüyor.Bu yüksek sıcaklıkta ancak Dünya’nın ilk oluşumu sırasında oluşmuş olabilir.Yada Dünya bir buz fırtınasına maruz kalıp daha sonra buz,suya dönüşmüş olabilir.Her durumda suyun kendi kendine oluşabilmesi ve bu muazzam özelliklere sahip olabilmesi rastlantılarla açıklanamaz.

 

O halde düşünmemiz gereken nokta,moleküler düzeyde bir program ve moleküler düzeyde bir bilinç.Burada suyun şaşırtıcı ve düşündürücü bir çok özelliğini daha bulabilirsiniz.

20/1/2008

Tez, Hipotez, Teori, Yasa, Bilimsel Yöntem, Bilimsel Düşünce, Bi

Tez (İddia) Nedir?

Tartışmaya, iddiaya dayanarak bir öneri, fikir ileri sürmek.

 

Hipotez (Önerme) Nedir?

Bir gözlemin, bir olayın, bir olgunun ya da bilimsel bir problemin, üzerinde daha fazla inceleme yapılarak test edilmesine olanak veren, öneri niteliğinde açıklama.

 

Teori (Kuram) Nedir?

Tekrarlanan gözlem ve deneylerle, mevcut bilgi birikimi düzeyinde doğruluğu büyük ölçüde kabul edilmiş, ancak yine gözlem ve deneyler yoluyla yanlışlanabilme olasılığı bulunan, öngörülerinde doğru çıkmış hipoteze, teori (kuram) denir. Teoriler, gözlem, deney, akıl ve mantık yollarıyla her defasında doğrulanabilmelidir.

 

Yasa (Kanun) Nedir?

Tekrarlanan gözlem ve deneylerle, aynı şartlarda aynı sonuçları verdiği kesin olarak belirlenen, akla ve mantığa uygun, genel kanıya göre kabul görmüş, değişmez nitelik kazanmış, yanlışlanma olasılığı olmayan gerçek bilgiye, yasa (kanun) denir. Yasalar değişmezlik ilkesine sahiptir. Yanlışlamaya çalıştığınızda, yasayı çökertmeniz mümkün olmaz. Yasalar en gerçek değişmezlerdir. Biz bu mevcut değişmezleri kullanarak yeni değişmezler ortaya çıkarmaya çalışırız.

 

Bilimsel Yöntem:

Olayları, olguları açıklamaya veya bilimsel bir problemi çözmeyi çalışırken kullandığımız yöntemdir. Bu yöntemi kullanırken, gözlemlerden ve deneylerden faydalanırız. Ortaya attığımız iddianın başkaları tarafından sınanabilme olanağı bulunmalıdır. Yoksa ortaya attığınız iddia boş, anlamsız ve değersiz bir iddia olacaktır. Dizgeli bir şekilde yapılan gözlem, deney, test, ölçme, araştırma, inceleme, birer bilimsel yöntemdir.

 

Bilimsel Düşünce:

Akla ve mantığa uygun olarak, mevcut değişmez bilgileri kullanarak yeni değişmez bilgiler ortaya çıkarma çabasıdır. Bilimsel bir çalışma yaparken ya da çözmeye çalıştığınız sorun üzerinde düşünürken sadece algısal gözlemlerden ve mevcut bilgi birikiminden faydalanmayız. Bilimsel düşünceye katkısı olan başka unsurlar da vardır. Bunlar, hayal gücü, yaratıcılık ve görebilirlik’ tir.

 

Hayal gücü, fiziksel olarak mevcut olmadığınız veya olamayacağınız ortamlarda gelişen olayları beynimizde sanal olarak görüntüleyebilme yeteneğidir. Bu yeteneğe sahip olan insanlar, başkalarının hiçbir zaman ortaya çıkaramayacağı ya da çok sonraları bulunacak şeyleri ortaya çıkarabilirler.

 

Yaratıcılık, mevcut madde, bilgi birikimi, akıl, mantık ve düşünce gücünü kullanarak tesadüfen veya sistematik olarak, daha önce benzeri olmayan, yeni bir bilgi, buluş, yapı ortaya çıkarmaktır.

 

Görebilirlik, mevcut sistemde, aslında göz önünde olup da daha önce kimsenin farkına varmadığı bir bilgiyi, bir olguyu, bir olayı ya da neden-sonuç ilişkisini ortaya çıkarabilmektir.

 

Bilimsellik:

Bilimselliğin en önemli ölçütü, çalışmanın dizgeli bir şekilde yapılmasıdır. Amaç, mevcut değişmez bilgileri belli bir yöntemle kullanarak başka değişmez bilgiler ortaya çıkarmaya çalışmaktır. Bu sayede genellenebilecek, sorun çözmede kullanılabilecek gerçek ya da gerçeğe yakın bilgi potansiyeli oluşturulur. Elde edilen bu değişmez bilgiler, başka sorunların çözümünde yeniden kullanılır.

 

Değişmez bilgiye ulaşmak için kullanılan her yöntem, her düşünce bilimseldir diyebiliriz. Bir olayın, bir olgunun, bir düşüncenin bilimselliğinden bahsedebilmemiz için de onun yasa olabilmesi için gerekli değişmezlik ölçütüne ne kadar uyup uymadığına bakarız. Yasalaşmış bilgiler zaten doğan olarak bilimseldir. Teorilerin bilimsel olabilmesi için, mevcut bilgi birikimi düzeyinde doğrulanabilmesi, kısmen de olsa içinde mevcut değişmezler barındırması gerekir. Teoriler kesin olarak kabul edilmiş gerçekler olmadığı için, her zaman tartışmaya açıktır ve zaman içinde tekrar tekrar doğrulanmaya gerek duyarlar.

 

Günümüzde, bilimde daha hızlı yol alabilmek için parça teorisi sistemini ortaya koymalıyız. Nedir bu parça teorisi? Teoriyi destekleyecek doğrulamalar, kesinlik kazanmamışsa ve genel olarak kabul göremiyorsa, o teorinin içindeki kesin değişmezleri yasalaştırabilmeliyiz. Bu aşamada,

1-mevcut teori kısmi olarak yasa olacak ya da,

2-yeni bir yasa ortaya çıkarılacak ya da,

3-mevcut teori terk edilecek ya da,

4-yeni bir teori ortaya çıkarılacaktır.

 

Bilimde son nokta teori değil, yasadır. Çünkü teoriler, mevcut bilgi birikimi düzeyinde doğrulanmış, kısmen kabul görmüş açıklamalardır. Gerçeklikleri kesinleşmediği sürece, teorilerin gelecekte bir gün “öyle sanılıyordu” ifadesiyle anılma ihtimalleri çok yüksektir.

 

11/1/2008

Dünya'nın Oluşumu

 

Büyük patlamadan çok,çok uzun bir zaman sonra…Samanyolu galaksimizin ortalarına yakın bir yerlerde iki büyük güneşin çarpışması sonucu kopan küçük parçalardan biri galaksinin dış tarafına doğru yol almaya başladı.Bu yolculuk o küçük parça için uzun ve çetin bir yolculuk olacaktı.Yolculuk başladığında tıpkı şimdiki güneşimiz gibi alev topunu andıran kütle uzun bir zaman sonra yavaş,yavaş soğumaya başladı.Soğudukça kütlenin dış yüzeyi katılaşmaya başladı.Ama içerideki aktivite devam ediyordu.Zamanla kütle biraz daha soğudu,seyahati galaksinin dış tarafına doğru devam ediyordu.Dış yüzey biraz daha katılaşmış ve kalınlaşmıştı.Bu aşamadaki kütlenin görüntüsü binlerce yanardağı olan bir gezegeni andırıyordu.İçerideki sıvı aktivite devam ederken,bir yandan da yanardağ tabir ettiğimiz çatlaklardan sıvı,kütlenin dışını çıkıyor,dış katman biraz daha kalınlaşıyordu.Soğuma devam ederken içerideki sıvı aktivite küçülüyor,dış katı katman büyüyordu.Bütün bunlar yaşanırken gezegeni andıran kütle gaz ve toz bulutlarının arasından geçiyor,değişik maddeleri kendisine çekiyordu.

 

Gezegenin dış yüzeyi çekim alanına giren kütlelerle ince bir kabuk tabakası oluşturmuştu.Son olarak girdiği gaz ve toz bulutundan çıktığında yüzeyi kalın bir buz tabakasıyla kaplıydı.Bu sırada volkanik faaliyetler biraz daha yavaşlamıştı.Gezegeninin dış yüzeyi iyice katılaşmıştı.

 

Seyahatin sonlarına doğru yaklaşılmıştı.Gezegenin çekirdeğine yakın alçak bölgelerindeki buz tabakası yavaş,yavaş erimeye başlamıştı.Bu erime sonrasında bugün deniz veya okyanus diye tabir ettiğimiz soğuk sıvı bir kütle oluşmaya başlamıştı.Buzların erimesi çok uzun bir zaman sürmedi.Gezegenin hemen,hemen büyük bir kısmı su ile kaplanmıştı.Bu arada volkanik patlamalar ve sıvı çekirdekteki aktiviteler azalarak devam ediyordu.

 

Gezegen yola çıktıktan sonra giderek soğuduğu için zamanla çeken değil,çekilen bir konum almıştı.Yolun sonuna geldiğinde artık şimdiki Güneş Sistemi’ne ulaşmıştı.Gezegenimizin başından geçen olaylar yüzünden hızı düşmüştü.O yüzden Güneş Sistemi’ne yumuşak bir giriş yaptı.Güneş etrafında dönmeye başladı.Ancak kütlece ağır olduğu için yavaş,yavaş Güneş’e yaklaşıyordu.

 

Güneş’e biraz daha yaklaştığında üzerindeki manyetik alanın,güneşin manyetik alanıyla etkileşmesi sonucu kendi ekseni etrafında dönmeye başladı.Güneş’e yaklaştıkça dönme hızı artıyordu.Şimdiki yörüngesine oturmasını ise merkezinde hala sıvı haldeki aktiviteye borçlu.Güneşin manyetik alanı,gezegenin içerisindeki sıvı ile etkileşmiş ve sıvının belli bir yönde hareket etmesini sağlamıştır.İçerideki sıvı maddenin hareketi,dünyanın dönmesi ve güneşin manyetik alanı arasında bir ilişki vardır.

 

Yörüngeye oturan Dünya’mız soğumaya devam etti.ancak Güneş’in manyetik alanının etkisi ve dış yüzeydeki katı katmanın baskısı sonucu soğuma yavaşlamıştı.

 

Zamanla dış yüzeydeki gaz ve toz bulutları ve okyanusların bir miktar buharlaşması sonucu ilkel bir atmosferi oldu.Bu atmosfer şimdikinden çok farklıydı.Daha ağır ve alçak bir atmosfer yapısına sahipti.Bu gezegen,üzerinde yaşadığımız Dünya’nın ilk haliydi.Ancak henüz yaşam ortaya çıkmamıştı.

Dünya'nın ve Ay'ın Oluşumu (01.01.2009 tarihli yeni düzenleme) 

3/12/2007

Ben Bir Uzaylıyım

Sizin ölçü birimlerinizle bile ölçülemeyecek kadar uzak bir galaksiden geldik.Bizler kendi galaksimizde bulunan tek,akıllı canlı türüyüz.Bu konuda sizden epey ileride olduğumuzu söyleyebilirim.Mantık ve matematik kurallarımız benzeşiyor.Ancak fiziksel olarak sizlerden biraz farklıyız.Bizim sistemimizdeki güneşimiz daha parlak,çok daha renkli ve ışıltılı.Sizler bizleri göremiyorsunuz.

 

Bizler kendi uygarlığımızın keşif kolunu oluşturuyoruz.Uçsuz bucaksız evrende gidebildiğimiz yere kadar gidip bize benzeyen canlı türlerinin olup olmadığını araştırıyoruz.Galaksiler arası seyahatlerimizi sizin henüz keşfedemediğiniz birkaç farklı boyutu kullanarak yapıyoruz.Buna kısaca zamanda sıçrama diyoruz biz.Bugüne kadar 567 galaksi taradık.Siz 568. oluyorsunuz.Ve rastladığımız tek canlı türü sizsiniz.

 

Galaksinize “yaşam dönergeci”,üzerinde yaşadığınız gezegene “mavi küre” adını verdik.Gezegeninizi ve üzerindeki canlı türlerini incelediğimizde sizin tabirinizle şoke olduk.Bizim galaksimizde bir tek akıllı canlı türü olmasına karşın,sizin üzerinde yaşadığınız mavi küre akıllara durgunluk verecek bir canlı türü çeşitliliğine sahip.

 

Gezegeninizdeki su miktarı daha önce hiç karşılaşmadığımız bir oranda.Denizlerdeki ve atmosferdeki uyum,gezegenin ısısı bizi çok şaşırttı.Ayrıca deniz içerisinde ve gezegen kabuğu üzerindeki yaşam çeşitliliği inanılmaz.

 

Sizlerde bizim gibi galaksiler arası seyahat edebiliyor olsaydınız eğer ne kadar şanslı canlı türleri olduğunuzu daha iyi anlardınız.Sizlere bazı bilimsel konularda yardım etmeye karar vermiştik.Ancak kısa süreli bir gözlem neticesinde bunun çokta doğru bir karar olmadığını düşünmeye başladık.Bazı arkadaşlarımızın bilgi paylaşımı konusunda ciddi çekinceleri oluştu.

 

Müthiş güzellikte bir yaşam platformuna sahip olmanıza rağmen,gezegeninizin değerini bilmiyorsunuz.Çevrenizdeki diğer canlıları,bitki ve hayvan türlerini yok ediyorsunuz.Denizlerinizi,soluduğunuz havayı hızla kirletiyorsunuz.Gezegeninizdeki tek akıllı canlı türü olmanıza rağmen birbirinizle savaşıyor,birbirinizi yok ediyorsunuz.

 

Bütün bunları göz önüne aldığımızda sahip olduğumuz bilgileri sizlerle paylaşmayı doğru bulmadık.Bu şekilde evrenin daha güvenli olacağını düşündük.

 

Sizi uzunca bir süre daha izlemeye devam edeceğiz.Onca olumsuz taraflarınıza rağmen bilginin ışığında uygarlığınızı daha ileri bir seviyeye taşıyacağınıza inanıyoruz.Size tek bir tavsiyede bulunacağım,yaşadığınız gezegenin,kendinizin,yaptıklarınızın farkına varın.Bu evrende her şeyinizle teksiniz.Başka bir “mavi küre” yok.