« Önceki |

22/11/2009

Atatürk ve Sahte Hocalar

Geçenlerde bir sohbet esnasında, cumhuriyetin ilk yıllarında Atatürk’ün sahte hocaları ayıklamak için uyguladığı iki farklı sınavı iki farklı kişiden dinledim. Bu anlatacaklarım herhangi bir belgeye dayanmayan, kulaktan dolma, kişilerin kendi ağızlarından dinlediğim hikayelerdir. Bu hikayelerin gerçek olup olmamasından ziyade uygulanan yöntemlere dikkat çekmek istiyorum. Eğer bu anlatılanlar gerçek dışı ise bu yöntemleri kimler kafasından uydurmuş olabilir?

 

Hikaye 1;

Atatürk tüm hocaları sınavdan geçirmek için bir meydanda topluyor. Meydanın ortasında, yere bir Kuran’ı Kerim koyuyor ve diyor ki;

“Bu Kuran’ın üstüne basıp geçenleri sağ bırakacağım. Üstüne basıp geçmeyenleri asacağım.”

Bazı hocalar hayatlarını kurtarabilmek için Kuran’ın üzerine basıp geçiyorlar. Bazı hocalarsa “Biz öleceğimizi bilsek bile Kuran’ın üstüne basamayız. Gerekirse bu yolda ölürüz.”diyorlar. Atatürk Kuran’ın üstüne basıp geçen hocaların hepsini astırıyor. Çünkü onlar dini kendi çıkarları için kullanan sahte hocalar. Bu şekilde kimlerin din istismarı yaptığını ortaya çıkarıyor.

 

Hikaye 2;

Atatürk yine sahte hocaları, gerçeklerinden ayırabilmek için hepsini makamında toplar ve teker teker sıra ile odasına alır. Odasına aldığını hocanın oturması için üç tane sandalye koyar. Sandalyelerden birinin altına bir tane ekmek, diğerinin altına kendi fotoğrafını, ötekinin altına da bir Kuran’ı Kerim koyar. Aslında bu çok çetin bir sınavdır. Hoca ya ekmeğin, ya Atatürk’ün yada Kuran’ın üstüne oturacaktır. Ancak bir alternatif daha vardır. Hiçbirinin üstüne oturmamak, ayakta dikilmek. Gerçek hocalardan hiçbirisi bu sandalyelerden herhangi birine oturmaz, ayakta dururlar. Sandalyelerden herhangi birine oturan hocalar idam ettirilir.

 

Bu yaşanılanların doğru olduğunu varsayarsak, kötü niyetli kişilerce dinin bir sömürü aracı, otorite ve iktidar aracı olduğunu söylememiz yanlış olmaz. Din, inanç insanoğlunun en zayıf noktasıdır ve bu inanç yüzyıllarca toplum liderleri tarafından kullanılmıştır. Halende kullanılmaya devam etmekte. Ümmetçiliğin olduğu bir toplumda birey olarak bir değeriniz yoktur. Birey olarak gelişemezsiniz. Birey olarak hür iradenizi ortaya koyamazsınız. Toplum lideri sizin adınıza karar verir ve öyle yaşarsınız.

 

Tarih bize gösterir ki din, toplum liderleri tarafından defalarca kişisel çıkarlara alet edilmiştir. Atatürk’ün söylediği gibi, “Cumhuriyet fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.” İşte bu yüzden, sahip olduğumuz cumhuriyetimize, demokrasimize ve laikliğe sahip çıkmalıyız ve korumalıyız.

30/4/2009

Ruh Nedir?



























Ruh, bizi diğer canlılardan ayıran, insan olma özelliklerimizi içerisinde barındıran metafizik (fizik ötesi) bir enerji formudur. Ruh, insan bilincinin bir öğesidir. İnsan bilincini oluşturan diğer unsurlarla çift yönlü etkileşim halindedir. Ruh, fiziksel ortamdan elde ettiği bilgilerle metafizik bir hafıza olma özelliğinin yanında, sahip olduğu programı sayesinde fiziksel ortama müdahale edebilme özelliğine de sahiptir.


Derin düşünce, bilinçaltı, duygu, düşünce, fikir, yoğun olarak ruhun etkisi altındadır. İnsanın sahip olduğu hayal gücü, yaratıcılık, duygularımız, düşüncelerimizin çıkış kaynağı ruhtur. Ruh fiziksel ortamdan elde ettiği bilgileri hem depolar, hem de bu bilgileri kendi programıyla harmanlayarak bilinçaltımız, duygularımız ve düşüncelerimizle etkileşime sokar. Fiziksel ortamla sürekli etkileşim halindedir.

Bilinç, insan vücudunda beyinde yer alır. Ruh da insan bilincinin bir öğesi olduğundan o da beyinde yer alır. Ruhun insan vücuduna yerleşme süreci anne karnındaki bebeğin ilk kalp atışıyla başlar. Anne karnındaki ceninin ilk kalp atışları başladığında bu kalp atışları bir sinyal olarak metafizik ortama iletilir. Metafizik ortamda, bir bebeğin oluşma sürecinin başladığının bilgisi alındığında, ruhlar odasından bir ruh, iki melek eşliğinde fiziksel ortama salınır. Ceninin kalp atışlarından gelen sinyali takip eden melekler, ceninin beyin gelişimi başlamadan önce ruhu ceninin beynine yerleştirirler. Ceninin beyin gelişimi ruhuyla beraber olur.

Ruh ile beraber metafizik ortamdan fiziksel ortama gelen iki melek kişinin beyin ölümü gerçekleşene kadar kişinin sürekli yanında bulunurlar. Kişinin fiziksel olarak beyin ölümü gerçekleştiğinde, bilinci de kaybolacaktır. Bilinçle irtibatı kesilen ruhun artık evine dönme zamanı gelmiştir. Ruhu bedenden ayırma işlemini Azrail isimli bir melek gerçekleştirir.

Ruh insan bilincine ilk girdiğinde şekilsiz sade bir biçimdedir. Üzerinde sadece insan olma özelliklerini taşıyan bir program mevcuttur. Bu program sayesinde hem bilinç hem de beyin programlanır. Bilince yerleşen ruh, dna programındaki bilgileri çağırır ve üzerine kopyalar. Ruh bu işlemden sonra şekillenmeye başlar. Sahip olduğu insanın kişilik özelliklerini hafızasına kaydeder. İnsanın yaşantısı boyunca ruh şekillenmeye devam eder. İnsanın fiziksel olarak iki şeyden etkilenir. Dna programındaki kişilik özellikleri (kişisel program) ve yaşantısı boyunca algıladıkları yani çevresel faktörler. Çevresel faktörler sonucunda edindiğimiz huylarımız, kişisel programımıza kaydedilir. Kişisel programımızdaki bilgilerimiz ruhumuza aynen kopyalanır.

Ruhla beraber gelen iki meleğin ruha eşlik etmesinin yanında bir görevi daha vardır. İnsanın yaşantısı boyunca sergilediği davranışlarının kaydını tutmak. Aslında normal bir canlı için bu kaydın bir önemi yoktur. Ancak insana bir ayrıcalık olarak bahşedilen ruhun yetkileri ve üstünlükleri çok olmakla beraber, sorumlulukları da çoktur. Bu sorumluluk ruhun,Tanrı’nın bir parçası olmasından dolayıdır. Günlük hayatımızda bile bir kişinin yetkileri ne kadar çoksa o oranda sorumlukları da çoktur. Tanrı kendi özelliklerine sahip bir canlının kendisini utandırmasını istemez. O yüzden her devirde insanlara uyarıcılar (peygamberler) göndermiştir.

18/2/2009

Dünya'nın Yaratılışı (Kuran'a Dayalı Anlatım)

{2} Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin ki, Allah'a karşı gelmekten sakınasınız. O, yeri sizin için döşek, göğü de bina yapan, gökten su indirip onunla size rızık olarak çeşitli ürünler çıkarandır. Öyleyse siz de bile bile Allah'a ortaklar koşmayın. [Bakara 21-22]

 

{76} İnsan (henüz) anılır bir şey değilken (yaratılmamışken) üzerinden uzunca bir zaman geçti. Şüphesiz biz insanı, karışım halindeki az bir sudan (meniden) yarattık ve onu imtihan edeceğiz. Bu sebeple onu işitir ve görür kıldık. [İnsan 1-2]

 

{11} O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı konusunda sizi imtihan için, henüz Arş'ı su üstünde iken gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratandır. Böyle iken "Ölümden sonra şüphesiz diriltileceksiniz" desen, inkarcılar "Mutlaka bu apaçık bir büyüdür" derler. [Hud 7]

 

{21} İnkar edenler, göklerle yer bitişikken, bizim onları ayırdığımızı ve diri olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi görmediler mi? Hâlâ inanmayacaklar mı? Onları sarsmasın diye yere de sabit dağlar yerleştirdik ve (varacakları yere) yol bulabilsinler diye ondan geçitler yollar meydana getirdik. Gökyüzünü de korunmuş bir tavan yaptık. Onlar ise oradaki, (Allah'ın varlığını gösteren) delillerden yüz çevirmektedirler. O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratandır. Her biri bir yörüngede yüzmektedirler. [Enbiya 30-31-32-33]

 

{41} De ki: "Siz mi yeri iki günde (iki evrede) yaratanı inkâr ediyor ve O'na ortaklar koşuyorsunuz? O, âlemlerin Rabbidir."O, dört gün içinde (dört evrede), yeryüzünde yükselen sabit dağlar yarattı, orada bolluk ve bereket meydana getirdi ve orada rızık arayanların ihtiyaçlarına uygun olarak rızıklar takdir etti.Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi; ona ve yeryüzüne, "İsteyerek veya istemeyerek gelin" dedi. İkisi de, "İsteyerek geldik" dediler.Böylece onları, iki günde (iki evrede) yedi gök olarak yarattı ve her göğe kendi işini bildirdi. En yakın göğü kandillerle süsledik ve onu koruduk. İşte bu, mutlak güç sahibi ve hakkıyla bilen Allah'ın takdiridir. [Fussilet 9-10-11-12]

 

{15} Yeri de yaydık, ona sabit dağlar yerleştirdik ve orada ölçülü (bir biçimde) her şeyi bitirdik. Orada hem sizin için, hem de sizin rızık vermediğiniz kimseler için geçimlikler meydana getirdik. Hiçbir şey yoktur ki hazineleri yanımızda olmasın. Biz onu ancak belli bir ölçüyle indiririz. Rüzgârları da aşılayıcı olarak gönderip yukarıdan su indirerek sizi onunla suladık. Onu toplayıp depolayan da siz değilsiniz. [Hicr 19-20-21-22]

 

{50} Yeryüzünü de yaydık ve orada sabit dağlar yerleştirdik. Orada her türden iç açıcı çift bitkiler bitirdik. [Kaf 7]

 

{79} (Ey inkarcılar!) Sizi yaratmak mı daha zor, yoksa göğü yaratmak mı? Onu Allah kurmuştur. Onu yükseltmiş ve ona düzen ve âhenk vermiştir. O göğün gecesini karanlık yaptı, ışığını da çıkardı. Ardından yeri düzenleyip döşedi. Ondan suyunu ve merasını çıkardı. Dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi. Bunları sizin için ve hayvanlarınız için bir yarar kaynağı yaptı. [Naziat 27-28-29-30-31-32-33]

 

{13} Allah, gökleri gördüğünüz herhangi bir direk olmadan yükselten, sonra Arş'a kurulan, güneşi ve ayı buyruğu altına alandır. Bunların hepsi belli bir zamana kadar akıp gitmektedir. O, her işi (hakkıyla) düzenler, yürütür, âyetleri ayrı ayrı açıklar ki Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanasınız.O, yeri yayıp döşeyen, orada dağlar, nehirler meydana getiren, orada her türlü meyveden (erkekli-dişili) iki eş yaratandır. O geceyi gündüze bürüyor. Şüphesiz bunlarda, düşünen bir kavim için (Allah'ın varlığını gösteren) deliller vardır.Yeryüzünde birbirine komşu kara parçaları, üzüm bağları, ekinler; bir kökten çıkan çok gövdeli ve tek gövdeli hurma ağaçları vardır ki hepsi aynı su ile sulanır. Ama biz ürünleri konusunda bir kısmını bir kısmına üstün kılıyoruz. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir kavim için (Allah'ın varlığını gösteren) deliller vardır. [Rad 2-3-4]

 

{31} Allah gökleri görebileceğiniz direkler olmaksızın yarattı. Yeryüzüne de, sizi sarsmasın diye sabit dağlar yerleştirdi ve orada her türlü canlıyı yaydı. Gökten de yağmur indirip orada her türden güzel ve faydalı bitki bitirdik. [Lokman 10]

 

 

Yukarıda Dünya’nın yaratılışıyla ilgili bazı ayetler verdim. Aslında bu ayetler Dünya’nın yaratılmasıyla ilgi değil, Dünya’nın düzenlenmesiyle ilgilidir. Yakın bir zamana kadar yukarıdaki ayetler Dünya’nın hatta evrenin yaratılmasıyla ilgili olarak bazı çevrelerce referans olarak gösteriliyordu. Aslında durumun hiçte öyle olmadığını ayetleri analiz ederek hep birlikte göreceğiz.

 

{2} numaralı ayette “sizi ve sizden öncekileri yaratan” ifadesi geçiyor. Buradan bizden önce de yaratılmış varlıkların olduğunu anlıyoruz. Ancak bu yaratılanlar suda mı yaşıyordu, karada mı yaşıyordu orası belli değil. {76} numaralı ayette “insan anılır bir şey değilken üzerinden uzunca bir zaman geçti” diyor. İnsanoğlu henüz ortada yokken yeryüzünde uzun bir zaman geçti. Bu ayetlerde anlatılanlara baktığımızda aslında Dünya’nın önceden yaratılmış, Dünya’da bizden önce yaşayan canlıların varolmuş olduğunu anlıyoruz. Burada Dünya’nın yoktan var edildiği gibi bir durum yoktur. Devam edelim.

 

{11} numaralı ayette “henüz arşı su üstündeyken” diyor. {21} numaralı ayette “göklerle yer bitişikken, bizim onları ayırdığımızı, gökyüzünü de korunmuş bir tavan yaptık” ifadeleri geçiyor. “Arş” kelimesi göğün en yükseği anlamında kullanılır. Göğün en yükseği su üstündeyken, gökleri ve yeri ayırıyorsa demek ki, o zamanki “gök” şimdikinden daha alçaktı. {41} numaralı ayette “sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi; ona ve yeryüzüne isteyerek veya istemeyerek gelin dedi.” ifadesi geçiyor. {13} numaralı ayette “Allah, gökleri gördüğünüz herhangi bir direk olmadan yükselten”  ifadesi geçiyor. {79} numaralı ayette “göğü yükseltmiş, ona düzen ve ahenk vermiştir.” diyor. Şimdi gökle ilgili bütün bu bilgileri toparlayalım. Gökyüzü, yeryüzüyle bitişikmiş gibi alçaktı ve duman gibi görünüyordu. Allah bu gökyüzünü yükseltti, onu düzenledi ve korunmuş bir tavan yaptı. Burada da Dünya’nın yaratılması ile ilgili bir anlatım yok. Burada göğün düzenlenmesi durumu söz konusu.

 

{41} numaralı ayette “göğe ve yeryüzüne isteyerek veya istemeyerek gelin” ifadesi geçiyor. {15} ve {50} numaralı ayetlerde “yeri yaydık, sabit dağlar yerleştirdik, ölçülü biçimde her türden bitkiler bitirdik” ifadeleri geçiyor. {31} numaralı ayette “yeryüzüne de, sizi sarsmasın diye sabit dağlar yerleştirdi” diyor. Yeri yaymak ne demektir? Yeryüzü ile ilgi farklı ifadeler var Kuran’da. Yerin bir yere çağırılması ve yayılmasından kara parçalarının hareket ettirilerek düzenlenmesini anlayabiliriz. Kıtalar birbirine çarptırılarak sabit yüksek dağlar meydana getirilebilir. Sabit dağlar oluşturma gerekçesini de “insanların sarsılmaması” olarak açıklıyor. Sarsılma nasıl olur, ya Dünya’nın düzensiz hareketleriyle yada volkanik faaliyetlerle. Yada her ikisi birden. Dünya’nın en yüksek dağları olan Himalaya’ların da Şimdiki Hindistan’ın Asya kıtasının güneyine çarpması sonucu oluştuğu düşünülüyor.

 

Peki bütün bu işlemler ne kadar sürdü? Yerle göğün ayrılması, yerin düzenlenmesi, göğün düzenlenmesi. Hepsi 6 gün sürdü. 4 gün yerin düzenlenmesi, 2 günde göğün düzenlenmesi. {41} numaralı ayette Allah bunu açıkça dile getiriyor. [Fussilet 9-12] Bazı çevreler Allah katında 1 günün bize göre 1000 yıl sürdüğünü dile getirerek bu 6 günün aslında 6000 yıl olabileceğini söylüyorlar. Ben bu görüşe katılmıyorum. Tanrı böyle bir bilgi için dolaylı ifadeler kullanmaz. Direk ölçü verir. O bakımdan 1000 yıl yorumları, (parantez içi) yorumları bana göre yanlıştır. Nasıl ki “biz insanı çamurdan yarattık” diyorsa, bu konuda da 6 günü referans almak durumundayız. Kuranı bilime uydurma çabası içinde olanlar da bu konuda yanılgıya düşmesinler. 6000 yıl karaların hareketi, gökyüzünün oluşumu ve bitkilerin oluşumu için makul bir rakam olarak görünebilir. Ancak, sabit dağların yaratılabilmesi için o kara parçalarının ne kadar büyük bir hızla birbirine çarptırılması gerektiğini düşünürseniz. Yeryüzünün gerçek 4 günde nasıl oluşmuş olabileceğini anlarsınız.

 

Diğer bir nokta düzenlenmenin sıralaması. Düzenleme,yeryüzünün yayılmasıyla başlıyor. Yani kara parçalarının hareket ettirilmesi. Sonrasında dağlar oluşturuluyor. Canlılık ortaya çıkarılıyor. Bitkilerin ortaya çıkarılması. En son gökyüzü düzenleniyor. Neden? Çünkü yeni yaratılanlar için mevcut atmosfer uygun değil de ondan. 4 günde yaratılanların yaşama devam edebilmeleri için uygun atmosferik koşulların oluşması gerekir ve dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı yeryüzünün korunması gerekir. Yani yeryüzündeki oluşumlara göre bir atmosfer düzenlemesi yapılıyor. Bunun ne kadar önemli olduğunu ozon tabakamızdaki delikten herkes anlayabiliyor sanırım. Küresel ısınma konuları hani.

 

Toplam 6 gün süren bu oluşumların, gerçek 6 dünya günü olmasının bir nedeni daha var. Yeryüzündeki ve gökyüzündeki dengeler birbirine fazlasıyla bağımlı. Bütün işlemler ince bir ayara bağlı olarak yürüyor. Eğer bu dengeler doğal yollarla oluşmuş olsaydı ya da uzun bir sürecin sonucunda oluşmuş olsaydı, kurulan bu dengelerin biraz bozulması halinde canlılık şimdiki gibi tehlikeye girmezdi. O yüzden Dünyamızın dengeleriyle fazla oynamayalım.

 

Sonuç olarak; yukarıda verdiğim Kuran’da geçen ayetler Dünya’nın yaratılmasıyla değil, Dünya’nın düzenlenmesiyle ilgilidir. Allah, yeryüzünde canlılığın yada  insanın oluşumu için belli bir süreç içinde Dünya’daki fiziksel ortama müdahale etmiş, insanın ortaya çıkış şartlarını uygun hale getirmiştir.

 

30/7/2008

Tanrı Neler Düşünür?

Çok çok uzun bir zaman önce,hiçliğin tam ortasında,madde aleminin henüz ortaya çıkmadığı bir anda,atom tanesi büyüklüğünde bir enerji parçacığı,saniyenin çok küçük bir zaman diliminde ciddi bir görev için şekilleniyordu.Bu görevin adı “Evren” di.Tanrı “Evren” adını verdiğimiz bir enerji,ışık ve madde alemi yaratmaya karar vermişti.Yoktan var edilen bir evren.

Bugün “Big bang” adını verdiğimiz ilk oluşuma göre,o küçük enerji parçacığı Tanrı’nın emriyle patladı ve hızla genişlemeye başladı.Enerji parçacıklarının ısısı ve yayılma hızı tarif edilemeyecek bir orandaydı.Genişleme çok hızlı oldu.Ancak hiçliğin ortasındaki enerji parçacıklarının ilk hızları öylesine yüksekti ki genişlemenin yavaşlaması mümkün değildi.

Genişleme çok uzun bir zaman devam etti.Enerji parçacıklarının etrafındaki ısı düştükçe madde aleminin ilk oluşumları ortaya çıkmaya başladı.Isısı ve hızı düşen enerji parçacıklarının etrafında katı maddeler oluşmaya başladı.Ve yine uzun bir zaman sonra “galaksi” adını verdiğimiz enerji ve madde yığınları oluşmaya başladı.Bugün madde alemi dediğimiz “Evren” aslında sadece madde aleminde ibaret değildir.Aynı zamanda enerji alemidir.

Evrenin genişlemesi ve galaksilerin oluşumları aşamasında farklı ısı ve madde oluşumlarının birbirleriyle etkileşmesi sonucu farklı cins ve özelliklerde,bugün “element ve molekül” adını verdiğimiz oluşumlar meydana geldi.Bugün içinde yaşadığımız bütün evren “düzen-düzensizlik prensibi” ne sahiptir.Yani düzenden kontrollü bir düzensizlik,düzensizlikten kontrollü bir düzen ortaya çıkar.

Tanrı istediğini yapmıştı.Yoktan bir madde ve enerji alemi ortaya çıkartmıştı.Bize göre inanılmaz büyüklükteki bu evrende çok çeşitli güzellikler saklıydı.Tanrı bir süre bu evrendeki düzensizliklere,istediği gibi müdahale ederek muazzam güzellikler ortaya çıkardı.Aynı zamanda bütün madde ve enerji alemini döndürüyordu.Yani kendisine ibadet ettiriyordu.Hüküm O’nundu.O her şeyi yaratan ve kendisine boyun eğdirendi.

Sonra bu madde aleminde daha fazla şey ortaya çıkarmaya karar verdi.Bugün “Canlı” adını verdiğimiz şeyler.Bunun içinde yeni bir yapı ortaya çıkaracaktı.Düzensizlikteki evrene müdahale ederek bugün “Dünya” ismini verdiğimiz yapıyı ortaya çıkardı.

Dünyamızın ilk hali şimdikinden çok farklıydı.Tüm yüzeyi sularla kaplıydı.Alçak ve ağır bir atmosferi vardı.Tanrı’nın ortaya çıkardığı ilk canlılar tümüyle su altında yaşıyordu ve su sayesinde dış ortamdan izole ediliyorlardı.Tanrı kendisi için küçük ama yeni bir alem ortaya çıkarmıştı.Su altında yaratıcılığının türlü türlü güzelliklerini ortaya koyuyordu.

Tanrı,bir süre sonra farklı bir ortamda canlı oluşturmak istedi.İşte o zaman farklı müdahaleler gerekti.Güneş ve Dünya arasındaki mesafe,Dünya’nın dış katmanının hareket ettirilerek düzene sokma,atmosferde ayarlamalar yapma gibi müdahaleler oldu.Yeryüzünde karalar oluştu.Çeşit çeşit bitkiler ortaya çıkardı.Ve sonrasında yeryüzündeki ilk kara hayvanları.

Enerji,madde,canlı her şeye boyun eğdiriyordu.Her şeyi yapmaya gücü yetiyordu.Müthiş bir yaratıcılık ve koşulsuz bir boyun eğdirme.Evrendeki düzen-düzensizlik prensibi Dünya’da da geçerliydi.Tanrı her şeyi bir programa göre yapıyor ancak programın çalışmasını kendi haline bırakıyor,ona müdahale etmiyordu.Ancak ilk program her zaman vardı.

Bir süre daha geçti.Tanrı yeni bir şey yapmak istedi.Hayvan formunda bir canlı yaratacak,ancak ona kendi özelliklerinden verecekti.İşte O,şu an bu satırları yazan “İnsan” olacaktı.

Ve Tanrı,insanı yarattı.Bu diğer canlılardan çok farklıydı.Nedeni,Tanrı’nın özelliklerini taşıyor olmasıydı.Diğer canlılar sahip oldukları ilk program sayesinde düzensizlik içinde hareket ediyorlardı.Yaşamlarının sadece sahip oldukları program çerçevesinde bir önemi vardı.Bir düşünceye,fikre,yaratıcılığa sahip değillerdi.Ancak insan,farklıydı.İnsan,düşünüyordu,gözlüyordu,davranış değiştiriyordu,farklı şekilde konuşuyordu,yaratıcıydı.Bugün “İnsan” diyerek sahiplendiğimiz bütün değerler aslında Tanrı’nın bize bahşettiği şeylerden başka bir şey değildi.

Yaratılmışlığın içinde yeni şeyler yarattı.Evren içinde alem,alem içinde yaşam.Tanrı’nın gücünün ve yaratıcılığının bir sınırı yoktu.İstemesi ve hayal etmesi yeterliydi.İnsanoğlu yeterli güce ulaştığında yada ulaşabilirse hayal ettiklerini gerçekleştirebilir.Yaratıcılık ve hayal gücü’nün bir sınırı yoktur.Bizi sınırlayan tek şey bulunduğumuz ortamdaki madde çeşitliliğidir.

İnsanoğlu,şarkılar,şiirler yazdı.Filmler çekti.Makineler ortaya çıkardı.Yaşadığımız Dünya’daki maddeler ve yaratıcılığımızla yeni yeni şeyler ortaya çıkarttık.Düşünce,akıl ve bilgi birikimiyle geliştik “İnsan” denilen bir değer ortaya çıkarttık,Tanrı’nın özelliklerine sahip bir hayvan formuyken.

Bilginin çoğalmasıyla birlikte İnsan kendini Tanrı’nın yerine koymak istedi.Bu çok doğal bir davranıştı.Zira Tanrı’nın özellikleriyle donatılmıştı.Ancak zaman zaman acizliği kendisine hatırlatıldı.

Evrende bizimkine benzer canlı formlarının olup olmadığını henüz bilmiyoruz.Mesafeler çok büyük ve biz çok küçüğüz.Ancak olmaması çok sıkıcı olurdu.Bizim algı derecemiz ile evrendeki büyüklük ve mesafeler arasında bir uçurum söz konusudur.Dünyamızdaki fizik ve kimya kuralları evrenin her yerinde geçerli olmayabilir.Bilimsel yasalarımız kısmen evrensel olabilir.Dünyamızdaki element ve moleküllerden çok daha fazlası farklı ısı ortamlarında mevcut olabilir.

Ortaya koyduğumuz bütün değerler,sadece Tanrı’nın bize bahşettiği özellikler olabilir.Bizim olanlar,yaratıcılık ve hayal gücümüzle ortaya çıkardıklarımızdır.Eğer Dünyamız bir düzene sokulmadıysa küresel ısınmadan,kutupların erimesinden neden bu kadar korkuyoruz?

Yeryüzünde insan nüfusunu dengede tutacak bir mekanizma veya program bulunmuyor.Artan bilgi birikimi ve nüfus yoğunluğu insan zaafıyla birleşince sonun başlangıcını getiriyor.Tanrı’nın kurduğu düzeni bozuyoruz.İnsan kendi kendini yok etme noktasına geldi.İnsan nüfusunu dengeleyen tek şey savaş.Yani insanın kendi kendini yok etmesi.Ancak bilgili insan savaşa karşı çıkıyor.

Gelecekte ne olacağının Tanrı açısından çokta bir önemi yok aslında.Dünya’nın yok olması bir göktaşı çarpması kadar kolaydır.Ancak Dünya’da sadece insanlar yaşamıyor.Dünya’da kıymetli tek şey İnsan değil.Dünya,Tanrı tarafından korumaya alınmıştır.Yani insan sadece kendi kendine zarar verebilir.Dünya’yı yok edebilecek tek şey insanın gücüdür.İnsanda bu gücünü kullanarak Dünyayı yok etmeye başladı.

Tanrı gelecekte neler planladığını Kuran aracılığı ile bizlere bildirdi.Yani bir kıyametin kopacağını her şeyin yok olacağını biliyoruz.Benim tahminim bir göktaşı çarpmasıyla kıyamet kopacak.Yeniden doğuş için Dünya’nın kendini onarması zor olmaz.

Tanrı’nın bir parçasını taşıdığımız için sonsuz yaşamla onurlandırılmış olabiliriz.Ancak bunu henüz kanıtlayamam.Bende henüz çözebilmiş değilim.Bildiğim bir şey varsa,biz farklıysak,bunun bir anlamı olması gerektiği.

Tanrı’nın bu evren içinde yarattığı çok çeşitli canlı formları mevcut olabilir.Evreni düşünürsek Dünya’mız çok küçük bir toz tanesi kadar.Bu küçücük yapı içerisinde ortaya çıkardığımız bütün değerler sadece Dünya’mızla sınırlı,yani evrene bir katkımız yok.Evrende sadece Dünya büyüklüğünde bir alan işgal ediyoruz.Evrensel anlamda boyutları düşündüğümüzde,büyüklük ve küçüklükler çok komik geliyor insana.Bir karıncayı uzaya götürüp bırakırsanız,uzayda o karıncanın hiçbir önemi yoktur.Ancak çok daha küçük boyutlarda muhteşem bir biyolojik programı vardır.

Evrende keşfedeceğimiz daha çok şey var.Ancak bütün yaptıklarımız,değerlerimiz çok sınırlı.Her şey insan için,evrene hiçbir katkımız yok.Bizler sonradan bilme,zayıf,çaresiz insancıklarız.Kendimizi bir şey zannetmeye gerek yok.

Hayatın bir oyun olduğunu düşünüyorum.Şu sıralar ciddi ciddi farklı boyutların varlığında da şüphe etmeye başladım.İnsan olarak bizi kurtarabilecek tek şey,Tanrı’nın bize lütfettiğidir.Ruh dediğimiz bu madde alemine ait olmayan şeydir.

Tıpkı diğer canlılarda olduğu gibi Tanrı,insanı da belli bir programa uygun yaratmıştır.Biyolojik bir programı olduğu gibi,ruhani bir programı da vardır.Ancak öteden beri Tanrı’nın insanı yaratırken istediği şeylerden biri özgür iradeydi.Ancak özgür iradenin yan etkileri mevcuttu.Kutuplaşmış değerler ortaya çıktı.İyi-kötü,doğru-yanlış gibi.Yaratılışından beri insanoğlunun negatif değerlere doğru davranış göstermesi beraberinde uyarıları da getirdi.Ruhani inanç programı,dinleri ortaya çıkardı.Yanlış davranışlar uyarıcılar olan Peygamberleri ve Kitapları ortaya çıkardı.İyi davranışlar mükafatı,kötü davranışlar cezayı getirdi.

Madde alemine ait olmayan ebedi ruhumuz,iyi davranışlarımızın mükafatını görecek,kötü davranışlarımızın cezasını çekecekti.İnsanoğlunun kötü davranışlarını sürdürmesi,uyarıcılar olan peygamberlerin devamına neden oldu.Ve son peygamberle nokta koyuldu.Günümüzde ise her şey çok daha farklı,değişmeyen iyilik ve kötülüklerin devamı.Değişen şey ise artık tüm Dünya insanları birbirlerinin farkında.

İnsan olarak bizler kendimizi fazla abarttık son zamanlarda.Bizler evrende,belli bir zaman diliminde (örneğin,10 milyon yıl,ki bu evren için komik bir rakamdır),belli bir mekanda (Samanyolu galaksisinin küçücük bir noktasında),varlığını sürdürecek ve sonrasında yok olacak olan çeşitli canlı türlerinden sadece bir tanesiyiz.

Kurallı yaşayanlar için Tanrı Dünya’yı bir sınav alanı olarak ifade etmiştir.Kuralsız yaşayanlar içinse Dünya bir oyun alanıdır.Ancak bütün bu ifadeler,zaman içerisindeki farklı insan davranışları neticesinde ortaya çıkmıştır.Uyarı ve bilgilendirme niteliğinde.

Önemli olan kendinizin gerçekte ne olduğunuzun farkına varmanızdır.Evren için bir öneminiz yok.Tanrı içinde.Dünya içinde.Sadece kendiniz ve diğer insanlar için önemlisiniz.Bu yazdıklarımın benim bir için bir önemi yok.Ama sizin için olabilir.Yani tekrar diyoruz ki;insan,insan içindir.

Tanrı,böyle bir Dünya yaratmışsa,bizim için güzel şeyler düşünüyor olmalı.Bizlerde bu Dünya’yı yok etmeden önce kendimiz için bir daha düşünmeliyiz.

23/12/2007

Tanrı'nın Arka Bahçesi

Uçsuz bucaksız evreni düşündüğümde,evimizin arka bahçesindeki karınca kolonisine benzetirim insan ırkını.Arka bahçemizdeki karınca kolonisinin hiçbir zaman haberi olmayacak Avustralya’da kendine benzer canlı türlerinin olduğundan.Öyle bir yer olduğunu bile bilmeyecek hiç biri yaşamları boyunca.Önümüzdeki bahar yeni doğacak olan küçük karınca kısa yaşamı boyunca arka bahçemizde ne gördüyse onu bilecek son nefesini verirken.Onun hayatı bizim arka bahçemizden ibaret olacak.

 

Bizlerde,arka bahçemizdeki karıncalar gibiyiz.Bütün gördüklerimiz ve bütün bildiklerimiz bu Dünya’dan ibaret.Kuşbakışı uçarsak 1000. galakside bizimkisi gibi bir yaşam var mı,yok mu bilmiyoruz.Belki bizimkine benzer yaşamlar var ama hiçbir zaman haberdar olamayacağız.Bildiklerimiz sınırlı,her ne kadar bilgi birikimiyle bu sınırlar genişliyor olsa da,çok uzağa gidemeyeceğimiz ortada.

 

Neden sadece bizim gezegenimizde akıllara durgunluk verecek bir canlı türü çeşitliliği varken,diğer gezegenlerde ilkel de olsa bir canlı türü olmadığı sorusu hep kafamı kurcalamıştır.Bir taraftan cennet mekanı bir yaşam platformuna sahibiz,diğer taraftan uçsuz bucaksız evrende hapishane hayatı yaşayan yapayalnız canlılarız.Neden?Bu sorunun bilimsel bir yanıtı yok elbette.Olanlarda varsayımlardan ibaret,uydurma ve hayal ürünü şeyler.

 

Bilimsel bir yanıtı olmasa da ilahi bir yanıt mevcut.Dünya,Tanrı’nın arka bahçesidir.

 

“Bilin ki,Dünya hayatı ancak bir oyun,bir eğlence,bir süs,aranızda karşılıklı bir övünme,çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir (nihayet hepsi yok olur gider).Tıpkı şöyle:Bir yağmur ki,bitirdiği bitki çiftçilerin hoşuna gider.Sonra kurumaya yüz tutar da sen onu sararmış olarak görürsün.Sonra da çer çöp olur.Ahirette ise (Dünya’daki amele göre ya) çetin bir azap ve(ya) Allah’ın mağfiret ve rızası vardır.Dünya hayatı aldanış metaından başka bir şey değildir.

Hadid20 Diyanet Meali”

 

“Derler ki: “Hayat ancak Dünya hayatımızdır.Artık bir daha diriltilecek de değiliz.Rab’lerinin huzurunda durduruldukları vakit (hallerini) bir görsen!

(Allah) diyecek ki:Nasıl,şu (dirilmek) gerçek değil miymiş?

Onlar, “evet,Rabbimiz’e andolsun ki,gerçekmiş” diyecekler.

(Allah), “öyleyse inkar etmekte olduğunuzdan dolayı tadın azabı!” diyecek.

Allah’ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar gerçekten ziyana uğramıştır.Nihayet onlara ansızın o saat (kıyamet) gelip çatınca bütün günahları sırtlarına yüklenerek, “hayatta yaptığımız kusurlardan ötürü vay halimize!” diyecekler.Dikkat edin,yüklendikleri günah yükü ne kötüdür!Dünya hayatı ancak bir oyun ve bir eğlencedir.Elbette ki ahiret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır.Hala akıllanmayacak mısınız?

Enam29,30,31,32 Diyanet Meali”

 

Yukarıda da okuduğunuz üzere Dünya hayatı,bir oyun ve oyalanmadan ibaret.İnanıp inanmamak size kalmış.Ben,“Neden?” sorusuna daha mantıklı bir cevap bulamadım.Daha iyi bir cevap bulana kadar bu cevap geçerli benim için.Siz yine de aklınızın,mantığınızın,bilginizin yolunu takip edin.Ama “Tanrı’nın sözleri bilimsel değildir” deyip,bir kenara atmayın.Çünkü bilim,gerçeğe ulaşmak için kullandığımız bir araçtır ve gerçeğin tümü bilimle açıklanamayabilir.Tıpkı kar taneleri gibi…

Arkadaşlarım