« Önceki |

23/9/2008

Aydın,Düşünür,Filozof,Entellektüel Kime Denir?

Her şey düşünmekle başladı.İnsanın,insan olmasını sağlayan temel unsurlardan biri.İnsanoğlu düşünerek,çevresini,çevresinde olup bitenleri,yaşamı,hayatı,algıladığı her şeyi anlamaya ve anlamlandırmaya çalıştı.

Bu anlama ve anlamlandırma sürerken,bilgi adını verdiği zihinsel bir birikim oluştu.Bu bilgi birikimini fiziksel gereçlerle sakladı.Merak etti,sorular sordu.Sorduğu sorulara cevaplar aramaya başladı.Bu cevap arayışı sürekli devam etti.Bulduğu cevaplarla yetinmedi.Başka sorular türetti.

Düşünerek,anlamaya çalışmak “Felsefe” adını verdiğimiz düşünsel faaliyetin ortaya çıkmasına neden oldu.Bu anlama ve anlamlandırma işini yapan,bunun için kafa yoran kişilere de filozof dendi.Felsefe’ye düşünsel olarak modern bilimin atasıdır da diyebiliriz.

Filozof,düşünsel faaliyetlerle kendisini,çevresini,yaşamını,hayatı,fiziksel ortamını anlamaya çalıştı.Gözlemledi,araştırdı.Tıpkı günümüz bilim adamları gibi.Aradan yüzlerce yıl geçti.Modern bilim gelişti.Bilgi birikimi ve iletişim katlanarak arttı.Düşünsel anlama ve arayışlar yeni modern bilimin deneylerine bıraktı.

Artık yeni çağ,bilgi çağıydı.Tek bir farkla,cevaplanması gereken daha çok soru vardı.Doğru-yanlış yığınla bilginin içinde modern bilim,tek başına çare olmaya yetmiyordu.Düşünsel faaliyetler devam etti.

Düşünür diye tanımladığımız kişiler cevapları bulunamayan soruları arayan kişiler ortaya çıkarlar.Bilginin niteliği onlar için daha önemlidir.Bir çoğu gerçeği ararlar.Herhangi bir konuya veya farklı bir çok konuya yoğunlaşabilirler.Adı üzerinde,düşünürler.Aklında olan sorunun gerçek cevabını bulana veya kendince gerçek olabileceğini düşündüğü cevaba ulaşıncaya kadar düşünürler.Bu bazen bir yıl,bazen on yıl sürebilir.Ancak cevaba veya sonuca mutlaka ulaşırlar.Sonuç bazen,bilmiyorum olsa da.

Aydın diye tanımladığımız kişiler,hem düşünür,hem gerçeği arar,hem de sorunlara çözüm arar.Analiz yapar,ileri görüşlüdür,öngörüleri büyük ölçüde doğru çıkar.Mütevazidir,kendini çok fazla ön plana çıkarmaz.Sorunları çözerken,geniş bir bakış açısına sahiptir,bunu yaparken tamamen bağımsız ve tarafsızdır.Ancak düşünsel olarak bütün bu yükün altından kalkarken ciddi biçimde doğru bilgi potansiyeline ihtiyaç duyar.Aydın kişinin en önemli özelliği “görebilirlik” yetisine sahip olmasıdır.Görebilirlik çok önemli bir kavramdır.Zira toplumsal yaşamda çeşitli eğitim programlarına sahip olan insanlar,kısmen ideolojik,yönlendirilmiş yanlış bilgilerle donatılırlar.Saplantılı bir düşünsel programa sahiptirler.Aydın kişi görebilirlik yetisiyle bu programı kırabilir.

Entelektüel diye tanımladığımız kişiler,az-çok hemen hemen her konuda bilgi sahibi olan veya olmaya çalışan kişilerdir.Entellektüel kişi düşünmek ve sorulara cevap aramak yerine,bilgi yönünden mümkün olduğunca fazla donanımlı olmaya çalışır.Kısmen kendini,sonrasında başkalarını aydınlatma çabası içindedir.Ancak bu aydınlanma ve aydınlatma çabasının altında yatan bir neden kişisel ego tatminidir.Bu ego özellikle arkadaş grupları arasında,tartışma ortamlarında kendini gösterir.Entellektüelleri halk arasında bazen “çok bilmiş”  diye de adlandırırlar.

10/9/2008

Milliyetçilik,Irkçılık,Faşizm Nedir?

Milliyetçilik;aynı dili konuşan,aynı biyolojik özelliklere ve aynı kültüre sahip,ortak bir kökenden gelen,toplumu oluşturan bireylerin aidiyet bilinciyle,üyesi olduğu toplumu fikren diğer toplumlara göre daha çok seven,ait olduğu toplumu koruma ve kollamaya çalışan,ait olduğu toplumu her yönden daha iyi bir yerlere getirmeye çalışan bireylerin düşünce biçimidir.

Milliyetçilikte esas,toplumsal aidiyet bilincidir.Bu bilinç ait olduğu toplumu sevme ve toplumun kalkınması için çalışma olarak kendini gösterir.Başka toplumlara karşı herhangi bir düşmanca tavır barındırmaz.

Günümüz dünyasında,globalleşmenin de etkisiyle insan merkezli politikalar ve anlayışlar,farklı toplumlar tarafından benimsenmeye başladığı için milliyetçilik eski önemini kaybetmeye yüz tutmuştur.Gelişmiş toplumlar bilginin de katkısıyla insan merkezli bir bilinci özümsemeyi başarmışlardır.Ancak az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde milliyetçilik anlayışı hala devam etmektedir.

İnsan merkezli bilince sahip toplumlar farklılıkların getirdiği olumsuz etkileri eğitim,bireysel refah anlayışı,demokratik ve özgürlükçü bir anlayışla bertaraf edebilmiştir.Ancak bu güne kadar başka toplumların baskısı altında yaşamış milletler sıkı sıkıya milliyetçilik fikrine sarılarak aidiyetlerini ortaya koyma çabası içerisine girmişlerdir.Bu fikir aslında az gelişmiş toplumlar için kötü bir fikir değildir.Ancak az gelişmiş toplumlar oldukları için,gelişmiş toplumlar tarafından bu fikir körüklenir ve toplumsal ayrılıklar savaş nedeni olarak kullanılabilir.Nitekim öylede olmuştur.Osmanlı’nın yıkılması,Balkan ülkelerinin parçalanması,şu sıralar Kafkasya’daki parçalanma girişimleri gibi.

Irkçılık;milliyetçilikten farklı olarak kendi toplumunu sevmenin yanında,farklı toplumlara karşı nefreti de barındıran düşünce biçimidir.Hatta bazen bu düşünce öyle bir hal alır ki,diğer toplumlara potansiyel düşman gözüyle bakılabilir.Birlikte yaşayan iki farklı toplumdan,baskın olanı,diğer toplum üzerinde hakimiyet kurma çabası içerisine girebilir.Bu çaba zayıf topluma ait üyelerde milliyetçilik bilincinin oluşmasına neden olacaktır.

Irkçı düşünceye sahip bireyler bazen farklı toplumlara karşı duydukları öfkeyi ve nefreti düşüncenin ötesine geçirerek,eyleme dönüştürürler.Almanya’daki Türklere yapılan saldırılar buna bir örnek olarak gösterilebilir.

Milliyetçiliğin son bulduğu,zaman zaman ırkçı saldırıların yaşandığı gelişmiş ülkelerde farklı toplumlara ait insanların refah ve huzur içinde bir arada yaşamaları da kolay olmamıştır.Farklı yaşam tarzlarına ve kültüre sahip toplumlar çoğu zaman baskın toplum içerisinde uyumsuzluk sorunu yaşarlar.Baskın toplum tarafından onay görmeyen davranışlarda bulunurlar,bu da baskın toplum üyelerinde kısmen ırkçı düşünceler uyanmasına neden olur.

Küreselleşmenin belki de en güzel yanlarından biri insan merkezli bir toplum bilincine sahip olabileceğimizi bize gösteriyor olmasıdır.Bunun içinde biraz çaba sarf etmemiz gerekiyor.İnsan merkezli bir anlayışla,toplumsal bölünmüşlük değil,farklı toplumların bir arada yaşamaları sağlanabilir.Böylesi herkes için daha güzel olacaktır diye düşünüyorum.

Faşizm;milliyetçilik ve ırkçılıktan biraz daha farklı bir şeydir.Faşizmde esas,kendi mensubu olduğu toplumun diğer toplumlardan daha üstün olduğu düşüncesidir.Faşizm,toplum liderleri tarafında toplumu oluşturan bireylere empoze edilir.Genelde faşist kelimesinin sonunda lider veya diktatör denmesinin bir nedeni de budur.Örneğin,Hitler ve Musolini birer faşist diktatördüler.

Faşizmin altında,kendini en üstün toplum olarak görmenin ötesinde,diğer toplumları egemenliği altına alma çabası da yatar.Bu çaba fikren de olabilir,fiziksel şiddet yoluyla da.Bu uğurda büyük savaşlar verilir,bir çok insan yaşamını yitirir.

Faşizm günümüz dünyasında hiçbir toplum ve hiçbir kimse tarafından kabul görmemektedir.

İnsani değerleri esas alan günümüz dünyasında her ne kadar toplumsal farklılıklar en aza indirilmeye çalışılsa,her ne kadar bu farklılıklar görmezden gelinmeye çalışılsa da toplumsal bilinç farklılıkları toplumlar arası çatışmaların devamına neden olmaktadır.Bu çatışmalar,saldırı,cinayet,terör ve savaş olarak kendini göstermektedir.Bütün bu çatışmalar bir son bulacak mı bilmiyorum,ancak toplumların çatışmasından çıkar sağlayanlar olduğu sürece akan kanları durdurmak mümkün olmayabilir.

Bence çözüm,her şeyde olduğu gibi eğitim,özeleştiriden geçiyor.

18/6/2008

İnsan ve Evren



Uzay bilimleriyle uğraşanlar veya uzaya meraklı olanlar daha iyi bilirler.Dünyamızın varlığı ve üzerinde yaşayan canlılar evrenin doğasına tamamen ters bir durumdur.Samanyolu galaksimizde Dünya isimli bir gezenin varolmadığını düşünerek evreni incelediğimizde aslında evrenin gaz,toz,enerji ve madde parçacıklarından başka bir şey olmadığını görürüz.Yada bizim algı sınırlarımız içerisinde öyle olduğunu düşünürüz.

Gerçektende öyledir.Bizler evreni algılayabildiğimiz sınırlar çerçevesinde yorumluyoruz.İnsanoğlunun evren merakı yüzünden daha uzak mesafeleri görebilmek için uzaya teleskoplar bile yerleştirildi.Hiçbir zaman gidemeyeceğimiz mesafeleri görmeyi başardık.Bol miktarda galaksi adını verdiğimiz madde yığınlarını görüntüledik.Muazzam bir yapı.Bizler evreni incelerken görebilmeyi umduğumuz en önemli şey ise,bizimkine benzer bir Dünya ve bize benzer canlı türleriydi.Ancak ne öyle bir Dünya ne de bize benzer canlılar vardı.

Evren adını verdiğimiz yapıyı düşünürken insan faktörünü yani kendinizi devre dışı bırakmalısınız.Evrendeki fiziksel oluşumlar,üzerinde yaşadığımız Dünya’dan çok farklıdır.Bilmediğimiz fizik ve kimya kuralları geçerlidir.Algı sınırlarımızı zorlayan sıcaklıklar ve soğukluklar mevcuttur.Ve yine algı sınırlarımızı zorlayan mesafeler,büyüklükler.

Evreni düşünürken kesinlikle ben merkezli olmamalısınız.Evren sizin için varolmamıştır.Siz varolan evrenin küçük bir parçasısınız.Hatta o kadar küçüksünüz ki,kabaca bir örnek verecek olursak,bedeninizdeki bir hücre kadar.

Evren,insan için yaratılmamıştır.Yada evren,insan için varolmamaktadır.Evrenle Dünya’nın bazı ortak özellikleri vardır.Evrende düzen ve düzensizlik bir aradadır.Tıpkı Yaşadığımız Dünya’da olduğu gibi.

Evrendeki yapıların bazı ortak özellikleri vardır.Mesela tüm galaksiler dönerler.Merkezlerinde yoğun bir enerji kütlesi,etrafında kendisinden daha soğuk maddeler,gaz ve toz bulutları mevcuttur.Evrende zamanın farkına varmamızı sağlayan yegane şey kütlelerin dönme hareketidir.Bu dönme hareketi olmasaydı,beklide zaman diye bir kavramdan haberimiz olmayacaktı.

Bizler-insanoğlu ve tüm canlılar-yaşadığımız gezegenin bir parçasıyız.Uzaydan gelmedik.Bu Dünya’nın bir ürünüyüz.Dünya’ya baktığımızda ise Evrende Dünya’daki şartlara benzer bir gezegen mevcut değil.En azından biz böyle bir gezegene rastlamadık bu güne
kadar.Mesela,Dünya’da su ismini verdiğimiz sıvı,uzayda katı halde yani buz halinde bulunuyor.Güneş’e yakın gezegenlerde böyle bir oluşum yok.Dünya’daki madde çeşitliliği de aynı şekilde.

En önemli konu ise,cansız bir maddeden bizim gibi canlıların oluşması.Evren merkezli düşünürsek aslında bizim gibi bir Dünya’nın ve bizim gibi canlıların varolması tam bir saçmalık.

İşte bu noktada dürüst olmak gerekirse büyük bir iradenin kasıtlı olarak böyle bir yapıyı meydana getirdiğini söylemek zorundayız.

Hawking,başka dünyalar aramamız gerektiğini düşünüyormuş.Başka bir Dünya yok.Bizler bu Dünya’ya aitiz.Bu Dünya’nın şartlarında yaşıyoruz.Bu Dünya’nın şartlarına uygun bir varlığız.Bu Dünya’ya adeta hapis olmuş durumdayız.Nükleer enerjinin gücünü ortaya çıkarabilen insanoğlu sahip olduğu bilgi birikimiyle zamana bağlı olarak çok daha büyük işler başarabilir.Hatta Mars’ı yörüngesinden çıkartarak yaşanabilir bir Dünya haline getirebilir.Ancak bizim sahip olduğumuz bilgi,bilinç,irade son derece sınırlı.Bizler evrende,belli bir zaman diliminde belli bir yaşam sürecine sahip canlılarız.

Dünya,özene bezene yaratılmış bir yaşam platformudur.Hiç kimse korkmasın.Sonumuz göktaşı çarpmasıyla olmayacak.Bu Dünya’da çok fazla kıymetli şey var.Çok fazla emek var.Çok fazla yaratılmışlık var.

9/1/2008

Bilinç Nedir?

Bilinç,en genel anlamda “farkındalık” demektir.

Canlı varlıkların kendilerinin ve çevrelerinde olan olayların farkında olması.

Kısmen bilgili olma,uyanık olma anlamındadır.

İnsan bilincini göz önüne alırsak,kişinin kendisinin ve çevresindekilerin farkında olması hali.

Bilinçli olmak,daha önce farkında olmadığı şeylerin bilgi edinme sonrası farkına varması.Bu bilinçlenme sonrasında pozitif yönde davranış değiştirmesi.

 

 

İnsan bilinci,doğadaki diğer canlılara göre bazı farklılıklar gösterir.Bu farklı alanlar,duygu,düşünce,fikir,bilinçaltı,derin düşünce ve ruh’tur.

 

Duygularımızı kısaca,sevgi,nefret,öfke,kızgınlık,korku,heyecan,vb. olarak ifade ederiz.Duygularımızı algılarımız etkiler.Bu etkilerin yoğunluğuna göre bazı duygularımız bilinçaltımızda yer edinir.Duygu,bilinçaltı ile çift yönlü etkileşim halindedir.Sonuç düşünceye aktarılır.

 

Bilinçaltımız,insan olma özelliğimizi sağlayan bazı kodları içerisinde barındırır.Bunlar,inanç,umut,aşk,vs.dir.Bu özellikler insanoğlunun değişmez özellikleridir.Bilinçaltımız,duygumuzdan gelen bazı bilgileri biz farkında olmadan içerisinde barındırır.Bu bilgiler daha sonra biz uyku halinde iken beynimizde görüntülenir.Rüyalarımız bilinçaltımız ile derin düşüncenin etkileşimi sonucunda ortaya çıkar.

 

Derin düşünce,insanoğlunun beklide en insancıl noktasıdır.Yaratıcılık,hayal gücü,görebilirlik bu bölgeden çıkar.Yazarlar,şairler,ressamlar ürünlerini buradan çıkarırlar.Derin düşünce ruhumuz,düşüncemiz ve bilinçaltımızla çift yönlü etkileşim halindedir.

 

Ruhun derin düşünceye etkisini henüz çözemedim.Böyle bir etkinin olması gerektiğini düşünüyorum.Ruh’u şöyle tanımlıyorum.Metafizik bir hafıza.İnsan ilk doğduğunda tamamen boş(veya şekilsiz).İnsanın yaşantısı boyunca-ölünceye dek-dolan(veya şekillenen) bir hafıza.Etkilendiği iki temel nokta var.Bilgi girişi(yaşadığı sürece algıladıkları) ve kişisel program(kalıtımsal özellikleri,yetenek,huy).

 

Düşünceyi tarif etmek epey zor.Anlama işi burada yapılır.Düşünceye,bilincimizi oluşturan diğer öğelerin yoğrulduğu bir potadır diyebiliriz.Şöyle ki,düşünce duygudan etkilenir,derin düşünce,akıl,hafıza ve fikirle çift yönlü etkileşir.Aşık olduğumuzda bu bilgi algımıza oradan da duygumuza iletilir.Duygumuza iletilen bilgi bilinçaltımızdaki aşk kodunu tetikler.Bilgi normal olarak duygu üzerinden düşünceye iletilir.Aşık olduğunuz kişiyi düşünürsünüz.Hayal kurarsınız.İkinizle ilgili fikirler ortaya çıkarırsınız.Bu aşamada akıl ve mantık mekanizmaları sağlıklı çalışmaz.Ancak aşık olduğunuz kişinin sizi aldattığını öğrendiğinizde bu mekanizmalar yeniden çalışmaya başlar.

 

Düşünce bilgiyi duygudan alırsa yanlış sonuçlar üretebilir.Ancak akıldan bilgiyi alırsa doğru çalışma olasılığı çok yüksektir.Algıdan yanlış bir bilgi girişi olursa yanlış düşüncelere de sahip olabiliriz.

 

Fikir farklı alternatif sonuçlar çıkarma mekanizmasıdır.Düşünce ve mantık ile çift yönlü etkileşim halindedir.

 

Zeka Nedir?

 

Zeka ile akıl kavramları birbiri ile karıştırılan kavramlardır.

Zeka,

1-Hafızanın güçlü olması.

2-Hızlı düşünebilme ve karar verebilme.

3-Mümkün olduğunca fazla alternatif sonuca ulaşabilme.

İle ilgili bir kavramdır.

Yani güçlü bir hafızaya sahip,hızlı düşünen,farklı alternatif çözümlere ulaşabilen kişi zekidir,diyebiliriz.

 

Akıl,algı,düşünce,mantık ve hafıza arasında koordinasyonu sağlar.Bir görevi de seçiciliktir.Doğruyu-yanlışı seçmemizi sağlar.Ayrıca öğrenme ve öğretme işinin yapıldığı yerdir.

 

Mantık,akıldan gelen bilgilerin davranış olarak sergilenmeden önce kararın verildiği yerdir.İnsanlarda uygulanması gereken birden fazla alternatif davranış arasında karşılaştırma yapar ve en doğru olanını uygular.Ayrıca insanlarda sorgulama görevini de üstlenir.

 

Yaşam programına,içgüdü de diyebiliriz.Mesela dişi insanlarda annelik içgüdüsü,erkek insanlarda çiftleşme içgüdüsü buradan çıkar.Hayatta kalma içgüdüsü hemen,hemen bütün canlıların ortak özelliğidir.

 

Çocukluğumda evimiz çiftlik gibiydi.Birçok evcil hayvan besliyorduk.Bir ördek yavrusu yumurtasını kırıp,içerisinden çıktıktan hemen sonra havuza dalar ve yüzmeye başlardı.O ördek yavrusu bu bilgilere yaşam programı sayesinde sahipti.Öğrenme yok,hemen uygulama var.

 

Kişisel program,her bir canlının sadece ona ait kişisel programıdır.Kişinin kendine has kalıtımsal özelliklerini,yeteneklerini ve huylarını içerisinde barındırır. “Can çıkar,huy çıkmaz” derler ya,işte o buradaki huy’dur.

 

Hafıza bilgilerimizin saklandığı(depolandığı) yerdir. Kişisel program,yaşam programı ve algı üzerinden gelen bilgiler burada depolanır.Bilgisayarlardakine benzer,adresleme,geçici hafıza,kalıcı hafıza gibi bölümleri vardır.

 

Son olarak bir kuş hikayesi anlatmak istiyorum.

Çocukluğumda,kardeşim ve ben ormanda gezerken yere düşmüş bir kuş yuvası ve içerisinde daha gözleri açılmamış üç adet kuş yavrusu bulduk.Bildiğiniz yabani köy kuşları.O kuş yavrularını aldık eve getirdik.Islak ekmek içi ile beslemeye başladık.Gözleri kapalı olmalarına rağmen ağızları sürekli açık bir şeyler yemek istiyorlardı.Sonra bir tanesi öldü.Diğer ikisi gözlerini açtıklarında karşılarında kardeşim ve beni gördüler.Zamanla bizim kuşlar büyümeye başladı,tüylenmeye başladılar.Islak ekmek vermeyi bırakıp,ıslak bulgur vermeye başladık.O yabani kuşlar bizi anne-babaları bildiler.Oyunlar oynuyorduk,o yavrularla.Sonrasında uçma vakitleri geldi.Bizde uçurduk.Tamamen serbesttiler.Dışarıda iken elimi kaldırdığımda gelip elime konuyorlardı.Bu yabani hayvanlarla böyle bir ilişki kurmak hayal gibiydi.Uçuyorlardı,gidiyorlardı ama akşam eve geri geliyorlardı.Bir süre daha geçti aradan bazı akşamlar eve gelmemeye başladılar.Artık ayrılma vakitlerinin yavaş,yavaş yaklaştığını anlamıştım.Bir süre sonra artık eve dönmediler.Ertesi yıl evimizin duvarına köy kuşları yuva yaptı.Onlar bizim kuşlar mıydı bilmiyorum,ancak bildiğim bir şey yaşamın olması gerektiği gibi işlediğiydi.O kuşlar yaşam programlarının(içgüdülerinin) gereğini yerine getirdiler.Başka kuşlarla etkileştiler,yeni bilgiler edindiler.Yapılması gerekeni yaptılar.Duyguları,düşünceleri,fikirleri yoktu.İnsanların hayvanlardan nasıl ayrıldığını anlatan canlı bir örnek olsa gerek bizim kuşların hikayesi.

 

 

 

 

4/1/2008

İnsan Nedir?

 

 

İnsan,doğadaki diğer canlı türlerinden farklı olarak fizik ötesi özelliklere sahip ve yine akıl,mantık ve yaşam programı yönünden doğadaki diğer canlı türlerinden daha üstün bir bilince ve zihinsel potansiyele (hafızaya) sahip biyolojik bir canlı türüdür.

 

İnsanı doğadaki diğer canlı türlerinden ayıran en önemli fizik ötesi özellikleri,duygu,düşünce ve fikirdir.Doğadaki diğer canlılar bu özelliklere sahip değildir.

 

İnsanı farklı kılan diğer özellikleri,yaşam programı dahilinde öğrenme ve iletişim kurma teknikleri yönünden daha gelişmiş bir canlı olması ve zihinsel potansiyel (hafıza)yönünden de daha üstün olmasıdır.Ayrıca mantık mekanizması sorgulama ve seçilenleri karşılaştırma özelliğine de sahiptir.

 

İnsanı üstün kılan fiziksel bir özelliği ise konuşabilme yeteneğidir.Öyle ki bu yeteneği ve sahip olduğu yaratıcılık özelliği sayesinde binlerce konuşma dili ortaya çıkartmıştır.

 

İnsan ve hayvanların ortak özellikleri ise,algı,akıl,mantık,hafıza,yaşam programı ve kişisel programdır.

 

Algı,fiziksel Dünya’da duyularımız aracılığı edindiğimiz somut bilgilerin,soyut hale dönüşmesini sağlar.Bu bilgiler bir görevi koordinasyon merkezi olan akıla iletilir.Akıl,düşünce,mantık ve hafıza arasında koordinasyonu sağlamakla beraber,seçim yapma ve ayırt edebilme görevini de üstlenir.Doğru-yanlış,faydalı-zararlı vs gibi seçimleri yapar.Bu ayırt etme işlemini hafızaya danışarak yapar.Bilgi kayda değer ise mantığa iletilir.

 

Akıla gelen bilgi hayvanlarda hafızaya,insanlarda hem hafızaya hem de düşünceye iletilir.Bilginin niteliğine göre uygulanması gereken davranış veya davranışlar mantığa iletilir.Mantık hangi davranışı yapacağına veya davranış yapıp yapmayacağına karar verir.

 

Mantık insanlarda,akıldan gelen seçimler arasında karşılaştırma yapar.Sonuç veya sonuçları sorgular ve karar verir.Hayvanlarda karşılaştırma ve sorgulama yoktur.Onlar sadece karar verir.

 

Hayvanlar akıllarıyla değil,içgüdüleriyle hareket eder gibi yanlış bir kanı vardır.İnsanlara göre akıl,mantık ve hafıza yönünden zayıf olmaları bu yanlış kanıyı doğurmuştur.İnsanlar ve hayvanların ortak özelliği olan yaşam programı,içgüdülerimizi ve farklı yeteneklerimizi içerisinde barındırır.Bu içgüdüler,insanlar ve değişik hayvan türlerinde farklı özelliklere sahiptir,bitkilerde daha farklı özelliklere.Kişisel program,her bir canlıya ait bireysel özellikleri içerinde barındırır.Kalıtımsal özelliklerimiz,yeteneklerimiz,huylarımız kişisel programımız içerisindedir.Doğadaki hiçbir canlı bir diğerine benzemez.İster insan olsun,ister hayvan.

 

Arkadaşlarım