« Önceki |

5/2/2009

Dünya,İsrail'den Neden Bu Kadar Korkuyor?

Yahudi tarihini incelediğinizde, bu milletinin yüzyıllarca oradan oraya sürüldüğünü, çeşitli eziyetler çektiğini, vahşice öldürüldüklerini görürsünüz. Bu insanları neden hiç kimse sevmez, neden bu insanlar kendilerine bir yer yurt edinememişler, konularına şimdilik girmeyeceğim.

 

Yüzyıllar süren sürgün hayatları boyunca, Yahudilerin kendileri için bir koruma mekanizması geliştirdiğini düşünüyorum. Zaman içinde Dünya’nın çeşitli yerlerine dağılan Yahudiler mevcudiyetlerini sürdürmek adına gizli bir örgütlenme içine girmişler. Zeki olanları bulunduğu yerlerde yönetim kademesine yakın yerlerde bulunmuşlar. Ticaretle uğraşanlar farklı yöntemlerle zengin olmuşlar. Birbirleriyle kopuk gruplar, bağlantılarını kesmemişler.

 

Geçmişin acı tecrübelerini her zaman hatırlarında tutup mevcudiyetlerini sürdürmek adına daima güçlü olabilmenin yollarını aramışlar. Günümüzde Amerika’da iş yapan bir Yahudi, Avrupa’da bir ticari faaliyette bulunmak istediğinde Avrupa’daki Yahudi meslektaşıyla iş yapıyor.

 

Yahudilerle ilgili birkaç hikaye anlatmak istiyorum. Yakın bir tanıdığım, otuz yıl önce İstanbul’da terzi olan akrabasını ziyarete gidiyor. Hazır gitmişken bir takım elbise diktirmek istediğini söylüyor.

 

Terzi olan akrabası ile kumaş almak için bir dükkana gidiyorlar. Yalnız terzi, bizim arkadaşa “ne zaman ayağına basarsam, o kumaşı al” diyor. Dükkana giriyorlar. Dükkan sahibi Yahudi. Kumaşları gösteriyor dükkan sahibi; “işte bu 10 lira,bu 8 lira,bu 5 lira,bu 3 lira”. Anlatıyor da anlatıyor, yukarıdan aşağıya doğru. En son 3 liralık kumaşa sıra geldiğinde, terzi bizim arkadaşın ayağına basıyor. Bizim arkadaş “benim ekonomik durumum pek müsait değil, ben şu 3 liralık kumaştan alayım” diyor. Yahudi dükkan sahibi hiddetle terziye dönerek “bre kuzum bir daha bu dükkana gelirsen bacaklarını kırarım” diyor.

 

Meğer Yahudi dükkan sahibi en iyi kumaşa en ucuz, en kötü kumaşa da en pahalı fiyatı söylüyormuş. İyisini almak isteyen vatandaşta kazıklanıyormuş bu yolla. Terzi bu oyunu bildiği için 3 liralık kumaşa sıra geldiğinde bizim arkadaşın ayağına basmış ve en iyi kumaşı çok ucuza satın almışlar. Sakın bunları anlatıyorum diye Yahudi düşmanlığı felan yapmayın ha.

 

Neyse bir hikaye de Oktay Sinanoğlu’ndan. Televizyondan izlemiştim kendisini,çok hoşuma gitmişti. Zamanın birinde Avrupa’da bir kral yanına bir muhasebeci tutmuş. Zamanla bu muhasebeciden memnun kalmış ve krallığın bütün mali işlerini bu muhasebecinin yürütmesini istemiş. Muhasebeci, kralı zengin etmiş, kral muhasebeciye son derece güveniyormuş. Bir süre sonra muhasebeci, krala çaktırmadan krallığın kasasından sağa sola faizle para vermeye başlamış. Geri gelen paranın anasını kasaya, faizini cebe atıyormuş. Bu faizcilikle muhasebeci de epey bir zengin olmuş.

 

Gel zaman git zaman muhasebeci kralın yanından ayrılıp kendi çalışmaya başlamış. İşi de faizle ihtiyacı olana para vermek. Avrupa’da savaş çıkmış. Krallar ellerindekileri tükettiğinde bizim muhasebeciden borç almaya başlamışlar. Karşılıklı iki kral savaşıyor ve bizim muhasebeciye sürekli borçlanıyorlar. Onlar savaşıyor, bizim muhasebeci her geçen gün zengin oluyormuş.

 

Zenginliğine zenginlik katan muhasebeci daha sonra başka ülkelere de faizle borç vermeye başlamış. 5-6 ülke bu muhasebeciye borçluymuş. Krallar aralarında anlaşıp bizim muhasebeciye demişler ki, “sen çok büyük adamsın, gel seni bir ülkeye kral yapalım”. Bizim muhasebeci ne dese beğenirsiniz, “bir ülkenin ekonomisine hakimsem, zaten o ülkenin kralı benim”.

 

Kıssadan hisse, eğer bir ülkenin ekonomisine hakimseniz, o ülkenin kralı sizsiniz. Yahudiler bunu uzun bir zamandır biliyorlardı. Hatta Hitler’in Almanya’sı bile o dönemin Yahudilerine borçluydu.

 

Yahudiler, ekonomik gücün etkilerinin oldukça farkındaydı. O yüzden nesillerinin devamı zengin olmalarından geçiyordu bir bakıma. Ve öylede oldu. Kapitalist sistem onlara inanılmaz imkanlar sundu. Örgütlenme yoluyla, zekalarını kullanarak, yeri geldiğinde daha başka yöntemler kullanarak, zengin oldular. Dünya ekonomisini ellerine geçirdiler.

 

Bütün ülkelerde önemli yerlere sızdılar. Üretim, finans, medya, siyaset. Gizli örgütlenmeleri gün yüzüne çıktı, ancak bu örgütün ve Yahudilerin gücü bir türlü kestirilemiyordu. Ta ki Başbakan Erdoğan’ın Davos’taki çıkışına kadar. Tüm Dünya’nın çekindiği Yahudiler aslında o kadar korkulacak bir millet değilmiş.

 

İsrail, ABD başkanını fırçalayabiliyor; İsrail, AB’yi tehdit edebiliyor; İsrail, Dünya’ya meydan okuyabiliyor ama Erdoğan’ın tokat gibi sözlerini midesine indirip, ardından özür diliyor.

 

Özetle; Dünya’nın İsrail’den korkmasının nedeni, İsrail’in kendisi tarafından şişirilmiş gücünün, Dünya’nın bu gücün mahiyetini kestirememesinden kaynaklanıyor. Şimdi artık İsrail’in gücünü az çok kestirebiliyorsunuz.

 

Yeni Dünya düzeni artık daha farklı olmalı.Tıpkı Başbakan Erdoğan’ın söylediği gibi; “Güçlü olan haklıdır, değil. Haklı olan güçlüdür.” olmalı. Haklı olan, güçlüdür. Dünya’nın yeni sloganı bu olmalı. İşte o zaman kimsenin kimseden korkmasına gerek kalmaz. Savaş yerine, barış gelir. Batı’nın iki yüzlü davranmasına gerek kalmaz. Batılı devletlerin ulusal çıkarları İsrail’in ulusal çıkarları olmamalı.

 

Ard niyetli düşüncelere sahip yöneticileri göz önüne aldığımızda, denetimsiz serbest piyasanın aslında ne kadar büyük felaketlere yol açabildiğini gördük, şu son küresel krizde. Bütün ülkeler ekonomik güçlerini Yahudi işadamlarının elinden geri almalı. Yoksa ülkelerin ekonomilerini eline alan grup savaş isterse Dünya barışı göremeyecek.

 

15/1/2009

Türkiye,İsrail'le Olan Bütün İlişkilerini Askıya Almalıdır.

Gazze’de yaşanan insanlık dışı savaş için çok şey söyledik. En büyük tepkiyi bizler verdik. Buraya kadar tamam. Ya bundan sonrası? İnternette, televizyonlarda, lanetler yağdırıp duruyoruz. Ancak, her gün, Gazze’de çocuklar ölmeye devam ediyor. Artık işi eyleme dökme zamanıdır.

Herkesin yapabileceği bir şeyler var. Vatandaş olarak, İsrail şirketlerine ait ürünleri kullanmamak. Devlet olarak, her türlü ilişkiyi askıya almak. Ticari, askeri, stratejik, aklınıza ne geliyorsa.

Eğer mevcut hükümetimiz bunu yapamıyorsa, bende vatandaş olarak samimiyetini sorgularım. “Erken seçimler öncesi tribünlere mi oynadın?” derim. Meclisten, İsrail ile ilgili bütün ilişkileri askıya alan bir karar çıkarılsın. Buna kimsenin karşı geleceğini düşünmüyorum.

Ama “Efendim, bunu yapmak ülke çıkarlarımızı zedeler.” derseniz. Ben de size “Niye çalışmıyorsunuz?” derim. Ne münasebet ektiğimiz tohumların %80’ini İsrail’den almak. Bizler, bir tohum yapmaktan aciz bir millet miyiz.

Yazılım teknolojisi üretmekten aciz miyiz? Askeri teknoloji üretmekten aciz miyiz? Biz bu kadar aciz bir millet miyiz? O zaman birbirinizle didişip duracağınıza hepiniz bir araya gelin. Bu ülke için var gücünüzle çalışmaya başlayın. Gelecek daha da karanlık olacak. Aklınızı başınıza toplayın.

Bu ülkenin neden bir tane adam gibi silahı yok?
Bu ülkenin neden kendine ait özgün bir tankı yok?
Bu ülke kendi otomobilini yapmaktan aciz mi?
Atatürk 70 yıl önce “istikbal göklerdedir” demiş; neden bu güne kadar bir uçak yapamamışız?
3 tarafımız denizlerle çevrili; neden bu güne kadar doğru düzgün kendimize ait bir askeri deniz filomuz olmamış?

Bu soruları kendinize sorun beyler. Bırakın kavga etmeyi.

İsrailli şirketlere ait kullandığımız başlıca ürünler.
Coca Cola
Fanta
Sprite
Schweppes
Dr Pepper
Nestle
Mc Donalds
Danone
Boss
Loreal
Kotex
Johnson&Johnson
Carrefour
Marks&Spencer

8/3/2008

ABD'nin Oyunları,Dışişleri İçin Öneriler

ABD bunu daha öncede yapmıştı.Uluslararası arenada,diplomatik alandaki kıvrak zekalarını kullanarak,birikmiş tecrübelerinin de katkısıyla golü karşı kaleye atmışlardı.En son yapılan kara harekatında da yine golü kendi kalemizde gördük.

 

İşin iyi tarafından bakarsak,daha önce hiçbir dış politikası olmayan Türkiye’nin şimdi bir dış politikası var.Başkalarından bağımsız,kendi politikalarını yürütme çabasında.Kendi oyununu kurup,oynamaya başladı.

 

Tabii eski oyuncularda bunun farkına vardı.En büyük rakip ABD.Bu yediğimiz 2. yada 3. gol oldu.

 

Ne demiştik,tek amaç ABD’nin ulusal çıkarları.Ağacın gövdesi bu.Ağacın dalları ise oyunun birer parçası.Her dalda bir ülkeyle bir oyun oynanıyor.Dalın birinde Türkiye,diğerinde Irak.Daha doğrusu Irak Kürtleri.Dallardan birini kırmak,ulusal çıkarları zedeler.Ama dalı sallarsanız.O dala bir şey olmaz.Dal ne olduğunu anlayamaz.Sallantıdan başı dönmüştür çünkü.

 

Yani ulusal çıkarlar için,Türkiye ile iyi geçin.Ama Ortadoğu’da güttüğün politikalardan da taviz verme.Son kara harekatında yine çok başarılı bir politika izlediler.

 

Olay şöyle gelişti.Türkiye uluslararası platformda içerideki kamuoyu baskısı sonucu Kuzey Irak’a gireceğini sürekli dillendiriyordu.ABD,Türkiye’nin Kuzey Irak’a girmemesi için her türlü oyunu oynadı.Ancak Türkiye kararlıydı.ABD yanında olsun,olmasın girecekti.Bu kaçınılmaz sonda ABD,Kuzey Irak konusunda Türkiye’nin yanında yer aldı.Aslında,İstihbarat paylaşımı ile Türkiye’nin operasyonu yalnız başına yürütmesini engellemiş oldu bir bakıma.Ayrıca Türkiye,İncirlik kartını çekmişti.Hava operasyonları yapıldı.Bütün sığınaklar,kamplar yerle bir edildi.Çok güzel.Ancak kara harekatında anlaşıldı ki,bütün o hava operasyonlarına rağmen PKK kayda değer bir kayıp vermemişti.Neden?Çünkü hava harekatının yapılması Kuzey Irak’ta zaten beklenen bir şeydi.Adam kampta oturup Türk jetlerinin kendisini vurmasını beklemezdi herhalde.

 

Başarılı bir hava harekatı yapıldı.Beklentilerin üzerinde.ABD’nin istediği olmuştu.Türkiye’nin ne yaptığını biliyordu.Kuzey Irak’ta fazlaca bir kayıp yoktu.Türk kamuoyu sakinleşmişti.

 

Ancak beklenmedik bir şey oldu.TSK yoğun kış şartlarında kara harekatı yapmaya karar verdi.ABD bunun fazla üzerinde durmadı.Askerin o şartlarda dağları aşıp PKK’ya o kadar darbe vuracağını hesaba katamamıştı.Bu Türk askerinin müthiş bir başarıydı.Devamında PKK tamamen bitirilebilirdi.PKK biterse Kürtlerin Kürdistan hayalide biterdi ve Irak’ta istenmeyen durumlar ortaya çıkabilirdi.

 

Politika birden bire değişti.Kartlar sürüldü.İstihbarat ve teknolojik yatırım konusunda elimiz zayıf olduğu için masadan çekildik.ABD için işler yoluna girmişti.PKK varolmalıydı.Onları himaye etmek daha kolaydı ve petrolün üzerinde onlar oturuyordu.Sadık Amerikancı bir toplumdu.Politika biraz daha derinleşti.PKK ile siyasi çözüm kartları sürüldü masaya.Sonrası…

 

Oyun,oyun,oyun…

 

Peki iyi bir oyuncu olmak için ne yapmalıyız?

Dışişleri bakanlığında her ülkeye ilişkin birimler kurulmalı.ABD masası oluşturulmalı.Bu adamların tek işi ABD ve politikalarını takip etmek olmalı.Stratejistler,düşünce kuruluşları,düşünürler,aydınlar,yerli ve yabancı bürokratlarla bağlantılı olmalı bu birim görevlileri.Dışişleri gezilerine danışman olarak katılmalılar.Başbakana veya dışişlerine bağlı çalışan 3-5 danışmanla sağlıklı bir dış politika izlenemiyor.Üzerimizde oynanan oyunlarda hep gol yiyoruz.Başarılı oynasak bile,bu başarımız son yediğimiz golün gölgesinde kalıyor.Son operasyonda son derece başarılı olmamıza rağmen,bu başarı,tartışmaların gölgesinde kaldı.ABD durumdan memnun.

 

ABD dış politikalarında yalan,dolan,oyun bol miktarda mevcuttur.Bazı şeyleri bizi yemlemek için yapar.Daha düne kadar  “PKK terör örgütüdür” diyordu. “Bugün PKK ile masaya oturun” diyor.Kendisi Hizbullah’la masaya oturmuyor ama.İsrail sivilleri öldürüyor ses çıkartmıyor.Irak’a nükleer silah var diye girdi.Hiçbir şey bulamadılar.Ama orada petrolün olduğunu herkes gayet iyi biliyor.

 

Güçlü olan,o gücü aklı sayesinde elde eder.O halde bizde akıllı olacağız.Bu oyunların farkına varacağız.Bizde onlar gibi oyun kuracağız.Belki bizim kültürümüzde böyle bir şey yok.Ancak Toplumlar artık kendi kültürlerini kendi yaşayamıyor.Global bir dünya’da bizde oyunu kuralına göre oynayacağız.Ama önce bizde onlar gibi,akıllı ve güçlü olmalıyız.Bizim üzerimize bu kadar gelmelerinin nedeni,aslında bizden fazlasıyla korkmalarıdır.Türkiye gelecekte çok güçlü bir ülke olacaktır.Bundan kimsenin şüphesi olmasın.

29/2/2008

Kuzey Irak'a Yapılan Kara Harekatı ve ABD'nin Çıkarları

 

Operasyon ile ilgili yapılan bir hata yok.Her şey gayet güzel planlanmış bir şekilde yürütüldü ve sonuç alındı.Ağır kış şartlarında gerçekleştirilen harekat akıl doluydu.Yarım bırakılmamış olsaydı,belki de PKK bir daha belini doğrultamayacaktı.

 

Ancak diplomatik ve söylem yönünden yapılan bazı hatalar böyle bir sonucu doğurdu.Operasyon yarım kaldı.Diplomatik olarak gözden kaçan en önemli nokta ABD’nin ulusal çıkarlarıydı.

 

Beyaz Saray’daki görüşme sonrası iyileşme sürecine giren Türkiye-ABD ilişkileri istihbarat paylaşımı ve hava harekatları sonrasında biraz daha sağlamlaşmıştı.Bu ikili ilişkiler her ne kadar yoluna girse de ABD Kuzey Irak Kürtlerini gözden çıkaramazdı.Kuzey Irak,Irak’taki en istikrarlı bölgeydi ve ABD Kürtlere her istediğini yaptırabiliyordu.ABD’nin ulusal çıkarları hem Türkiye hem de Kürtlerle iyi geçinmeyi gerektiriyordu.Türkiye’ye yakınlaştığı zamanlarda ara sıra ağızlarından “Kürdistan” kelimesinin çıkması dil sürçmesi değildi.Nede olsa petrolün de üzerinde oturanlar onlardı.

 

Öte yandan Türkiye,askeri alanda gelişmiş teknolojinin nimetlerinden yararlanmaya başlamış,bu teknolojiye sahip olmanın da yollarını aramaya başlamıştı.Bu konuyla ilgili olarak ABD ve İsrail ile görüşmeler başladı.İnsansız hava araçları,askeri gözlem uyduları vs.

 

TSK tarafından operasyona yönelik bilgilerin günü gününe kamuoyuna duyurulması hataydı.Operasyon bilgilerini kısıtlı verilebilirdi ve kayıplara ilişkin rakamlar operasyon bitiminde açıklanabilirdi.240 teröristin etkisiz hale getirilmesi elbetteki sevindirici.Ancak ABD’nin çıkarları noktasında bir o kadarda karşı taraf için üzüntü verici.Operasyon devam etseydi ve PKK’nın kökü kazınsaydı Kuzey Irak Kürtleri bu sonuçtan ABD’yi de sorumlu tutacak ve bu durum gelecekte ABD için yeni bir baş ağrısı olacaktı.Ancak ABD süreci son derece başarı bir şekilde yürüttü.

 

Bizler askeri olarak bir başarı elde ettiğimizde hemen “Ne oldum delisi” oluyoruz.Operasyondaki kayıpların kamuoyuna açıklanması ABD’yi Irakla ilgili politikalarında sıkıntıya soktu.ABD yoğun kış şartlarında TSK’nın böyle bir operasyon yapacağını ve bu derece başarılı olabileceğini öngörememişti.Hemen B planını devreye soktular.B planı Türkiye’nin gelecekte yapmayı planladığı askeri teknolojik yatırımla ilgiliydi.Operasyonun kısa sürmesi ile ilgili mesajlar geldi.Bizler biraz daha ağır olsaydık,söylem olarak diklenmeseydik,gelecekle ilgili menfaatlerimizi ABD bürokratlarından dinlemek zorunda kalmayacaktık.Kendimiz düşünüp ona göre davranacaktık.

 

Uluslararası arenada henüz yeni bir oyuncu olduğumuz için bu tip hatalar olabilir.Ancak bu hataların bedeli hem bugün hem gelecekte bizim için ağır olabilir.Günümüzde artık ülkeler arası ilişkiler satranç oyununa benzemeye başladı.Operasyondan önce beyinlerde iş bitiyor.

 

Dikkat edilecek en önemli husus hem karşı tarafın hem de müttefiklerimizin gözünden olaylara bakabilmek,doğru öngörülerde bulunabilmektir.Çıkarlar hiçbir zaman tek taraflı olmaz.Bir şey alıyorsan bir şey vereceksin.

 

Sonuç itibariyle kısmen başarılı bir operasyon oldu diyebiliriz.Mevcut hedefler daha sonra tekrar vurulabilir.Ancak bir fırsat kaçtı.Umuyorum gelecekte daha az hatalar yaparız.

26/10/2007

ABD'nin Büyük Ortadoğu Planı

 

ABD'nin politikaları hep "kazan-kazan" üzerine kuruludur.

Bir de dikkat edilen bir husus,mümkünse "bir taş ile 3-5 kuş vurmak" tır.

 

"Siyasi güç bende.

Askeri güç bende.

Ekonomik güç bende.

Beyin gücü bende.

 

Bir de "güçlü olan haklıdır" mantığı.

O halde Dünya’yı ben yönetirim.Bütün oyunları ilk ben kurarım.Dünya’nın çeşitli yerlerindeki yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin üzerine gerekirse oyunla,gerekirse kandırarak,gerekirse sermaye gücüyle,gerekirse yandaşlarımı yanıma alarak,gerekirse zorla askeri güç kullanarak,ben otururum.Ve ben bunları "ABD'nin ulusal çıkarları adına" olduğunu söyleyerek yaparım.Kısaca ben sözde ABD'nin ulusal çıkarları adına Dünya’nın az gelişmiş toplumlarını sömürürüm.

 

Ben ABD'nin ulusal çıkarlarını gözetirken,aynı zamanda büyük sermaye güçlerinin çıkarlarını da gözetirim.Bazen Hristiyan yandaşlarımın çıkarlarını da gözetirim.Müttefikim olan diğer gelişmiş ülkelerin çıkarlarını da gözetirim.Hatta bazıları ile ittifak yapar sömürdüğüm ülkelerden onlara pay veririm.

 

Kısaca benim kayığıma binen kim varsa hepsinin çıkarlarını gözetirim.Karşı tarafın yapacak çok fazla bir şeyi kalmaz.Şimdi sıra İran’da.Türkiye son birkaç yıldır kendi kafasına göre bir şeyler yapmaya çalışıyor.Bazen ne yapmak isteğini anlayamıyorum.Ama onunda zayıf yanları var tabii,PKK.Ben onun başına PKK belasını salayım,İran konusunu kurcalayamasın.Türkiye,PKK ile uğraşırken ben İran’a gireyim."

 

ABD dışişleri bakanı açıklama yapıyor.İran nükleer bomba yapacak,teröre destek veriyor,vs. Kendisinin PKK terör örgütüne destek verdiği gün gibi ortada.ABD’nin büyük Ortadoğu planı deşifre olmuştur.Artık herkes Irak’a ne sebepten girdiyse,İran’a da o sebepten girmeye çalıştığının farkında,PETROL.Sonrasında Türk Cumhuriyetleri var.Dünya,ABD’yi durdurmazda bu oyunları seyrederse önümüzdeki on yıllar Ortadoğu’da hep savaş göreceğiz.Ve “kazan-kazan” politikası yine kazandıracak.Silah satacak,katlanan petrol fiyatlarından kazanacak,vs.

 

Son bir şey daha,Dünya’nın bir yerlerinde savaş olmalı.Yoksa üretilen onca silahı ne yapacak ABD.Savaş yoksa bile bir şekilde çıkartılır.Bu konuda siviller satın alınabilir.Devlet yöneticileri,milletvekilleri,sivil toplum kuruluşları.Gücünüz oldu mu adaleti bile satın alırsınız.

 

Güce sahip olan toplumlar bu gücün farkında olmalı ve doğru yerlerde kullanmalıdırlar.

Arkadaşlarım