Dünya,İsrail'den Neden Bu Kadar Korkuyor?
Yahudi tarihini incelediğinizde, bu milletinin yüzyıllarca oradan oraya sürüldüğünü, çeşitli eziyetler çektiğini, vahşice öldürüldüklerini görürsünüz. Bu insanları neden hiç kimse sevmez, neden bu insanlar kendilerine bir yer yurt edinememişler, konularına şimdilik girmeyeceğim. Yüzyıllar süren sürgün hayatları boyunca, Yahudilerin kendileri için bir koruma mekanizması geliştirdiğini düşünüyorum. Zaman içinde Dünya’nın çeşitli yerlerine dağılan Yahudiler mevcudiyetlerini sürdürmek adına gizli bir örgütlenme içine girmişler. Zeki olanları bulunduğu yerlerde yönetim kademesine yakın yerlerde bulunmuşlar. Ticaretle uğraşanlar farklı yöntemlerle zengin olmuşlar. Birbirleriyle kopuk gruplar, bağlantılarını kesmemişler. Geçmişin acı tecrübelerini her zaman hatırlarında tutup mevcudiyetlerini sürdürmek adına daima güçlü olabilmenin yollarını aramışlar. Günümüzde Amerika’da iş yapan bir Yahudi, Avrupa’da bir ticari faaliyette bulunmak istediğinde Avrupa’daki Yahudi meslektaşıyla iş yapıyor. Yahudilerle ilgili birkaç hikaye anlatmak istiyorum. Yakın bir tanıdığım, otuz yıl önce İstanbul’da terzi olan akrabasını ziyarete gidiyor. Hazır gitmişken bir takım elbise diktirmek istediğini söylüyor. Terzi olan akrabası ile kumaş almak için bir dükkana gidiyorlar. Yalnız terzi, bizim arkadaşa “ne zaman ayağına basarsam, o kumaşı al” diyor. Dükkana giriyorlar. Dükkan sahibi Yahudi. Kumaşları gösteriyor dükkan sahibi; “işte bu 10 lira,bu 8 lira,bu 5 lira,bu 3 lira”. Anlatıyor da anlatıyor, yukarıdan aşağıya doğru. En son 3 liralık kumaşa sıra geldiğinde, terzi bizim arkadaşın ayağına basıyor. Bizim arkadaş “benim ekonomik durumum pek müsait değil, ben şu 3 liralık kumaştan alayım” diyor. Yahudi dükkan sahibi hiddetle terziye dönerek “bre kuzum bir daha bu dükkana gelirsen bacaklarını kırarım” diyor. Meğer Yahudi dükkan sahibi en iyi kumaşa en ucuz, en kötü kumaşa da en pahalı fiyatı söylüyormuş. İyisini almak isteyen vatandaşta kazıklanıyormuş bu yolla. Terzi bu oyunu bildiği için 3 liralık kumaşa sıra geldiğinde bizim arkadaşın ayağına basmış ve en iyi kumaşı çok ucuza satın almışlar. Sakın bunları anlatıyorum diye Yahudi düşmanlığı felan yapmayın ha. Neyse bir hikaye de Oktay Sinanoğlu’ndan. Televizyondan izlemiştim kendisini,çok hoşuma gitmişti. Zamanın birinde Avrupa’da bir kral yanına bir muhasebeci tutmuş. Zamanla bu muhasebeciden memnun kalmış ve krallığın bütün mali işlerini bu muhasebecinin yürütmesini istemiş. Muhasebeci, kralı zengin etmiş, kral muhasebeciye son derece güveniyormuş. Bir süre sonra muhasebeci, krala çaktırmadan krallığın kasasından sağa sola faizle para vermeye başlamış. Geri gelen paranın anasını kasaya, faizini cebe atıyormuş. Bu faizcilikle muhasebeci de epey bir zengin olmuş. Gel zaman git zaman muhasebeci kralın yanından ayrılıp kendi çalışmaya başlamış. İşi de faizle ihtiyacı olana para vermek. Avrupa’da savaş çıkmış. Krallar ellerindekileri tükettiğinde bizim muhasebeciden borç almaya başlamışlar. Karşılıklı iki kral savaşıyor ve bizim muhasebeciye sürekli borçlanıyorlar. Onlar savaşıyor, bizim muhasebeci her geçen gün zengin oluyormuş. Zenginliğine zenginlik katan muhasebeci daha sonra başka ülkelere de faizle borç vermeye başlamış. 5-6 ülke bu muhasebeciye borçluymuş. Krallar aralarında anlaşıp bizim muhasebeciye demişler ki, “sen çok büyük adamsın, gel seni bir ülkeye kral yapalım”. Bizim muhasebeci ne dese beğenirsiniz, “bir ülkenin ekonomisine hakimsem, zaten o ülkenin kralı benim”. Kıssadan hisse, eğer bir ülkenin ekonomisine hakimseniz, o ülkenin kralı sizsiniz. Yahudiler bunu uzun bir zamandır biliyorlardı. Hatta Hitler’in Almanya’sı bile o dönemin Yahudilerine borçluydu. Yahudiler, ekonomik gücün etkilerinin oldukça farkındaydı. O yüzden nesillerinin devamı zengin olmalarından geçiyordu bir bakıma. Ve öylede oldu. Kapitalist sistem onlara inanılmaz imkanlar sundu. Örgütlenme yoluyla, zekalarını kullanarak, yeri geldiğinde daha başka yöntemler kullanarak, zengin oldular. Dünya ekonomisini ellerine geçirdiler. Bütün ülkelerde önemli yerlere sızdılar. Üretim, finans, medya, siyaset. Gizli örgütlenmeleri gün yüzüne çıktı, ancak bu örgütün ve Yahudilerin gücü bir türlü kestirilemiyordu. Ta ki Başbakan Erdoğan’ın Davos’taki çıkışına kadar. Tüm Dünya’nın çekindiği Yahudiler aslında o kadar korkulacak bir millet değilmiş. İsrail, ABD başkanını fırçalayabiliyor; İsrail, AB’yi tehdit edebiliyor; İsrail, Dünya’ya meydan okuyabiliyor ama Erdoğan’ın tokat gibi sözlerini midesine indirip, ardından özür diliyor. Özetle; Dünya’nın İsrail’den korkmasının nedeni, İsrail’in kendisi tarafından şişirilmiş gücünün, Dünya’nın bu gücün mahiyetini kestirememesinden kaynaklanıyor. Şimdi artık İsrail’in gücünü az çok kestirebiliyorsunuz. Yeni Dünya düzeni artık daha farklı olmalı.Tıpkı Başbakan Erdoğan’ın söylediği gibi; “Güçlü olan haklıdır, değil. Haklı olan güçlüdür.” olmalı. Haklı olan, güçlüdür. Dünya’nın yeni sloganı bu olmalı. İşte o zaman kimsenin kimseden korkmasına gerek kalmaz. Savaş yerine, barış gelir. Batı’nın iki yüzlü davranmasına gerek kalmaz. Batılı devletlerin ulusal çıkarları İsrail’in ulusal çıkarları olmamalı. Ard niyetli düşüncelere sahip yöneticileri göz önüne aldığımızda, denetimsiz serbest piyasanın aslında ne kadar büyük felaketlere yol açabildiğini gördük, şu son küresel krizde. Bütün ülkeler ekonomik güçlerini Yahudi işadamlarının elinden geri almalı. Yoksa ülkelerin ekonomilerini eline alan grup savaş isterse Dünya barışı göremeyecek.

