« Önceki |

8/9/2009

Türk Sorununa Giriş: Toplumsal Bölünme Paranoyası

Paranoya nedir?

Aşırı endişe ve korkuyla karakterize edilen, sıkça mantıksız kuruntularla bilinen bir rahatsızlıktır.

 

Hükümetin Kürt kökenli vatandaşlarımıza yönelik atmış olduğu “demokratik açılım süreci” adlı son adım neticesinde, Türk kamuoyunun bölünme korkuları tekrar hortladı. Ülkenin bölünmesine yönelik korku ve endişeler öyle bir noktaya ulaştı ki, bunun adına toplumsal bölünme paranoyası desek  hiçte yanlış olmaz.

 

Toplumdaki bu paranoyanın hortlamasının en son nedeni hükümetin demokratik açılım süreci oldu. Zira bu sürecin içi bir türlü doldurulamıyordu. Hükümet buna “süreç” diyordu. Ancak bu sürecin içeriğini kimse bilmiyordu. Ne süreciydi bu? Kürt sorunu neydi?

 

İçerik bilinmiyordu. Ancak, tartışmalar hararetli bir şekilde devam etti. Sonunda tartışa tartışa ortaya bir şeyler çıkmaya başladı. Artık herkes ufukta bir şeyleri görebiliyordu.

 

Bütün bu tartışmalar yapılırken ortaya bir anket çıktı. Bilgesam tarafından 10 bin kişinin katılımıyla gerçekleştirilen bu anketin sonuçları çok çarpıcıydı. Bu anketin sonuçlarına göre aslında Kürtler bölünmek, ayrı bir devlet kurmak istemiyorlardı. Sadece %10’luk bir kesim ayrılığı, %5’lik bir kesim federasyonu istiyordu.

 

Hal böyleyken biz Türkler toplumsal bölünme paranoyasına nasıl kapıldık? Aslında sorulması gereken en önemli soru bu. Son zamanlarda ABD yapımı filmlerde de konu olarak işlenen “toplumsal korku politikası” nı ülke yöneticilerimiz bizler üzerinde yıllardır uyguluyorlarmış. Korku ve endişe üzerinden ülke yönetmek.

 

Bu yönetim tarzı, belki de terör sorunun bir türlü sona ermemesinin başlıca nedeni. Topluma korku salmak, sürekli bölünmez bütünlük vurgusu yapmak, Türk halkını toplumsal bir paranoyaya sürüklemiş.

 

Bu paranoya’dan en çok fayda sağlayanda maalesef gözbebeğimiz ordumuz, TSK. İlker Başbuğ’dan sonra genelkurmay başkanlığına gelecek olan Işık Koşaner’in söyledikleri ise oldukça düşündürücü. “Bu terör 30 yıl daha sürer. TSK’ya ihtiyaç devam edecektir” gibi bir beyan vermesini üzüntüyle karşıladım. Bu söylemi bir tespitten ziyade, bir zorunluluk gibi algıladığımı söylemek isterim. Zira terörle mücadele de geçmiş yılları düşündüğümde, operasyonlarda kıstırılan teröristlerin öldürülmeden, askerlerin geri çekilmesine bir anlam verememiştim.

 

Terörle mücadele ederken, askerin terörün bitmesini istemediği gibi bir izlenim uyanmıştı zihnimde. Böyle bir ihtimali aklıma getirmek bile istemiyordum. Şu an TSK bünyesinde sadece İlker Başbuğ’a güveniyorum. Komutanlar konseyine güvenmiyorum. İlker Başbuğ’un görev süresinin, görevinin bitiş tarihinden itibaren 2 yıl daha uzatılmasını istiyorum. Zira TSK içinde yapılması gereken daha çok reform var. Başbakan “askerlik yan gelip yatma yeri değildir” derken, acaba subay ve astsubayları mı kastetmişti.

 

Toparlayacak olursak, birileri, artık neye hizmet ediyorlarsa, yıllar boyu toplum üzerinde bir korku hakimiyeti sürdürmüşler. Artık buna bir son vermek gerek. Kürt halkı daha fazla konuşmalı medyada. Zira Türk halkının paranoyasını tedavi edebilmek, Kürtlerin telkinleriyle mümkün olacaktır.

3/9/2009

DTP Diyarbakır Barış Mitingi; Demokratik Açılım Süreci Başarılı



DTP 1 Eylül 2009 tarihinde, demokratik açılım süreci kapsamında, Diyarbakır’da bir barış mitingi düzenledi. Bu miting Kürtlerin açılım süreci hakkında ne düşündüğünü ortaya koymak açısından önemliydi.

 

Birkaç hafta önce AKP’nin ortaya attığı “Kürt açılımı”, sonrasında “Demokratik açılım”  ,sonrasında “Barış ve kardeşlik projesi” nin içinin boş olduğunu baştan beri biliyordum. Önceleri bu konuyu ortaya atmasının sebebinin gündemi doldurmak, kamuoyunun çektiği ekonomik sıkıntıları perdelemek için olduğunu düşünüyordum. Paket veya süreç artık her ne dersek, içi boştu. Ancak başbakan sık sık bu konunun kamuoyunda tartışılması, herkesin çözüm için bir öneri getirmesini istiyordu.

 

Partiler, sivil toplum örgütleri, asker, halk, herkes görüşünü dile getirdi. Televizyon programlarında çokça tartışıldı. Herkes kırmızı çizgilerini ortaya koydu. Bu tartışmalar neticesinde neyin olabileceği, neyin olamayabileceği az çok ortaya çıktı.

 

1 Eylül’deki Diyarbakır mitinginde bir şey dikkatimi çekti. Halk, son derece bilinçli ve sağduyulu bir şekilde alanı doldurmuştu. Halktaki bu değişimi olumlu bulduğumu söylemeliyim. “Sen iyi niyetli yaklaşırsan, karşılığını mutlaka alırsın” prensibine göre, başbakanın ortaya attığı bu açılımın içi boş olmasına rağmen, Kürt halkı üzerinde olumlu bir etki yarattığını söyleyebilirim.

 

Yalnız halk ve DTP’nin birbirinden kopuk olduğunu gördüm, bu mitingde. DTP her zaman yaptığı gibi sürece APO ve PKK’yı dahil etmeye çalışarak üzerindeki yükü hafifletmeye çalıştı. APO ve PKK’yı sürece dahil etmeye çalışmasının iki sebebi var. Birincisi APO ve PKK ile direk bağlantıları var. APO’yu devre dışı bıraksa bile PKK’yı direk olarak karşısına alamaz. İkincisi böyle bir açılım sürecine evet derse bölgedeki etkinliği ve oyları azalacak. Barış ve huzur sonrası refah, AKP’nin hanesine yazılacak.

 

Aslında DTP, sürece APO veya PKK’yı dahil etmeden destek verebilir. Nedeni Kürt halkının oylarını DTP’ye vermesi, APO veya PKK’ya değil. Kürt halkı temsilci olarak DTP’yi seçmiştir. Ancak DTP bu sorumluluktan kaçmaya çalışmaktadır. Bu da DTP’nin iplerinin PKK’nın elinde olmasından kaynaklanıyor. APO bütün bu olaylarda sadece figüran. Sürece hiçbir etkisi veya katkısı olamaz. Ama PKK’nın etkisi olur.

 

Benim anladığım Kürt halkı DTP’nin söylediği gibi demokrasi, hak ve özgürlüklerden ziyade refah, huzur ve ekonomik yönden kalkınmışlık istiyor. Bu sürecin onlara daha iyi bir yaşam getireceğinden umutlular. Ancak, süreci baltalamaya çalışan bizzat siyasi olarak görevlendirdikleri DTP. DTP eğer gerçekten Kürt halkını düşünüyorsa, APO ve PKK’yı sürece dahil etmeden elini taşın altına koyar. Bunu yapamıyorlarsa PKK’nın siyasi birer militanı olurlar. Ve sonrasında batışları kaçınılmaz olur. Çünkü onları oraya PKK getirmedi, Kürt halkı getirdi.

 

Yada iyimser bir tahminle Kürtleri daha iyi temsil eden yeni bir parti kurulur ve DTP tarih olur.


21/8/2009

Kapalı Alanlarda Sigara İçme Yasağına İlişkin 21 Ağustos 2009 Ta

TÜTÜN ÜRÜNLERİNİN İNSANA VERDİĞİ ZARARLARI ÖNLEMEK AMACIYLA ÇIKARILMIŞ KANUNDUR.

 

 

 

Kanun Numarası : 4206

 

Hazırlanma Tarihi : 20.08.2009

 

Yayınlanma Tarihi : 21.08.2009

 

 

 

AMAÇ

 

Madde 1

Toplumu ve toplumu oluşturan bireyleri, direk veya dolaylı yoldan tütün ürünlerinin verdiği zararlardan korumak, tütün ürünlerinin alışkanlığını özendirici reklam, tanıtım ve teşvik kampanyalarını önlemek, dumansız hava sahalarını çoğaltmak ve sağlıklı bir nesil yetiştirmektir.

 

Madde 2

Tütün ürünlerinin tüketiminin yasaklanmasına ilişkin meclisteki milletvekilleri tarafından çıkarılan 4207 sayılı kanuna muhalefet amacıyla asiller (millet) tarafından çıkarılmıştır.

 

Madde 3

Çıkarılan 4207 sayılı kanun tek taraflı (sadece tütün ürünlerini tüketmeyenler düşünülerek) çıkarılmış olup tütün ürünlerini tüketen bireylerin hak ve özgürlükleri ihlal edilmiştir.

 

Madde 4

4207 sayılı kanunda yer alan yasakların hem tütün ürünlerini tüketmeyenler hem de tütün ürünlerini tüketenler düşünülerek yeniden düzenlenmesidir.

 

 

 

ESAS

Tütün ürünlerinin tüketilmesinin yasak olduğu alanlar.

 

Madde 5

Karayolu, demiryolu, denizyolu, havayolu toplu taşıma araçlarında.

 

Madde 5-a

Karayolunda, otobüs, minibüs ve ticari taksilerde kesinlikle tüketilmesi yasaktır. 18 yaşından küçük çocuğu olan ebeveynlerin özel binek araçlarında çocuğunun yanında seyahat esnasında tüketmeleri kesinlikle yasaktır. 5 kişiden fazla olmamak şartıyla, otobüs, minibüs, ticari taksi ve özel binek araçlarında tüketmeyenlerin rızası olduğu takdirde tüketilmesi serbesttir.

 

Madde 5-b

Demiryolunda, her türlü trende tüketilmesi kesinlikle yasaktır. Trende seyahat eden ve tütün ürünleri tüketenler için, havalandırması iyi yapılmış ve diğer bölümlerden iyi bir şekilde izole edilmiş ayrı bir alan tahsis edilecektir.

 

Madde 5-c

Denizyolunda, her türlü gemi, vapur ve toplu deniz taşıma araçlarının kapalı alanlarında tüketilmesi kesinlikle yasaktır. Açık alanlarında tüketilmesi serbesttir.

 

Madde 5-d

Havayolunda, her türlü uçak ve hava ulaşım aracında tüketilmesi kesinlikle yasaktır.

 

Madde 6

Karayolu, demiryolu, denizyolu, havayolu toplu taşıma araçlarının bekleme salonlarında.

 

Madde 6-a

Otobüs terminali ve otogarların kapalı alanlarındaki bekleme salonlarında tüketilmesi kesinlikle yasaktır. Açık alanlarında tüketilmesi serbesttir.

 

Madde 6-b

Tren garlarının kapalı alanlarındaki bekleme salonlarında tüketilmesi kesinlikle yasaktır. Açık alanlarında tüketilmesi serbesttir.

 

Madde 6-c

Limanların kapalı alanlarındaki bekleme salonlarında tüketilmesi kesinlikle yasaktır. Açık alanlarında tüketilmesi serbesttir.

 

Madde 6-d

Havalimanlarının kapalı alanlarındaki bekleme salonlarında tüketilmesi kesinlikle yasaktır. Açık alanlarında tüketilmesi serbesttir. Açık alanları bulunmuyorsa, tüketenler için havalandırması ve izolasyonu iyi yapılmış ayrı salonlarda tüketilmesi serbesttir.

 

Madde 7

Kamu hizmet binalarının kapalı alanlarında. Hükümet konakları, belediye binaları, adliye binaları, hastaneler, sağlık ocaklarının kapalı alanlarında tüketilmesi kesinlikle yasaktır. Açık alanlarında tüketilmesi serbesttir. Hükümet konakları, belediye binaları, adliye binalarının açık alanları bulunmuyorsa, tüketenler için havalandırması ve izolasyonu iyi yapılmış ayrı odalarda tüketilmesi serbesttir.

 

Madde 8

Eğitim hizmeti veren binaların kapalı ve açık alanlarında. Anaokulu, ilkokul, lise, üniversitelerin kapalı ve açık alanlarında; özel okulların, dershanelerin, kapalı ve açık alanlarında tüketilmesi kesinlikle yasaktır. Lise, üniversite, özel okul ve dershanelerde tüketen sayısı 5 kişiden fazla ise, tüketenler için havalandırması ve izolasyonu iyi yapılmış ayrı odalarda tüketilmesi serbesttir. Kültür ve sosyal hizmet binalarının kapalı alanlarında tüketilmesi kesinlikle yasaktır. Açık alanlarında tüketilmesi serbesttir.

 

Madde 9

Spor salonlarında, konferans ve toplantı salonlarında, üniversitelere ait yerleşkelerin kapalı alanlarında tüketilmesi kesinlikle yasaktır. Açık alanlarında tüketilmesi serbesttir.

 

Madde 10

Ticari işletmelerin kapalı ve açık alanlarında.

 

Madde 10-a

Alışveriş merkezleri ve süper marketlerin kapalı alanlarında tüketilmesi kesinlikle yasaktır. Açık alanlarında tüketilmesi serbesttir. Alışveriş merkezlerinin açık alanı bulunmuyorsa, tüketen sayısı 5 kişiden fazla ise, tüketenler için havalandırması ve izolasyonu iyi yapılmış ayrı odalarda tüketilmesi serbesttir.

 

Madde 10-b

Lokanta, pastane gibi gıda ürünlerinin tüketildiği mekanların kapalı alanlarında tüketilmesi kesinlikle yasaktır. Açık alanlarında tüketilmesi serbesttir.

 

Madde 10-c

Kafeterya, kahvehane, birahane ve eğlence hizmeti verilen işletmelerin kapalı ve açık alanlarında tüketilmesi serbesttir. Buralarda işletmecinin inisiyatifine bağlı olarak, işletmeci isterse tüketilen ve tüketilmeyen alanlar oluşturabilir. Bu alanları oluşturmak veya oluşturmamak işletmecinin iradesine bırakılmıştır. Yine işletmecinin kendi isteği doğrultusunda mekanında tüketilmesini yasaklayabilir.

 

Madde 10-d

Küçük işletme ve ticarethanelerin kapalı alanlarında, çalışan sayısı 5 kişiden az olmak şartıyla tüketilmesi serbesttir. Buraları toplu kullanım alanı olmadığından, bu alanları kullananların tütün ürünlerini tüketmeleri veya tüketmemeleri kendi inisiyatiflerine bırakılmıştır. İşyeri sahibi istediği takdirde müşterilerinin tütün ürünlerini tüketmesine izin vermeyebilir.

 

Madde 11

Kişilerin özel mülklerinin kapalı alanlarında.

 

Madde 11-a

Kişilerin müstakil evlerinde veya apartman dairelerinde, aynı evi paylaştıkları çocuk, yaşlı, hasta, hamile kadın bulunuyorsa, bu mekanların kapalı alanlarında tütün ürünlerinin tüketilmesi kesinlikle yasaktır. Evin balkonunda, merdiven boşluğunda veya bahçesinde tütün ürünlerini tüketmek serbesttir.

 

Madde 11-b

Kişilerin müstakil evlerinde ve apartman dairelerinde aynı evi paylaşan kişilerin tamamı, 5 kişiden az olmak ve 18 yaşının üstünde olmak şartıyla tütün ürünleri tüketiyorsa, bu mekanların kapalı alanlarında tütün ürünlerinin tüketilmesi serbesttir.

 

 

 

YAPTIRIM VE CEZA

 

Madde 12

Yukarıdaki esaslara ilişkin kanun maddelerine uymayan kişiler önce 3 defa sözlü olarak uyarılacak sonra 1 defa yazılı olarak uyarılacaktır. Yasağın çiğnenmesi devam ettiği takdirde işletmeler için 3 gün işyeri kapatma cezası uygulanacaktır. Suçun tekrarı halinde 5 gün işyeri kapatma ve 1000TL para cezasına çarptırılacaktır. Her suç tekrarında 2’şer gün kapatma ve 1000’er TL para cezası arttırılacaktır. Kişilerin yasağı çiğnemesi durumunda yine 3 defa sözlü ve 1 defa yazılı uyarının ardında 100TL’lik para cezası uygulanacaktır.

 

Madde 13

Yukarıdaki esaslara ilişkin kanun maddelerinin uygulanıp uygulanmadığını denetmek amacıyla illerde valiler, ilçelerde kaymakamlar, belde ve köylerde muhtarlar tarafından 1 ila 3 kişilik bir denetme ekibi görevlendirilecektir. Asker, polis veya zabıta eşliğinde denetleme yapılmayacaktır.

 

 

 

SONUÇ

 

4206 sayılı kanun, 4207 sayılı kanunun boşluklarını doldurmak, tütün ürünlerini kullananların hak ve özgürlükleri geri getirmek amacıyla çıkarılmıştır.

17/8/2009

Kürt Açılımı

İnsan denen canlılar sürü halinde hareket eden ve davranış gösteren canlılardır. Hayvanlarda olduğu gibi insan canlısının da en temel ihtiyaçlarından bir tanesini karnını doyurmak ve yaşamını sürdürmeye çalışmaktır. Beraberinde toplu halde yaşayarak kendilerini korumaya ve nesillerini devam ettirmeye çalışırlar. Bu davranış da bazı hayvan türleriyle aynıdır. Toplu halde yaşamlarını devam ettiren insanlar, topluluğu yönetecek ve topluluğun diğer bireylerine yol gösterecek bir lidere ihtiyaç duyarlar. Topluluk içinde en güçlü olan veya en akıllı olan bir kişi herkesin onayıyla lider seçilir. Lider seçildikten sonra topluluğun daha iyi şartlarda yaşaması herkesin karnını doyurması ve herkesin mutlu ve huzurlu olabilmesi organize bir şekilde görev dağılımı yapılır ve bu organizasyona göre hareket edilir. Topluluk içinde belli kurallar benimsenir. Bu kurallara herkesin uyması beklenir. Kurallara uymayanlar gerekirse cezalandırılır. Bazen topluluktan uzaklaştırılır.

 

İşte günümüz Dünyasında organize olmuş bu toplulukların oluşturduğu yapıya Devlet adını veriyoruz. Devletin temel görevleri toplumu oluşturan bireylerin karnını doyurmak, bireylerin geçimini sağlamak, bireylerin güvenliğini sağlamak ve topluluğun gelecek nesiller boyunca varolmasını sağlamak olarak özetleyebiliriz.

 

Devlet denen yapının en önemli varoluş amaçlarından bir tanesi bireysel refah ve kalkınmışlıktır. Birey, üyesi olduğu topluluk içinde ne kadar karnı doyuyorsa, ne kadar sağlıklıysa, ne kadar huzur ve güvenliği sağlanıyorsa o derece mutlu ve verimlidir. Huzur içinde yaşadığı toplulukta o derece verimli olacaktır.

 

Ancak yüzyıllardan beri hatta bin yıllardan beri devlet içindeki farklı organizasyon üyeleri diğer üyelerden daha mutlu ve kalkınmış olabilmek için doğru olmayan işler yapmışlardır. Bu doğru olmayan işlere kısaca “çıkarcılık” diyoruz. Bu çıkarcılığı fark eden diğer topluluk üyeleri zaman zaman yaşanılanlar yüzünden isyan etmiş. Topluluk içinde çatışma çıkmasına neden olmuştur.

 

Yüzyıllar sonra topluluk içinde en iyi işleyen organizasyonun adına demokrasi demişler. En adaletli organizasyona da hukuk demişler. Demokratik ülkeler için, devletin en emel görevi toplumu oluşturan bireyin refahı ve huzurudur. Devletler bireylerin refahını ve huzurunu sağlayabilmek için bireylerden gücü oranında para toplar. Toplanan bu paralar bireylerin oluşturduğu topluluğun hizmetinde, güvenliğinde kullanılır.

 

Ancak yine yüzyıllardan beri toplanan bu paraları devlet içindeki çıkarcı yönetici gruplar yerler. Bireyler,devlete para ödemelerine karşın yeterli oranda hizmet alamazlar. Yine topluluk içinde isyan çıkar. Bizim ülkemizde de durum buna çok benzer. O yüzden toplumu oluşturan bireyler her geçen gün daha da huzursuz hale gelmekte. Aslında demokratik ülkelerde böyle sorunları çözmek hiçte zor değildir. Ancak, yönetici gruplar hallerinden memnundur. Grubun çoğunluk üyeleri sefil bir hayat sürerken yönetici üyeleri rahat bir hayat sürmektedir.

 

Bugün Türkiyemizde iki farklı topluluk oluşmuş durumda. Biri Türkler, diğeri Kürtler. Kürt sorunu konusuyla karşı karşıyayız. Kürt sorunu derken, Kürt açılımı, ardından demokrasi açılımı denmekte. Herkes bir sorunun varlığından bahsetmekte ancak içeriğinin ne olduğunu kimse bilmemekte.

 

Dışarıdan baktığımızda aslında Kürt sorununun tamamen Kürtlerin kendisinden kaynaklandığını söylemek yanlış olmaz. Kendi liderlerini seçmişler. Aşiret ağaları. Bu liderleri onları az bir refaha karşılık çokça çalıştırıyor. Topluluğu oluşturan bireyler, bakamayacakları kadar çok çocuk yapıyor. Sonunda o çocuklar topluluk içinde telef oluyorlar. Sağ kalanlar mutsuz ve refah düzeyi oldukça düşük bir hayat yaşıyorlar. Mutsuz ve refah düzeyi düşük bir yaşantı içindeki bireyi PKK kandırabiliyor. Ağalar kirli işlerinde kullanabiliyor. Zaten aç olan birey hiçbir şeyin bilincinde olmadan cahil kalıyor. Kürtler işte böyle bir topluluk.

 

Kendini Kürtlerin lideri olarak gösteren yönetici grupların bazı istekleri var. Onlar uzun vadede ayrı bir topluluk kurmak istiyorlar. Ayrı bir devlet olmak istiyorlar. Bugün baktığımızda bu makul bir istek gibi görünüyor. Onlara kendi başlarına yaşama hakkını tanımalıyız. Korkunun ecele faydası yoktur. Amaç topluluğu oluşturan bireylerin refahı ve huzuruysa bırakın topluluk ne istiyorsa onu yapsın.

 

Bu çerçevede iki seçenekli bir yol haritası da ben sunayım dedim.

 

Seçenek 1:

-Devlet okullarında (ilkokul, lise, üniversite) seçmeli Kürtçe dersi okutulmasına izin verilsin.

-Ulusal, bölgesel ve yerel olarak özel televizyon ve radyo yayını yapılmasına izin verilsin.

-Demokrasi ve özgürlükler noktasında bütün hakları verilsin diyeceğim. Ancak, Türkiye’de henüz tam anlamıyla demokrasi işlemiyor. Ayrıca Kürt topluluklarındaki hakim feodal yapı böyle bir uygulamayı epey zorlaştırıyor.

-Aslına bakarsanız gerek demokrasi gerekse hak ve özgürlükler konusunda Kürt topluluğunun pekte sıkıntı yaşadığını sanmıyorum. Onların sıkıntıları daha karınlarını doyurma ve daha iyi bir yaşam sürme isteklerinden kaynaklanıyor. Bu demokrasi zırvalarına da onun için bel bağlıyorlar. Tabii PKK ve ağalar her şeyin çok güzel farkında.

 

Seçenek 2:

-Kürt topluluklarının bulundukları bölgelerde (doğu ve güneydoğu) HALK OYLAMASI yapılsın. Bu son derece samimi ve özgürlükçü bir yaklaşım olur. Kürtler barış içinde Türkiye sınırları içinde mi yaşamak istiyorlar,yoksa ayrı bir devlet mi kurmak istiyorlar. Devlet kurmak isteyen bölgeleri belli bir anlaşma çerçevesinde Kürtlere verebiliriz. Tabii bu güne kadar oralara yapılan yatırımları uzun vadede borç olarak hanelerine yazacağız.

-Türkiye sınırları içinde yaşamlarına devam eden Kürt topluluklarının ve Kürt bireylerin en ufak bir bölücü hareketinde veya en ufak bir toplumun huzurunu bozucu hareketi görüldüğünde derhal sorgu sual yapılmaksızın Kürdistan topraklarına sınır dışı edilecekler.

 

Biz Türkler bu topraklarda mutlu ve huzurlu bir yaşam sürdürmek istiyoruz. Her tür pis olayın altında bir Kürt vatandaşımızın çıkması son derece sinirimizi bozmakta. On yıllardan beri güneydoğuya milyarca Tl yatırım yapılmakta hala Kürt kökenli vatandaşlarımız devletin sırtına yük olmaktalar. Daha da yetmiyor. Kürt sorunu diye bir şey icat ediliyor. Devletin sırtından daha rahat yaşamaya çalışmaya devam edilmek isteniyor.

 

Ben bu adaletsizlikten sıkıldım artık. Gitmek istiyorlarsa gidebilirler. Eğer bölüneceksek, bölünürüz. Korkarak yaşamak kimseye fayda getirmez. Bu korkuyu bastırmak içinde Kürtlere devlet eliyle ha bire taviz verilemez.

 

Madem Türkiye demokratik bir cumhuriyet. Madem Kürt açılımı, demokrasi açılımı yapıyorsunuz. Demokratik olarak açın bakalım. Yapın halk oylamasını. Nasıl olsa açtık. Açalım bakalım, kutumuzda ne çıkacak.

 

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayip Erdoğan.

Samimiyetinizi gösterin, açıklayın bu açılımın içinde neler olduğunu. Bence bu açılımın içi kocaman bir boşluk. Milletin ekonomik sıkıntılarını, yeni eklenen zamları örtbas etme çabaları. Gündemi aylarca boş yere işgal etme çabaları.

 

Sayın başbakanım samimiyetinizden her geçen gün daha da şüphe duymaya başlıyorum. Demokrasi yarım kaldı. İçi boş. Her şeye demokrasi kılıfı uymuyor. Yeni seçim sistemi getirmiyorsunuz. vergi sistemini düzeltmiyorsunuz. Resmen haraç topluyorsunuz. Devletin topladığı onca paraya karşın, devletin borçları her geçen gün artmakta. Bu ne yaman bir çelişkidir.

 

İşte bu bir bireysel isyandır. Kürt sorununu bir kenara koyun. Her bireyin daha iyi yaşam şartlarına kavuşması için. Devlet içindeki çıkar gruplarının devletin topladığı parları hortumladığı için. Hak ve adaletin olmadığı için.

 

Sayın başbakanım derhal kendinizi toparlamalısınız. Reformlara devam edin. Demokrasiyi getirin bu ülkeye. Kavga edersek,edelim. Biliyorum sizde korkuyorsunuz demokrasiden. Ancak, sorunları çözmek, her şeyi kontrol altında tutmak için dilinizden düşürmüyorsunuz. Demokrasi bir araçtır. Topluluğun en iyi şekilde liderini seçmeye yarayan bir araç. Siz bu aracı kullanırken hile yapmamalısınız. Yoksa samimiyetiniz her geçen gün daha da sorgulanacak.

 

Sizin demokrasiniz gibi, Kürt liderlerin demokrasileri de sahtedir. Onlar aşiret oligarşisini perdelemek için demokrasi lafını ağızlarından düşürmezler. Bakın bakalım, meclisteki Kürt milletvekillerinden kaçı aşiret ağası yada akrabası.

 

Bizler kendi kendimizle yüzleşmeliyiz. Sosyal olarak, ekonomik olarak acı reçeteyi önümüze koymalısınız. Kürtler gideceklerse giderler. Umurumda olmaz. Borcum ne kadarsa önüme koyun. Ödeyeyim. Eyalet sistemini getirin. Herkes daha iyi şartlarda yaşamanın yollarını çabuk bulsun. Buradan ne sosyal yönden nede ekonomik yönden Ankara bulunmuyor. verdiğim vergiler yolda ona buna yolsuzluk, usulsüzlük, hortum, rüşvet olarak gidiyor. Aynı topluluğun çalışmayıp yan gelip yatan üyelerini ben sırtımda taşıyamam. Şeffaf olacağız diyorsunuz, hep laf. Gelir dağılımdaki adaletsizlik olduğu gibi duruyor.

 

Bu arada, yaptıklarınız için de teşekkür etmeliyim. Ama yarım bir teşekkür olacak bu. Çünkü tek başınıza iktidarsınız. O kadarını da yapmazsanız, iktidarınız gider. Kötünün iyisi olma sınırındasınız sayın başbakanım. Bence iyinin iyisi olmayı hak ediyorsunuz. Ama boş konuşmayı bırakıp artık şu icraatlarınızı hayata geçirin.

5/8/2009

Kürt Sorunu Konusunda Fazla Açılmayın, Boğulursunuz.

 Başbakan Erdoğan’ın kamuoyuna yaptığı bir konuşmasında “Kürt sorunu” ifadesini kullanmasından bu yana bir Kürt sorunudur aldı başını gidiyor. “Kürt sorunu” ifadesi temelde sakat ve yanlış bir ifadedir aslında. Hangi taraftan bakacaksınız? “Kürtlerin sorunu ne?” diye mi soracağız yoksa, Kürtler “Bizim şu sorunlarımız var. Bunları çözün” mü diyecekler?

 

Öncelikler herkes Kürt sorunundan bahsediyor ama hiç kimse Kürt sorununun tarifini yapamıyor, içeriğini kimse bilmiyor. “Kürt sorunu nedir?” diye konuya muhatap kişilere sorduğumda doyurucu ve net bir cevap almış değilim. İçeriğini sorduğumda ise yine net cevaplar yok.

 

Soruyorum, Ey Kürt kardeşim! Senin sorunun nedir? Sıkıntını söyle, çaresini bulalım.

 

Bahsi geçen Kürt sorununu çözmek için kimi muhatap alacağız. DTP’yi mi? Abdullah Öcalan’ı mı? Kürt halkını mı? Toprak ağalarını mı?

 

Bugün asılmasını istediğim Abdullah Öcalan yattığı hücreden Kürt sorununun çözümü için yol haritası sunacakmış bizlere. Bu ne büyük bir utanç. Siz adamı asamıyorsunuz, seneler sonra salıverin bari. Abdullah Öcalan, Kürt halkının temsilcisi değildir. Terörist bir örgütün en azılı elebaşıdır. Bu adama avukat bile vermeyeceksin. Abdullah Öcalan milli mahkumdur. Ne avukatı, ne beyanatı. Siz ne yaptığınızın farkında mısınız?

 

DTP’de aynı şekilde Kürt halkının temsilcisi olamaz. Yöresel farklılıkları göz önüne aldığımızda Güneydoğu coğrafyası ile Türkiye’nin diğer kısımlarını ayrı ayrı ele almak durumundayız. Güneydoğu coğrafyasındaki feodal yapı her şeyi alt üst etmekte. Türkiye’nin en batısındaki bizler, yarı demokratik bir seçimle oylarımızı kullanırken, Güneydoğu halkı çeyrek demokrasiyle oylarını kullanmaktalar. Ağanın çıkarları hangi yöndeyse Kürt vatandaşım o yönde oy kullanmakta hatta kullanamamaktadır. Güneydoğunun ücra bir köyünde 200 kişinin oyunu 1 kişi kullanmakta. Bunun adı demokrasi midir?

 

Toprak ağalarının bir sorunu yoktur. Onlar ağadır. Devlet mi çok veriyor, PKK’mı çok veriyor ona bakar. Son seçimlerde gördüğümüz kadarıyla PKK çok vermiş. Esrar, eroin, kaçak mazot, kaçakçılık tatlı gelmiş anlaşılan.

 

Geriye Kürt halkı kalıyor. Kürt halkının sorunları var. Hem de çok. Ama bu sorunların muhatabı devletten çok kendileri. En başta insan gibi yaşama haklarını kendileri baltalıyorlar. Ben 2 çocuk yaparak, canımı dişime takarak okutmaya çalışırken, Kürt baba 8 tane çocuk yapıp sokağa salmayı marifet görüyor. En büyük sorun, cehalet. Devlet, bu konuda elinden geleni yapmıştır. Çocukların doğru düzgün eğitilip, bilinçlenmesini sağlamaya çalışmıştır.

 

Yoksulluğun ve çaresizliğin pençesindeki Kürt gençleri çareyi ya batıya göçerek bulmuştur yada PKK’ya katılarak. Sorunun kaynağı olarak devleti görmeye çalışan zihniyete şunu söylemek isterim. Aynı acıları batıda bizlerde yaşadık. Devletin yaptığı hatalardan hepimiz payımıza düşeni aldık. Yani siz Kürt kardeşlerim, bizlerden daha fazla acı yaşamadınız. Yaşadıysanız, bu acıları yaşamanıza sebep birazda kendinizsiniz. Sorunların kaynağı büyük oranda biziz. Bizler aynı topraklarda kardeşçe yaşamasını beceremiyoruz. Bırakın Güneydoğuyu, batıda bile kardeş kardeşle geçinemiyor. Neden?

 

Cehalet,kötü niyet,çıkarcılık.Kürtlerin kendilerine sorun ettikleri şeyler, bugün benimde sorunumdur ve benimde bir TÜRK SORUNUM vardır. Hadi buyurun çözün bakalım.

Arkadaşlarım