« Önceki | Sonraki »

22/11/2009

Atatürk ve Sahte Hocalar

Geçenlerde bir sohbet esnasında, cumhuriyetin ilk yıllarında Atatürk’ün sahte hocaları ayıklamak için uyguladığı iki farklı sınavı iki farklı kişiden dinledim. Bu anlatacaklarım herhangi bir belgeye dayanmayan, kulaktan dolma, kişilerin kendi ağızlarından dinlediğim hikayelerdir. Bu hikayelerin gerçek olup olmamasından ziyade uygulanan yöntemlere dikkat çekmek istiyorum. Eğer bu anlatılanlar gerçek dışı ise bu yöntemleri kimler kafasından uydurmuş olabilir?

 

Hikaye 1;

Atatürk tüm hocaları sınavdan geçirmek için bir meydanda topluyor. Meydanın ortasında, yere bir Kuran’ı Kerim koyuyor ve diyor ki;

“Bu Kuran’ın üstüne basıp geçenleri sağ bırakacağım. Üstüne basıp geçmeyenleri asacağım.”

Bazı hocalar hayatlarını kurtarabilmek için Kuran’ın üzerine basıp geçiyorlar. Bazı hocalarsa “Biz öleceğimizi bilsek bile Kuran’ın üstüne basamayız. Gerekirse bu yolda ölürüz.”diyorlar. Atatürk Kuran’ın üstüne basıp geçen hocaların hepsini astırıyor. Çünkü onlar dini kendi çıkarları için kullanan sahte hocalar. Bu şekilde kimlerin din istismarı yaptığını ortaya çıkarıyor.

 

Hikaye 2;

Atatürk yine sahte hocaları, gerçeklerinden ayırabilmek için hepsini makamında toplar ve teker teker sıra ile odasına alır. Odasına aldığını hocanın oturması için üç tane sandalye koyar. Sandalyelerden birinin altına bir tane ekmek, diğerinin altına kendi fotoğrafını, ötekinin altına da bir Kuran’ı Kerim koyar. Aslında bu çok çetin bir sınavdır. Hoca ya ekmeğin, ya Atatürk’ün yada Kuran’ın üstüne oturacaktır. Ancak bir alternatif daha vardır. Hiçbirinin üstüne oturmamak, ayakta dikilmek. Gerçek hocalardan hiçbirisi bu sandalyelerden herhangi birine oturmaz, ayakta dururlar. Sandalyelerden herhangi birine oturan hocalar idam ettirilir.

 

Bu yaşanılanların doğru olduğunu varsayarsak, kötü niyetli kişilerce dinin bir sömürü aracı, otorite ve iktidar aracı olduğunu söylememiz yanlış olmaz. Din, inanç insanoğlunun en zayıf noktasıdır ve bu inanç yüzyıllarca toplum liderleri tarafından kullanılmıştır. Halende kullanılmaya devam etmekte. Ümmetçiliğin olduğu bir toplumda birey olarak bir değeriniz yoktur. Birey olarak gelişemezsiniz. Birey olarak hür iradenizi ortaya koyamazsınız. Toplum lideri sizin adınıza karar verir ve öyle yaşarsınız.

 

Tarih bize gösterir ki din, toplum liderleri tarafından defalarca kişisel çıkarlara alet edilmiştir. Atatürk’ün söylediği gibi, “Cumhuriyet fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.” İşte bu yüzden, sahip olduğumuz cumhuriyetimize, demokrasimize ve laikliğe sahip çıkmalıyız ve korumalıyız.

14/11/2009

Banu Avar'ı Yeniden TRT'de Görmek İstiyorum.

Bu sabah tesadüfen ART televizyonuna gözüm takıldı. Ekrandaki sunucu Banu Avar’la bir söyleşi yapıyordu. Birkaç dakika’da öyle şeyler konuştu ki kilitlendim kaldım. Söyledikleri şeyler oldukça net, gerçekçi ve inandırıcıydı. Sonra bu kadının TRT’den atıldığı aklıma geldi. Neden atılmıştı TRT’den? Yaptığı programı bazen ben de seyrediyordum. Hoşuma gidiyordu.

 

Bu kadın genel görüşün aksine, doğru bildiklerini çekinmeden söyleyen ve söyledikleriyle karşısındaki kişiyi rahatsız eden bir yapıya sahip. Rahatsız ediyor, çünkü karşısındakine duymak istemediği soruları soruyor, duymak istemediği şeyleri söylüyor. Gerçekleri bütün çıplaklığı ve netliğiyle ortaya koyuyor. Aslında cevher niteliğindeki böyle bir insanın TRT’den atılması büyük bir yanlıştı bence. Belki de iktidarın siyasi görüşüyle ters düşüyordu. Kendisi ART’de, yabancı devlet adamlarının baskısı yüzünden TRT’den atıldığını söylüyor.

 

Bu hükümet bir kamu çalışanının arkasında durmaktan aciz mi? Tüm Dünya’nın düşman ilan ettiği Afrikalı soykırımcı bir liderin arkasında durabiliyor ama. Birilerinin bizi rahatsız edici sözler söylemesi kendimizle yüzleşmemizi ve kendimizi gerçekçi bir şekilde daha iyi görebilmemizi sağlar. Ayrıca bu kadın yabancıların bakış açısıyla olaylar görmemizi sağlıyor.

 

Madem Türkiye’miz tüm düşüncelerin harmanlandığı bir mozaik, bütün düşüncelere hak ettiği özgürlüğü tanımalıyız, iyi niyet taşıdığı sürece. Ben, Banu Avar’ı yeniden TRT’de görmek istiyorum. Üstelik daimi olarak TRT Türk ekranlarında. Bu kanala kendisi çok yakışacaktır. Hatta bu kanalın genel yayın yönetmeni bile olabilir.

 

Bu ülkede en çok ihtiyacımız olan şey, gerçek, tarafsız haber ve bakış açısıdır. Banu Avar, bu özellikleri fazlasıyla taşıyor.


8/9/2009

Türk Sorununa Giriş: Toplumsal Bölünme Paranoyası

Paranoya nedir?

Aşırı endişe ve korkuyla karakterize edilen, sıkça mantıksız kuruntularla bilinen bir rahatsızlıktır.

 

Hükümetin Kürt kökenli vatandaşlarımıza yönelik atmış olduğu “demokratik açılım süreci” adlı son adım neticesinde, Türk kamuoyunun bölünme korkuları tekrar hortladı. Ülkenin bölünmesine yönelik korku ve endişeler öyle bir noktaya ulaştı ki, bunun adına toplumsal bölünme paranoyası desek  hiçte yanlış olmaz.

 

Toplumdaki bu paranoyanın hortlamasının en son nedeni hükümetin demokratik açılım süreci oldu. Zira bu sürecin içi bir türlü doldurulamıyordu. Hükümet buna “süreç” diyordu. Ancak bu sürecin içeriğini kimse bilmiyordu. Ne süreciydi bu? Kürt sorunu neydi?

 

İçerik bilinmiyordu. Ancak, tartışmalar hararetli bir şekilde devam etti. Sonunda tartışa tartışa ortaya bir şeyler çıkmaya başladı. Artık herkes ufukta bir şeyleri görebiliyordu.

 

Bütün bu tartışmalar yapılırken ortaya bir anket çıktı. Bilgesam tarafından 10 bin kişinin katılımıyla gerçekleştirilen bu anketin sonuçları çok çarpıcıydı. Bu anketin sonuçlarına göre aslında Kürtler bölünmek, ayrı bir devlet kurmak istemiyorlardı. Sadece %10’luk bir kesim ayrılığı, %5’lik bir kesim federasyonu istiyordu.

 

Hal böyleyken biz Türkler toplumsal bölünme paranoyasına nasıl kapıldık? Aslında sorulması gereken en önemli soru bu. Son zamanlarda ABD yapımı filmlerde de konu olarak işlenen “toplumsal korku politikası” nı ülke yöneticilerimiz bizler üzerinde yıllardır uyguluyorlarmış. Korku ve endişe üzerinden ülke yönetmek.

 

Bu yönetim tarzı, belki de terör sorunun bir türlü sona ermemesinin başlıca nedeni. Topluma korku salmak, sürekli bölünmez bütünlük vurgusu yapmak, Türk halkını toplumsal bir paranoyaya sürüklemiş.

 

Bu paranoya’dan en çok fayda sağlayanda maalesef gözbebeğimiz ordumuz, TSK. İlker Başbuğ’dan sonra genelkurmay başkanlığına gelecek olan Işık Koşaner’in söyledikleri ise oldukça düşündürücü. “Bu terör 30 yıl daha sürer. TSK’ya ihtiyaç devam edecektir” gibi bir beyan vermesini üzüntüyle karşıladım. Bu söylemi bir tespitten ziyade, bir zorunluluk gibi algıladığımı söylemek isterim. Zira terörle mücadele de geçmiş yılları düşündüğümde, operasyonlarda kıstırılan teröristlerin öldürülmeden, askerlerin geri çekilmesine bir anlam verememiştim.

 

Terörle mücadele ederken, askerin terörün bitmesini istemediği gibi bir izlenim uyanmıştı zihnimde. Böyle bir ihtimali aklıma getirmek bile istemiyordum. Şu an TSK bünyesinde sadece İlker Başbuğ’a güveniyorum. Komutanlar konseyine güvenmiyorum. İlker Başbuğ’un görev süresinin, görevinin bitiş tarihinden itibaren 2 yıl daha uzatılmasını istiyorum. Zira TSK içinde yapılması gereken daha çok reform var. Başbakan “askerlik yan gelip yatma yeri değildir” derken, acaba subay ve astsubayları mı kastetmişti.

 

Toparlayacak olursak, birileri, artık neye hizmet ediyorlarsa, yıllar boyu toplum üzerinde bir korku hakimiyeti sürdürmüşler. Artık buna bir son vermek gerek. Kürt halkı daha fazla konuşmalı medyada. Zira Türk halkının paranoyasını tedavi edebilmek, Kürtlerin telkinleriyle mümkün olacaktır.

3/9/2009

DTP Diyarbakır Barış Mitingi; Demokratik Açılım Süreci Başarılı



DTP 1 Eylül 2009 tarihinde, demokratik açılım süreci kapsamında, Diyarbakır’da bir barış mitingi düzenledi. Bu miting Kürtlerin açılım süreci hakkında ne düşündüğünü ortaya koymak açısından önemliydi.

 

Birkaç hafta önce AKP’nin ortaya attığı “Kürt açılımı”, sonrasında “Demokratik açılım”  ,sonrasında “Barış ve kardeşlik projesi” nin içinin boş olduğunu baştan beri biliyordum. Önceleri bu konuyu ortaya atmasının sebebinin gündemi doldurmak, kamuoyunun çektiği ekonomik sıkıntıları perdelemek için olduğunu düşünüyordum. Paket veya süreç artık her ne dersek, içi boştu. Ancak başbakan sık sık bu konunun kamuoyunda tartışılması, herkesin çözüm için bir öneri getirmesini istiyordu.

 

Partiler, sivil toplum örgütleri, asker, halk, herkes görüşünü dile getirdi. Televizyon programlarında çokça tartışıldı. Herkes kırmızı çizgilerini ortaya koydu. Bu tartışmalar neticesinde neyin olabileceği, neyin olamayabileceği az çok ortaya çıktı.

 

1 Eylül’deki Diyarbakır mitinginde bir şey dikkatimi çekti. Halk, son derece bilinçli ve sağduyulu bir şekilde alanı doldurmuştu. Halktaki bu değişimi olumlu bulduğumu söylemeliyim. “Sen iyi niyetli yaklaşırsan, karşılığını mutlaka alırsın” prensibine göre, başbakanın ortaya attığı bu açılımın içi boş olmasına rağmen, Kürt halkı üzerinde olumlu bir etki yarattığını söyleyebilirim.

 

Yalnız halk ve DTP’nin birbirinden kopuk olduğunu gördüm, bu mitingde. DTP her zaman yaptığı gibi sürece APO ve PKK’yı dahil etmeye çalışarak üzerindeki yükü hafifletmeye çalıştı. APO ve PKK’yı sürece dahil etmeye çalışmasının iki sebebi var. Birincisi APO ve PKK ile direk bağlantıları var. APO’yu devre dışı bıraksa bile PKK’yı direk olarak karşısına alamaz. İkincisi böyle bir açılım sürecine evet derse bölgedeki etkinliği ve oyları azalacak. Barış ve huzur sonrası refah, AKP’nin hanesine yazılacak.

 

Aslında DTP, sürece APO veya PKK’yı dahil etmeden destek verebilir. Nedeni Kürt halkının oylarını DTP’ye vermesi, APO veya PKK’ya değil. Kürt halkı temsilci olarak DTP’yi seçmiştir. Ancak DTP bu sorumluluktan kaçmaya çalışmaktadır. Bu da DTP’nin iplerinin PKK’nın elinde olmasından kaynaklanıyor. APO bütün bu olaylarda sadece figüran. Sürece hiçbir etkisi veya katkısı olamaz. Ama PKK’nın etkisi olur.

 

Benim anladığım Kürt halkı DTP’nin söylediği gibi demokrasi, hak ve özgürlüklerden ziyade refah, huzur ve ekonomik yönden kalkınmışlık istiyor. Bu sürecin onlara daha iyi bir yaşam getireceğinden umutlular. Ancak, süreci baltalamaya çalışan bizzat siyasi olarak görevlendirdikleri DTP. DTP eğer gerçekten Kürt halkını düşünüyorsa, APO ve PKK’yı sürece dahil etmeden elini taşın altına koyar. Bunu yapamıyorlarsa PKK’nın siyasi birer militanı olurlar. Ve sonrasında batışları kaçınılmaz olur. Çünkü onları oraya PKK getirmedi, Kürt halkı getirdi.

 

Yada iyimser bir tahminle Kürtleri daha iyi temsil eden yeni bir parti kurulur ve DTP tarih olur.


21/8/2009

Kapalı Alanlarda Sigara İçme Yasağına İlişkin 21 Ağustos 2009 Ta

TÜTÜN ÜRÜNLERİNİN İNSANA VERDİĞİ ZARARLARI ÖNLEMEK AMACIYLA ÇIKARILMIŞ KANUNDUR.

 

 

 

Kanun Numarası : 4206

 

Hazırlanma Tarihi : 20.08.2009

 

Yayınlanma Tarihi : 21.08.2009

 

 

 

AMAÇ

 

Madde 1

Toplumu ve toplumu oluşturan bireyleri, direk veya dolaylı yoldan tütün ürünlerinin verdiği zararlardan korumak, tütün ürünlerinin alışkanlığını özendirici reklam, tanıtım ve teşvik kampanyalarını önlemek, dumansız hava sahalarını çoğaltmak ve sağlıklı bir nesil yetiştirmektir.

 

Madde 2

Tütün ürünlerinin tüketiminin yasaklanmasına ilişkin meclisteki milletvekilleri tarafından çıkarılan 4207 sayılı kanuna muhalefet amacıyla asiller (millet) tarafından çıkarılmıştır.

 

Madde 3

Çıkarılan 4207 sayılı kanun tek taraflı (sadece tütün ürünlerini tüketmeyenler düşünülerek) çıkarılmış olup tütün ürünlerini tüketen bireylerin hak ve özgürlükleri ihlal edilmiştir.

 

Madde 4

4207 sayılı kanunda yer alan yasakların hem tütün ürünlerini tüketmeyenler hem de tütün ürünlerini tüketenler düşünülerek yeniden düzenlenmesidir.

 

 

 

ESAS

Tütün ürünlerinin tüketilmesinin yasak olduğu alanlar.

 

Madde 5

Karayolu, demiryolu, denizyolu, havayolu toplu taşıma araçlarında.

 

Madde 5-a

Karayolunda, otobüs, minibüs ve ticari taksilerde kesinlikle tüketilmesi yasaktır. 18 yaşından küçük çocuğu olan ebeveynlerin özel binek araçlarında çocuğunun yanında seyahat esnasında tüketmeleri kesinlikle yasaktır. 5 kişiden fazla olmamak şartıyla, otobüs, minibüs, ticari taksi ve özel binek araçlarında tüketmeyenlerin rızası olduğu takdirde tüketilmesi serbesttir.

 

Madde 5-b

Demiryolunda, her türlü trende tüketilmesi kesinlikle yasaktır. Trende seyahat eden ve tütün ürünleri tüketenler için, havalandırması iyi yapılmış ve diğer bölümlerden iyi bir şekilde izole edilmiş ayrı bir alan tahsis edilecektir.

 

Madde 5-c

Denizyolunda, her türlü gemi, vapur ve toplu deniz taşıma araçlarının kapalı alanlarında tüketilmesi kesinlikle yasaktır. Açık alanlarında tüketilmesi serbesttir.

 

Madde 5-d

Havayolunda, her türlü uçak ve hava ulaşım aracında tüketilmesi kesinlikle yasaktır.

 

Madde 6

Karayolu, demiryolu, denizyolu, havayolu toplu taşıma araçlarının bekleme salonlarında.

 

Madde 6-a

Otobüs terminali ve otogarların kapalı alanlarındaki bekleme salonlarında tüketilmesi kesinlikle yasaktır. Açık alanlarında tüketilmesi serbesttir.

 

Madde 6-b

Tren garlarının kapalı alanlarındaki bekleme salonlarında tüketilmesi kesinlikle yasaktır. Açık alanlarında tüketilmesi serbesttir.

 

Madde 6-c

Limanların kapalı alanlarındaki bekleme salonlarında tüketilmesi kesinlikle yasaktır. Açık alanlarında tüketilmesi serbesttir.

 

Madde 6-d

Havalimanlarının kapalı alanlarındaki bekleme salonlarında tüketilmesi kesinlikle yasaktır. Açık alanlarında tüketilmesi serbesttir. Açık alanları bulunmuyorsa, tüketenler için havalandırması ve izolasyonu iyi yapılmış ayrı salonlarda tüketilmesi serbesttir.

 

Madde 7

Kamu hizmet binalarının kapalı alanlarında. Hükümet konakları, belediye binaları, adliye binaları, hastaneler, sağlık ocaklarının kapalı alanlarında tüketilmesi kesinlikle yasaktır. Açık alanlarında tüketilmesi serbesttir. Hükümet konakları, belediye binaları, adliye binalarının açık alanları bulunmuyorsa, tüketenler için havalandırması ve izolasyonu iyi yapılmış ayrı odalarda tüketilmesi serbesttir.

 

Madde 8

Eğitim hizmeti veren binaların kapalı ve açık alanlarında. Anaokulu, ilkokul, lise, üniversitelerin kapalı ve açık alanlarında; özel okulların, dershanelerin, kapalı ve açık alanlarında tüketilmesi kesinlikle yasaktır. Lise, üniversite, özel okul ve dershanelerde tüketen sayısı 5 kişiden fazla ise, tüketenler için havalandırması ve izolasyonu iyi yapılmış ayrı odalarda tüketilmesi serbesttir. Kültür ve sosyal hizmet binalarının kapalı alanlarında tüketilmesi kesinlikle yasaktır. Açık alanlarında tüketilmesi serbesttir.

 

Madde 9

Spor salonlarında, konferans ve toplantı salonlarında, üniversitelere ait yerleşkelerin kapalı alanlarında tüketilmesi kesinlikle yasaktır. Açık alanlarında tüketilmesi serbesttir.

 

Madde 10

Ticari işletmelerin kapalı ve açık alanlarında.

 

Madde 10-a

Alışveriş merkezleri ve süper marketlerin kapalı alanlarında tüketilmesi kesinlikle yasaktır. Açık alanlarında tüketilmesi serbesttir. Alışveriş merkezlerinin açık alanı bulunmuyorsa, tüketen sayısı 5 kişiden fazla ise, tüketenler için havalandırması ve izolasyonu iyi yapılmış ayrı odalarda tüketilmesi serbesttir.

 

Madde 10-b

Lokanta, pastane gibi gıda ürünlerinin tüketildiği mekanların kapalı alanlarında tüketilmesi kesinlikle yasaktır. Açık alanlarında tüketilmesi serbesttir.

 

Madde 10-c

Kafeterya, kahvehane, birahane ve eğlence hizmeti verilen işletmelerin kapalı ve açık alanlarında tüketilmesi serbesttir. Buralarda işletmecinin inisiyatifine bağlı olarak, işletmeci isterse tüketilen ve tüketilmeyen alanlar oluşturabilir. Bu alanları oluşturmak veya oluşturmamak işletmecinin iradesine bırakılmıştır. Yine işletmecinin kendi isteği doğrultusunda mekanında tüketilmesini yasaklayabilir.

 

Madde 10-d

Küçük işletme ve ticarethanelerin kapalı alanlarında, çalışan sayısı 5 kişiden az olmak şartıyla tüketilmesi serbesttir. Buraları toplu kullanım alanı olmadığından, bu alanları kullananların tütün ürünlerini tüketmeleri veya tüketmemeleri kendi inisiyatiflerine bırakılmıştır. İşyeri sahibi istediği takdirde müşterilerinin tütün ürünlerini tüketmesine izin vermeyebilir.

 

Madde 11

Kişilerin özel mülklerinin kapalı alanlarında.

 

Madde 11-a

Kişilerin müstakil evlerinde veya apartman dairelerinde, aynı evi paylaştıkları çocuk, yaşlı, hasta, hamile kadın bulunuyorsa, bu mekanların kapalı alanlarında tütün ürünlerinin tüketilmesi kesinlikle yasaktır. Evin balkonunda, merdiven boşluğunda veya bahçesinde tütün ürünlerini tüketmek serbesttir.

 

Madde 11-b

Kişilerin müstakil evlerinde ve apartman dairelerinde aynı evi paylaşan kişilerin tamamı, 5 kişiden az olmak ve 18 yaşının üstünde olmak şartıyla tütün ürünleri tüketiyorsa, bu mekanların kapalı alanlarında tütün ürünlerinin tüketilmesi serbesttir.

 

 

 

YAPTIRIM VE CEZA

 

Madde 12

Yukarıdaki esaslara ilişkin kanun maddelerine uymayan kişiler önce 3 defa sözlü olarak uyarılacak sonra 1 defa yazılı olarak uyarılacaktır. Yasağın çiğnenmesi devam ettiği takdirde işletmeler için 3 gün işyeri kapatma cezası uygulanacaktır. Suçun tekrarı halinde 5 gün işyeri kapatma ve 1000TL para cezasına çarptırılacaktır. Her suç tekrarında 2’şer gün kapatma ve 1000’er TL para cezası arttırılacaktır. Kişilerin yasağı çiğnemesi durumunda yine 3 defa sözlü ve 1 defa yazılı uyarının ardında 100TL’lik para cezası uygulanacaktır.

 

Madde 13

Yukarıdaki esaslara ilişkin kanun maddelerinin uygulanıp uygulanmadığını denetmek amacıyla illerde valiler, ilçelerde kaymakamlar, belde ve köylerde muhtarlar tarafından 1 ila 3 kişilik bir denetme ekibi görevlendirilecektir. Asker, polis veya zabıta eşliğinde denetleme yapılmayacaktır.

 

 

 

SONUÇ

 

4206 sayılı kanun, 4207 sayılı kanunun boşluklarını doldurmak, tütün ürünlerini kullananların hak ve özgürlükleri geri getirmek amacıyla çıkarılmıştır.