« Önceki | Sonraki »

17/8/2009

Kürt Açılımı

İnsan denen canlılar sürü halinde hareket eden ve davranış gösteren canlılardır. Hayvanlarda olduğu gibi insan canlısının da en temel ihtiyaçlarından bir tanesini karnını doyurmak ve yaşamını sürdürmeye çalışmaktır. Beraberinde toplu halde yaşayarak kendilerini korumaya ve nesillerini devam ettirmeye çalışırlar. Bu davranış da bazı hayvan türleriyle aynıdır. Toplu halde yaşamlarını devam ettiren insanlar, topluluğu yönetecek ve topluluğun diğer bireylerine yol gösterecek bir lidere ihtiyaç duyarlar. Topluluk içinde en güçlü olan veya en akıllı olan bir kişi herkesin onayıyla lider seçilir. Lider seçildikten sonra topluluğun daha iyi şartlarda yaşaması herkesin karnını doyurması ve herkesin mutlu ve huzurlu olabilmesi organize bir şekilde görev dağılımı yapılır ve bu organizasyona göre hareket edilir. Topluluk içinde belli kurallar benimsenir. Bu kurallara herkesin uyması beklenir. Kurallara uymayanlar gerekirse cezalandırılır. Bazen topluluktan uzaklaştırılır.

 

İşte günümüz Dünyasında organize olmuş bu toplulukların oluşturduğu yapıya Devlet adını veriyoruz. Devletin temel görevleri toplumu oluşturan bireylerin karnını doyurmak, bireylerin geçimini sağlamak, bireylerin güvenliğini sağlamak ve topluluğun gelecek nesiller boyunca varolmasını sağlamak olarak özetleyebiliriz.

 

Devlet denen yapının en önemli varoluş amaçlarından bir tanesi bireysel refah ve kalkınmışlıktır. Birey, üyesi olduğu topluluk içinde ne kadar karnı doyuyorsa, ne kadar sağlıklıysa, ne kadar huzur ve güvenliği sağlanıyorsa o derece mutlu ve verimlidir. Huzur içinde yaşadığı toplulukta o derece verimli olacaktır.

 

Ancak yüzyıllardan beri hatta bin yıllardan beri devlet içindeki farklı organizasyon üyeleri diğer üyelerden daha mutlu ve kalkınmış olabilmek için doğru olmayan işler yapmışlardır. Bu doğru olmayan işlere kısaca “çıkarcılık” diyoruz. Bu çıkarcılığı fark eden diğer topluluk üyeleri zaman zaman yaşanılanlar yüzünden isyan etmiş. Topluluk içinde çatışma çıkmasına neden olmuştur.

 

Yüzyıllar sonra topluluk içinde en iyi işleyen organizasyonun adına demokrasi demişler. En adaletli organizasyona da hukuk demişler. Demokratik ülkeler için, devletin en emel görevi toplumu oluşturan bireyin refahı ve huzurudur. Devletler bireylerin refahını ve huzurunu sağlayabilmek için bireylerden gücü oranında para toplar. Toplanan bu paralar bireylerin oluşturduğu topluluğun hizmetinde, güvenliğinde kullanılır.

 

Ancak yine yüzyıllardan beri toplanan bu paraları devlet içindeki çıkarcı yönetici gruplar yerler. Bireyler,devlete para ödemelerine karşın yeterli oranda hizmet alamazlar. Yine topluluk içinde isyan çıkar. Bizim ülkemizde de durum buna çok benzer. O yüzden toplumu oluşturan bireyler her geçen gün daha da huzursuz hale gelmekte. Aslında demokratik ülkelerde böyle sorunları çözmek hiçte zor değildir. Ancak, yönetici gruplar hallerinden memnundur. Grubun çoğunluk üyeleri sefil bir hayat sürerken yönetici üyeleri rahat bir hayat sürmektedir.

 

Bugün Türkiyemizde iki farklı topluluk oluşmuş durumda. Biri Türkler, diğeri Kürtler. Kürt sorunu konusuyla karşı karşıyayız. Kürt sorunu derken, Kürt açılımı, ardından demokrasi açılımı denmekte. Herkes bir sorunun varlığından bahsetmekte ancak içeriğinin ne olduğunu kimse bilmemekte.

 

Dışarıdan baktığımızda aslında Kürt sorununun tamamen Kürtlerin kendisinden kaynaklandığını söylemek yanlış olmaz. Kendi liderlerini seçmişler. Aşiret ağaları. Bu liderleri onları az bir refaha karşılık çokça çalıştırıyor. Topluluğu oluşturan bireyler, bakamayacakları kadar çok çocuk yapıyor. Sonunda o çocuklar topluluk içinde telef oluyorlar. Sağ kalanlar mutsuz ve refah düzeyi oldukça düşük bir hayat yaşıyorlar. Mutsuz ve refah düzeyi düşük bir yaşantı içindeki bireyi PKK kandırabiliyor. Ağalar kirli işlerinde kullanabiliyor. Zaten aç olan birey hiçbir şeyin bilincinde olmadan cahil kalıyor. Kürtler işte böyle bir topluluk.

 

Kendini Kürtlerin lideri olarak gösteren yönetici grupların bazı istekleri var. Onlar uzun vadede ayrı bir topluluk kurmak istiyorlar. Ayrı bir devlet olmak istiyorlar. Bugün baktığımızda bu makul bir istek gibi görünüyor. Onlara kendi başlarına yaşama hakkını tanımalıyız. Korkunun ecele faydası yoktur. Amaç topluluğu oluşturan bireylerin refahı ve huzuruysa bırakın topluluk ne istiyorsa onu yapsın.

 

Bu çerçevede iki seçenekli bir yol haritası da ben sunayım dedim.

 

Seçenek 1:

-Devlet okullarında (ilkokul, lise, üniversite) seçmeli Kürtçe dersi okutulmasına izin verilsin.

-Ulusal, bölgesel ve yerel olarak özel televizyon ve radyo yayını yapılmasına izin verilsin.

-Demokrasi ve özgürlükler noktasında bütün hakları verilsin diyeceğim. Ancak, Türkiye’de henüz tam anlamıyla demokrasi işlemiyor. Ayrıca Kürt topluluklarındaki hakim feodal yapı böyle bir uygulamayı epey zorlaştırıyor.

-Aslına bakarsanız gerek demokrasi gerekse hak ve özgürlükler konusunda Kürt topluluğunun pekte sıkıntı yaşadığını sanmıyorum. Onların sıkıntıları daha karınlarını doyurma ve daha iyi bir yaşam sürme isteklerinden kaynaklanıyor. Bu demokrasi zırvalarına da onun için bel bağlıyorlar. Tabii PKK ve ağalar her şeyin çok güzel farkında.

 

Seçenek 2:

-Kürt topluluklarının bulundukları bölgelerde (doğu ve güneydoğu) HALK OYLAMASI yapılsın. Bu son derece samimi ve özgürlükçü bir yaklaşım olur. Kürtler barış içinde Türkiye sınırları içinde mi yaşamak istiyorlar,yoksa ayrı bir devlet mi kurmak istiyorlar. Devlet kurmak isteyen bölgeleri belli bir anlaşma çerçevesinde Kürtlere verebiliriz. Tabii bu güne kadar oralara yapılan yatırımları uzun vadede borç olarak hanelerine yazacağız.

-Türkiye sınırları içinde yaşamlarına devam eden Kürt topluluklarının ve Kürt bireylerin en ufak bir bölücü hareketinde veya en ufak bir toplumun huzurunu bozucu hareketi görüldüğünde derhal sorgu sual yapılmaksızın Kürdistan topraklarına sınır dışı edilecekler.

 

Biz Türkler bu topraklarda mutlu ve huzurlu bir yaşam sürdürmek istiyoruz. Her tür pis olayın altında bir Kürt vatandaşımızın çıkması son derece sinirimizi bozmakta. On yıllardan beri güneydoğuya milyarca Tl yatırım yapılmakta hala Kürt kökenli vatandaşlarımız devletin sırtına yük olmaktalar. Daha da yetmiyor. Kürt sorunu diye bir şey icat ediliyor. Devletin sırtından daha rahat yaşamaya çalışmaya devam edilmek isteniyor.

 

Ben bu adaletsizlikten sıkıldım artık. Gitmek istiyorlarsa gidebilirler. Eğer bölüneceksek, bölünürüz. Korkarak yaşamak kimseye fayda getirmez. Bu korkuyu bastırmak içinde Kürtlere devlet eliyle ha bire taviz verilemez.

 

Madem Türkiye demokratik bir cumhuriyet. Madem Kürt açılımı, demokrasi açılımı yapıyorsunuz. Demokratik olarak açın bakalım. Yapın halk oylamasını. Nasıl olsa açtık. Açalım bakalım, kutumuzda ne çıkacak.

 

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayip Erdoğan.

Samimiyetinizi gösterin, açıklayın bu açılımın içinde neler olduğunu. Bence bu açılımın içi kocaman bir boşluk. Milletin ekonomik sıkıntılarını, yeni eklenen zamları örtbas etme çabaları. Gündemi aylarca boş yere işgal etme çabaları.

 

Sayın başbakanım samimiyetinizden her geçen gün daha da şüphe duymaya başlıyorum. Demokrasi yarım kaldı. İçi boş. Her şeye demokrasi kılıfı uymuyor. Yeni seçim sistemi getirmiyorsunuz. vergi sistemini düzeltmiyorsunuz. Resmen haraç topluyorsunuz. Devletin topladığı onca paraya karşın, devletin borçları her geçen gün artmakta. Bu ne yaman bir çelişkidir.

 

İşte bu bir bireysel isyandır. Kürt sorununu bir kenara koyun. Her bireyin daha iyi yaşam şartlarına kavuşması için. Devlet içindeki çıkar gruplarının devletin topladığı parları hortumladığı için. Hak ve adaletin olmadığı için.

 

Sayın başbakanım derhal kendinizi toparlamalısınız. Reformlara devam edin. Demokrasiyi getirin bu ülkeye. Kavga edersek,edelim. Biliyorum sizde korkuyorsunuz demokrasiden. Ancak, sorunları çözmek, her şeyi kontrol altında tutmak için dilinizden düşürmüyorsunuz. Demokrasi bir araçtır. Topluluğun en iyi şekilde liderini seçmeye yarayan bir araç. Siz bu aracı kullanırken hile yapmamalısınız. Yoksa samimiyetiniz her geçen gün daha da sorgulanacak.

 

Sizin demokrasiniz gibi, Kürt liderlerin demokrasileri de sahtedir. Onlar aşiret oligarşisini perdelemek için demokrasi lafını ağızlarından düşürmezler. Bakın bakalım, meclisteki Kürt milletvekillerinden kaçı aşiret ağası yada akrabası.

 

Bizler kendi kendimizle yüzleşmeliyiz. Sosyal olarak, ekonomik olarak acı reçeteyi önümüze koymalısınız. Kürtler gideceklerse giderler. Umurumda olmaz. Borcum ne kadarsa önüme koyun. Ödeyeyim. Eyalet sistemini getirin. Herkes daha iyi şartlarda yaşamanın yollarını çabuk bulsun. Buradan ne sosyal yönden nede ekonomik yönden Ankara bulunmuyor. verdiğim vergiler yolda ona buna yolsuzluk, usulsüzlük, hortum, rüşvet olarak gidiyor. Aynı topluluğun çalışmayıp yan gelip yatan üyelerini ben sırtımda taşıyamam. Şeffaf olacağız diyorsunuz, hep laf. Gelir dağılımdaki adaletsizlik olduğu gibi duruyor.

 

Bu arada, yaptıklarınız için de teşekkür etmeliyim. Ama yarım bir teşekkür olacak bu. Çünkü tek başınıza iktidarsınız. O kadarını da yapmazsanız, iktidarınız gider. Kötünün iyisi olma sınırındasınız sayın başbakanım. Bence iyinin iyisi olmayı hak ediyorsunuz. Ama boş konuşmayı bırakıp artık şu icraatlarınızı hayata geçirin.

5/8/2009

Kürt Sorunu Konusunda Fazla Açılmayın, Boğulursunuz.

 Başbakan Erdoğan’ın kamuoyuna yaptığı bir konuşmasında “Kürt sorunu” ifadesini kullanmasından bu yana bir Kürt sorunudur aldı başını gidiyor. “Kürt sorunu” ifadesi temelde sakat ve yanlış bir ifadedir aslında. Hangi taraftan bakacaksınız? “Kürtlerin sorunu ne?” diye mi soracağız yoksa, Kürtler “Bizim şu sorunlarımız var. Bunları çözün” mü diyecekler?

 

Öncelikler herkes Kürt sorunundan bahsediyor ama hiç kimse Kürt sorununun tarifini yapamıyor, içeriğini kimse bilmiyor. “Kürt sorunu nedir?” diye konuya muhatap kişilere sorduğumda doyurucu ve net bir cevap almış değilim. İçeriğini sorduğumda ise yine net cevaplar yok.

 

Soruyorum, Ey Kürt kardeşim! Senin sorunun nedir? Sıkıntını söyle, çaresini bulalım.

 

Bahsi geçen Kürt sorununu çözmek için kimi muhatap alacağız. DTP’yi mi? Abdullah Öcalan’ı mı? Kürt halkını mı? Toprak ağalarını mı?

 

Bugün asılmasını istediğim Abdullah Öcalan yattığı hücreden Kürt sorununun çözümü için yol haritası sunacakmış bizlere. Bu ne büyük bir utanç. Siz adamı asamıyorsunuz, seneler sonra salıverin bari. Abdullah Öcalan, Kürt halkının temsilcisi değildir. Terörist bir örgütün en azılı elebaşıdır. Bu adama avukat bile vermeyeceksin. Abdullah Öcalan milli mahkumdur. Ne avukatı, ne beyanatı. Siz ne yaptığınızın farkında mısınız?

 

DTP’de aynı şekilde Kürt halkının temsilcisi olamaz. Yöresel farklılıkları göz önüne aldığımızda Güneydoğu coğrafyası ile Türkiye’nin diğer kısımlarını ayrı ayrı ele almak durumundayız. Güneydoğu coğrafyasındaki feodal yapı her şeyi alt üst etmekte. Türkiye’nin en batısındaki bizler, yarı demokratik bir seçimle oylarımızı kullanırken, Güneydoğu halkı çeyrek demokrasiyle oylarını kullanmaktalar. Ağanın çıkarları hangi yöndeyse Kürt vatandaşım o yönde oy kullanmakta hatta kullanamamaktadır. Güneydoğunun ücra bir köyünde 200 kişinin oyunu 1 kişi kullanmakta. Bunun adı demokrasi midir?

 

Toprak ağalarının bir sorunu yoktur. Onlar ağadır. Devlet mi çok veriyor, PKK’mı çok veriyor ona bakar. Son seçimlerde gördüğümüz kadarıyla PKK çok vermiş. Esrar, eroin, kaçak mazot, kaçakçılık tatlı gelmiş anlaşılan.

 

Geriye Kürt halkı kalıyor. Kürt halkının sorunları var. Hem de çok. Ama bu sorunların muhatabı devletten çok kendileri. En başta insan gibi yaşama haklarını kendileri baltalıyorlar. Ben 2 çocuk yaparak, canımı dişime takarak okutmaya çalışırken, Kürt baba 8 tane çocuk yapıp sokağa salmayı marifet görüyor. En büyük sorun, cehalet. Devlet, bu konuda elinden geleni yapmıştır. Çocukların doğru düzgün eğitilip, bilinçlenmesini sağlamaya çalışmıştır.

 

Yoksulluğun ve çaresizliğin pençesindeki Kürt gençleri çareyi ya batıya göçerek bulmuştur yada PKK’ya katılarak. Sorunun kaynağı olarak devleti görmeye çalışan zihniyete şunu söylemek isterim. Aynı acıları batıda bizlerde yaşadık. Devletin yaptığı hatalardan hepimiz payımıza düşeni aldık. Yani siz Kürt kardeşlerim, bizlerden daha fazla acı yaşamadınız. Yaşadıysanız, bu acıları yaşamanıza sebep birazda kendinizsiniz. Sorunların kaynağı büyük oranda biziz. Bizler aynı topraklarda kardeşçe yaşamasını beceremiyoruz. Bırakın Güneydoğuyu, batıda bile kardeş kardeşle geçinemiyor. Neden?

 

Cehalet,kötü niyet,çıkarcılık.Kürtlerin kendilerine sorun ettikleri şeyler, bugün benimde sorunumdur ve benimde bir TÜRK SORUNUM vardır. Hadi buyurun çözün bakalım.

25/5/2009

Güneş Sisteminin Oluşumu

Samanyolu galaksimizin oluşumunun üzerinden kısa bir zaman geçmişti. Spiral kolları oluşturan enerji formları evrim geçirerek ayrışmaya başladı. Galaksinin hızı giderek düşüyor, aynı zamanda soğuyordu. Soğuyan kısımlarda gaz ve toz bulutları oluşmaya başladı. Aynı zamanda enerji formlarının dış kısımlarında daha ağır kütleler de oluşuyordu.

Enerji formlarını kızgın ve çok sıcak, şimdiki Samanyolu galaksimizin daha küçük boyutlardaki spiral kollarına benzetebiliriz. Galaksimiz kendi ekseni etrafında döndükçe ve giderek soğudukça bu spiral enerji kolları ayrışmaya başladı. Kollardan ayrılan ve bölünen her bir enerji parçacığı kollar hareket halinde olduğu için geri kalıyordu.

İşte bu olayların yaşandığı bir süreçte Güneşimiz de bu enerji kollarının birinden koptu. Güneşimiz koldan ayrılırken beraberinde peşi sıra bir miktar gaz ve toz parçacığı da Güneşimizle beraber ayrıldı. Koldan uzaklaşmaya başlayan Güneşimiz ince bir kuyruğu olan parlak büyük bir kuyruklu yıldıza benziyordu.


Koldan ayrılan enerji parçacıkları yani bugünkü adıyla yıldızlar, galaksimizin manyetik alanına maruz kalıyorlardı. Bu manyetik alan yıldız içerisindeki sıcak sıvı kütleyle etkileşiyor, yıldızın manyetik alan oluşturmasını sağlıyor ve yıldızın belli bir yönde kendi ekseni etrafında dönmesine neden oluyordu. Güneşimizde koldan ayrıldıktan sonra galaksimizin manyetik alanına maruz kaldı ve kendi ekseni etrafında dönmeye başladı. Güneşimizin hızı yavaştı ve enerji kolunun kütle çekimiyle kolun arkasından hareket ediyordu.

Güneşimizin kendi ekseni etrafında dönmesini daha ayrıntılı şöyle açıklayabiliriz. Güneşimiz enerji kolundan kopar. Galaksimizin manyetik alanına maruz kalır. Bu manyetik alan Güneş çekirdeğindeki sıvının belli bir yönde hareket etmesine neden olur. Bu hareket sonucunda Güneşin dış yüzeyinde iki kutuplu bir manyetik alan oluşur. Oluşan bu manyetik alan yine galaksimizin manyetik alanıyla kesişir. Galaksimizin ve Güneşimizin kesişen manyetik alanları Güneşimizin kendi ekseni etrafında dönmesine neden olur.

Kendi ekseni etrafında dönmeye başlayan Güneşimizin, gaz ve tozlardan oluşan kuyruğu spiral bir şekil alır. Bu oluşum Güneş sistemimizin ilk zamanlardaki halidir. Güneşin etrafında dönen spiral kuyruğun Güneşe yakın olan kısımları daha ağır ve daha sıcak maddelerden, kuyruğun ucuna doğru olan kısımları da daha hafif daha az yoğun maddelerden oluşuyordu.

Güneşimizin spiral kuyruğundaki küçük maddeler sıcak sıvı cıva tanelerine benziyordu. Kuyruğun iç kısımlarındaki maddeler daha sıcak kuyruğun uç kısımlarındaki maddeler biraz daha soğuktu.

Güneşimiz galaksimizin manyetik alanından etkilenerek kendi ekseni etrafında dönmeye başlamıştı. Güneşimizin kuyruğundaki sıcak maddelerde Güneşin oluşan manyetik alanından etkilenerek onlarda kendi ekseni etrafında dönmeye başladılar. Galaksimizin tüm alanı büyük bir manyetik alan havuzu gibiydi.

Güneş sisteminin kuyruğundaki cisimler kendi eksenleri etrafında dönmeye başladılar. Onlarda bir manyetik alana sahiptiler artık. Bu zincirleme reaksiyon daha küçük cisimler içinde geçerliydi. İlk oluşumunda sıcak sıvı bir çekirdeğe sahip cisimlerin tümü sıralı bu manyetik alanlardan etkilendiler.

Kuyruk içinde kendi ekseni etrafında dönmeye başlayan sıcak cisimler oluşturdukları kütle çekim dalgaları nedeniyle çevresindeki daha küçük cisimleri kendine çekmeye başladılar. O küçük sıcak cisimler bugünkü gezegenlerin ilk halleriydi. Merkür, Venüs, Mars, daha dışarıda Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün hepsi birer demir çekirdeğe sahipti ve çevresindeki cisimleri kendilerine çekiyorlardı.


Gezegenlerin oluşan bir çok krateri ilk oluşum zamanlarından kalmadır. Çünkü o zamanlarda daha sıcaktılar, kendi eksenleri etraflarındaki dönüş hızları yüksekti ve kütle çekim dalgaları daha büyüktü. Kuyruğun uç kısımlarındaki daha hafif olan gaz ve toz bulutlarını o bölgelerde bulunan ağır gezegenler kendine çekti. Bu gezegenlerin dış kısımları kalın bir gaz tabakasıyla kaplandı. Bu gezegenler Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün’dü.

Aradan uzun bir zaman geçti. Güneşimizin kendi ekseni etrafındaki dönüşü yavaşlamıştı. Spiral kuyruğundaki gezegenlerde bir miktar soğumuştu. Spiral kuyruğun görüntüsü artık o kadar net değildi. Büyük kütleli gezgenler hariç aralardaki irili ufaklı cisimler yok olmuş gaz ve toz bulutları gezegenler etrafında kümelenmişti. Güneşimiz soğudukça spiral kuyrukta kopmalar başladı. En dıştan başlayarak gezgenler birer birer kuyruktan koptular ve Güneşin etrafında dönmeye başladılar. Gezegenlerin tümü kuyruktan koptuklarında Güneş sistemimiz şimdiki görüntüsüne çok benziyordu.

Aradan uzun bir zaman daha geçti. Güneş sistemine dışarıdan, mevcut gezegenlerden daha genç ve daha sıcak bir gezegen girdi. Beraberinde Güneş sisteminin dışında küçük bir gezegen daha getirdi. Gezegenlerin manyetik alanlarının aynı zamanda tampon görevi görmesinden dolayı sistemdeki diğer gezegenlere çarpmadan Venüs ve Mars arasına yörüngeye oturdu. Bu üzerinde yaşadığımız Dünya idi. Tüm yüzeyi sularla kaplıydı. Burada Dünya’nın oluşumu ayrı olarak anlatılmıştır.

Güneşimiz ve Güneş sistemindeki gezegenler temelde iki unsurdan direk olarak etkilenirler. Manyetik alan kuşakları ve Kütle çekim dalgaları. Bütün bu etkenleri bir araya getirdiğimizde gezegenlerin dönüş hareketleri ve neden birbirine çarpmadan hareket ettiklerini anlayabiliyoruz.

14/5/2009

Güneşin ve Gezegenlerin Manyetik Alan Kuşakları

Soru: Gezegenler neden (veya nasıl) kendi eksenleri etrafında dönerler?
Cevap: Güneşin ve kendilerinin sahip olduğu manyetik alan kuşakları sayesinde.

Manyetik alan kuşağı nedir?
Güneşin ve gezegenlerin sahip oldukları manyetik gücün ortaya çıkardığı, uzay boşluğunun ötelerine kadar yayılan dalgalarına manyetik alan kuşakları denir.

Bir gezegende manyetik alan oluşabilmesi için önce o gezegenin sıvı bir çekirdeğe sahip olması gerekir. Sonra çekirdekteki bu sıvının belli bir yönde hareket etmesi gerekir. Bu hareketin başlamasına sebep olan şey Güneşin manyetik alan kuşaklarıdır. Güneşin manyetik alan kuşakları Dünyamızın içindeki sıvı ile etkileşmiş ve sıvının belli bir yönde hareket etmesini sağlamıştır.

Dünyamızın çekirdeğindeki kızgın sıvının hareketi, Dünyamız etrafında iki kutuplu bir manyetik alan oluşturmaya başladı. İçerideki sıvının miktarına ve sıvının dönüş hızına göre oluşan bu manyetik alanın gücü değişir. Çekirdek sıvısı ne kadar fazlaysa ve çekirdek sıvısının dönüş hızı ne kadar yüksekse manyetik alanın gücü o kadar fazladır.

Dünyamızın ilk zamanlarında çekirdek sıvısı bugüne oranla daha fazlaydı. Dolayısıyla Güneşin manyetik alanından daha fazla etkilenmişti. Güneşin manyetik alanından etkilenen çekirdek sıvısı belli bir yönde hareket etmeye başladı. Kuzey ve güneyinde manyetik iki kutup oluştu. Bu iki manyetik kutup sayesinde manyetik alan kuşakları oluştu. Bu manyetik alan kuşakları Güneşin manyetik alan kuşaklarıyla kesişti ve Dünyamız kendi ekseni etrafında dönmeye başladı. Bunu iki mıknatısın birbirinden etkilenmesi şeklinde de düşünebilirsiniz. İki kutbu olan küre şeklinde iki mıknatısı belli bir mesafede birbirine yaklaştırın. Bu mıknatıslardan birinin orta boy bir karpuz (Güneş) diğerinin bir erik (Dünya) olduğunu düşünün. Karpuz büyüklüğündeki mıknatısı kendi ekseni etrafında döndürdüğünüzde erik büyüklüğündeki mıknatısında kendi ekseni etrafında döndüğünü görürsünüz.

 

Güneş sistemindeki bütün gezegenlerin kendi ekseni etrafındaki hareketleri bu mekanizmaya göre olur. Geçmişte veya günümüzde sıvı bir çekirdeğe sahip olmayan cisimler üzerlerinde manyetik alan oluşturamazlar. Üzerinde manyetik alan oluşturamayan cisimler kendi eksenleri etrafında dönüş sağlamazlar.

Güneş sistemindeki gezegenlerin manyetik alan güçleriyle, kendi eksenleri etrafındaki dönüş hızları arasında bir orantı vardır. Merkür, Venüs, Dünya, Mars gezegenlerinin manyetik alanları zayıftır. O yüzden kendi eksenleri etrafındaki dönüş hızları düşüktür. Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün gezegenlerinin manyetik alanları güçlüdür. O yüzden kendi eksenleri etrafındaki dönüş hızları yüksektir.

Gezegenlerin manyetik alanlarının bir görevi de Güneşin kütle çekimine karşı tampon etkisi yaratmaktır. Dünyamızın manyetik alanı Dünyamızın Güneşe daha fazla yaklaşmasını engeller. Güneşin manyetik alan kuşakları ve Dünyamızın manyetik alan kuşakları Dünyamızı yörüngede dengede tutar. Dünyamızın çekirdek sıvısı azaldıkça, manyetik alanı biraz daha küçülecek ve Güneşe biraz daha yaklaşacağız.

Ayrıca çekirdek sıvısı azaldıkça yine manyetik alan zayıflayacak, dolayısıyla Güneşin manyetik alanıyla etkileşiminde bir azalma olacak. Bu da Dünyanın kendi ekseni etrafında dönüşünde bir yavaşlamaya neden olacak. Zaman uzayacak.

11/5/2009

Güneşin ve Gezegenlerin Kütle Çekim Dalgaları

Soru: Gezegenler neden (veya nasıl) Güneşin etrafında dönerler?

Cevap: Güneşin sahip olduğu kütle çekim dalgaları sayesinde.

 

Kütle çekim dalgası nedir?

Kendi ekseni etrafında dönen cisimlerin çevrelerinde oluşturdukları dalgaya kütle çekim dalgası denir.

 

Eğer bir cismi kendi ekseni etrafında döndürürseniz, çevresindeki başka cisimleri kendine doğru çektiğini görürsünüz. Kütle çekiminin etkisi, kendi ekseni etrafında dönen cismin dönüş hızına, cismin yoğunluğuna ve cismin büyüklüğüne göre değişir.

 

Güneşin sahip olduğu gözle göremediğimiz kütle çekim dalgalarının görüntüsü galaksimizin spiral kollarının biraz daha açılmış haline benzer. Güneş sisteminde sabit olarak güneş çevresinde dönen gezegenler ve diğer maddeler bu dalgaların gerisinden gelirler. Yani dalgaların hızı gezegenlerin hızından yüksektir. Güneş sisteminin dış yörüngesindeki cisimler bu dalgalardan daha az etkilenir. Dış yörüngedeki küçük cisimler yinede bu dalgadan kaçamazlar ve Güneşe yaklaştıkları noktada Güneşin Kütle Çekim dalgalarının önüne geçerek Güneş tarafından yine dış yörüngelerine fırlatılırlar.

 

Güneş sistemine dışarıdan giren bir cismin eğer hızı yüksekse Güneşin kütle çekim dalgalarından etkilenmeden yoluna devam edebilir yada Güneşin etrafında  bir tur atıp başka bir yöne bir daha geri gelmemek üzere fırlatılır. Güneş sistemine dışarıdan giren cisimler Güneşin kütle çekim dalgalarına maruz kalmakla birlikte yakınından geçtiği ve aynı zamanda kendi etrafında dönen gezegenlerin kütle çekim dalgalarına da maruz kalırlar.Cismin hızı yeterince yüksek değilse Güneşin etrafından dolaşmadan Gezegenin kütle çekim dalgasına maruz kalabilir.Hatta cismin hızı daha da düşükse cisim gezegene düşebilir.

 

Gezgenin kütle çekim dalgasının büyüklüğüne, cismin büyüklüğüne, cismin hızına göre cisim ya gezegenden etkilenmeden geçer gider, ya gezegenin etrafından dolanır tekrar uzaya fırlatılır, ya gezegenin etrafında dönmeye başlar, yada gezegene düşer.

 

Güneş, gezegen, yıldız, galaksi gibi kendi ekseni etrafında dönen bütün cisimler kütle çekim dalgalarına sahiptir. Güneş sistemimizdeki gezegenler, astroidler ve diğer cisimler Güneşin kütle çekim dalgaları sayesinde Güneşin etrafında sürekli dönerler.

 

Gezegenlerin sahip olduğu doğal uyduları da o gezegenin kütle çekim dalgaları sayesinde gezgenin etrafında dönerler. Gezegenin kendi ekseni etrafında dönüş hızı yüksekse o gezegen bol miktarda meteor yağmuruna maruz kalır. Çünkü gezegenin kütle çekimine maruz kalan küçük cisimler bu çekimden kurtulamaz ve gezegene düşerler. Daha büyük cisimler veya hızı yüksek cisimler gezegene düşmeden yanından geçip gider.

 

Güneş sistemindeki iç gezegenlerin (Merkür,Venüs,Dünya,Mars) kendi ekseni etrafında dönüş hızları düşüktür, dolayısıyla kütle çekim dalgaları da küçüktür. İç gezegen olmalarından dolayı dışarıdan gelen tehlikelere karşıda daha güvenlidirler. Dünyamızın kütle çekim dalgaları dışarıdan gelen orta büyüklükteki hızlı bir cismi yakalayamaz. Ancak küçük ve hızı düşük cisimler atmosferimize girer, onlarda zarar vermeden atmosferde yakılır.