Kürt Açılımı
İnsan denen canlılar sürü halinde hareket eden ve davranış gösteren canlılardır. Hayvanlarda olduğu gibi insan canlısının da en temel ihtiyaçlarından bir tanesini karnını doyurmak ve yaşamını sürdürmeye çalışmaktır. Beraberinde toplu halde yaşayarak kendilerini korumaya ve nesillerini devam ettirmeye çalışırlar. Bu davranış da bazı hayvan türleriyle aynıdır. Toplu halde yaşamlarını devam ettiren insanlar, topluluğu yönetecek ve topluluğun diğer bireylerine yol gösterecek bir lidere ihtiyaç duyarlar. Topluluk içinde en güçlü olan veya en akıllı olan bir kişi herkesin onayıyla lider seçilir. Lider seçildikten sonra topluluğun daha iyi şartlarda yaşaması herkesin karnını doyurması ve herkesin mutlu ve huzurlu olabilmesi organize bir şekilde görev dağılımı yapılır ve bu organizasyona göre hareket edilir. Topluluk içinde belli kurallar benimsenir. Bu kurallara herkesin uyması beklenir. Kurallara uymayanlar gerekirse cezalandırılır. Bazen topluluktan uzaklaştırılır.
İşte günümüz Dünyasında organize olmuş bu toplulukların oluşturduğu yapıya Devlet adını veriyoruz. Devletin temel görevleri toplumu oluşturan bireylerin karnını doyurmak, bireylerin geçimini sağlamak, bireylerin güvenliğini sağlamak ve topluluğun gelecek nesiller boyunca varolmasını sağlamak olarak özetleyebiliriz.
Devlet denen yapının en önemli varoluş amaçlarından bir tanesi bireysel refah ve kalkınmışlıktır. Birey, üyesi olduğu topluluk içinde ne kadar karnı doyuyorsa, ne kadar sağlıklıysa, ne kadar huzur ve güvenliği sağlanıyorsa o derece mutlu ve verimlidir. Huzur içinde yaşadığı toplulukta o derece verimli olacaktır.
Ancak yüzyıllardan beri hatta bin yıllardan beri devlet içindeki farklı organizasyon üyeleri diğer üyelerden daha mutlu ve kalkınmış olabilmek için doğru olmayan işler yapmışlardır. Bu doğru olmayan işlere kısaca “çıkarcılık” diyoruz. Bu çıkarcılığı fark eden diğer topluluk üyeleri zaman zaman yaşanılanlar yüzünden isyan etmiş. Topluluk içinde çatışma çıkmasına neden olmuştur.
Yüzyıllar sonra topluluk içinde en iyi işleyen organizasyonun adına demokrasi demişler. En adaletli organizasyona da hukuk demişler. Demokratik ülkeler için, devletin en emel görevi toplumu oluşturan bireyin refahı ve huzurudur. Devletler bireylerin refahını ve huzurunu sağlayabilmek için bireylerden gücü oranında para toplar. Toplanan bu paralar bireylerin oluşturduğu topluluğun hizmetinde, güvenliğinde kullanılır.
Ancak yine yüzyıllardan beri toplanan bu paraları devlet içindeki çıkarcı yönetici gruplar yerler. Bireyler,devlete para ödemelerine karşın yeterli oranda hizmet alamazlar. Yine topluluk içinde isyan çıkar. Bizim ülkemizde de durum buna çok benzer. O yüzden toplumu oluşturan bireyler her geçen gün daha da huzursuz hale gelmekte. Aslında demokratik ülkelerde böyle sorunları çözmek hiçte zor değildir. Ancak, yönetici gruplar hallerinden memnundur. Grubun çoğunluk üyeleri sefil bir hayat sürerken yönetici üyeleri rahat bir hayat sürmektedir.
Bugün Türkiyemizde iki farklı topluluk oluşmuş durumda. Biri Türkler, diğeri Kürtler. Kürt sorunu konusuyla karşı karşıyayız. Kürt sorunu derken, Kürt açılımı, ardından demokrasi açılımı denmekte. Herkes bir sorunun varlığından bahsetmekte ancak içeriğinin ne olduğunu kimse bilmemekte.
Dışarıdan baktığımızda aslında Kürt sorununun tamamen Kürtlerin kendisinden kaynaklandığını söylemek yanlış olmaz. Kendi liderlerini seçmişler. Aşiret ağaları. Bu liderleri onları az bir refaha karşılık çokça çalıştırıyor. Topluluğu oluşturan bireyler, bakamayacakları kadar çok çocuk yapıyor. Sonunda o çocuklar topluluk içinde telef oluyorlar. Sağ kalanlar mutsuz ve refah düzeyi oldukça düşük bir hayat yaşıyorlar. Mutsuz ve refah düzeyi düşük bir yaşantı içindeki bireyi PKK kandırabiliyor. Ağalar kirli işlerinde kullanabiliyor. Zaten aç olan birey hiçbir şeyin bilincinde olmadan cahil kalıyor. Kürtler işte böyle bir topluluk.
Kendini Kürtlerin lideri olarak gösteren yönetici grupların bazı istekleri var. Onlar uzun vadede ayrı bir topluluk kurmak istiyorlar. Ayrı bir devlet olmak istiyorlar. Bugün baktığımızda bu makul bir istek gibi görünüyor. Onlara kendi başlarına yaşama hakkını tanımalıyız. Korkunun ecele faydası yoktur. Amaç topluluğu oluşturan bireylerin refahı ve huzuruysa bırakın topluluk ne istiyorsa onu yapsın.
Bu çerçevede iki seçenekli bir yol haritası da ben sunayım dedim.
Seçenek 1:
-Devlet okullarında (ilkokul, lise, üniversite) seçmeli Kürtçe dersi okutulmasına izin verilsin.
-Ulusal, bölgesel ve yerel olarak özel televizyon ve radyo yayını yapılmasına izin verilsin.
-Demokrasi ve özgürlükler noktasında bütün hakları verilsin diyeceğim. Ancak, Türkiye’de henüz tam anlamıyla demokrasi işlemiyor. Ayrıca Kürt topluluklarındaki hakim feodal yapı böyle bir uygulamayı epey zorlaştırıyor.
-Aslına bakarsanız gerek demokrasi gerekse hak ve özgürlükler konusunda Kürt topluluğunun pekte sıkıntı yaşadığını sanmıyorum. Onların sıkıntıları daha karınlarını doyurma ve daha iyi bir yaşam sürme isteklerinden kaynaklanıyor. Bu demokrasi zırvalarına da onun için bel bağlıyorlar. Tabii PKK ve ağalar her şeyin çok güzel farkında.
Seçenek 2:
-Kürt topluluklarının bulundukları bölgelerde (doğu ve güneydoğu) HALK OYLAMASI yapılsın. Bu son derece samimi ve özgürlükçü bir yaklaşım olur. Kürtler barış içinde Türkiye sınırları içinde mi yaşamak istiyorlar,yoksa ayrı bir devlet mi kurmak istiyorlar. Devlet kurmak isteyen bölgeleri belli bir anlaşma çerçevesinde Kürtlere verebiliriz. Tabii bu güne kadar oralara yapılan yatırımları uzun vadede borç olarak hanelerine yazacağız.
-Türkiye sınırları içinde yaşamlarına devam eden Kürt topluluklarının ve Kürt bireylerin en ufak bir bölücü hareketinde veya en ufak bir toplumun huzurunu bozucu hareketi görüldüğünde derhal sorgu sual yapılmaksızın Kürdistan topraklarına sınır dışı edilecekler.
Biz Türkler bu topraklarda mutlu ve huzurlu bir yaşam sürdürmek istiyoruz. Her tür pis olayın altında bir Kürt vatandaşımızın çıkması son derece sinirimizi bozmakta. On yıllardan beri güneydoğuya milyarca Tl yatırım yapılmakta hala Kürt kökenli vatandaşlarımız devletin sırtına yük olmaktalar. Daha da yetmiyor. Kürt sorunu diye bir şey icat ediliyor. Devletin sırtından daha rahat yaşamaya çalışmaya devam edilmek isteniyor.
Ben bu adaletsizlikten sıkıldım artık. Gitmek istiyorlarsa gidebilirler. Eğer bölüneceksek, bölünürüz. Korkarak yaşamak kimseye fayda getirmez. Bu korkuyu bastırmak içinde Kürtlere devlet eliyle ha bire taviz verilemez.
Madem Türkiye demokratik bir cumhuriyet. Madem Kürt açılımı, demokrasi açılımı yapıyorsunuz. Demokratik olarak açın bakalım. Yapın halk oylamasını. Nasıl olsa açtık. Açalım bakalım, kutumuzda ne çıkacak.
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayip Erdoğan.
Samimiyetinizi gösterin, açıklayın bu açılımın içinde neler olduğunu. Bence bu açılımın içi kocaman bir boşluk. Milletin ekonomik sıkıntılarını, yeni eklenen zamları örtbas etme çabaları. Gündemi aylarca boş yere işgal etme çabaları.
Sayın başbakanım samimiyetinizden her geçen gün daha da şüphe duymaya başlıyorum. Demokrasi yarım kaldı. İçi boş. Her şeye demokrasi kılıfı uymuyor. Yeni seçim sistemi getirmiyorsunuz. vergi sistemini düzeltmiyorsunuz. Resmen haraç topluyorsunuz. Devletin topladığı onca paraya karşın, devletin borçları her geçen gün artmakta. Bu ne yaman bir çelişkidir.
İşte bu bir bireysel isyandır. Kürt sorununu bir kenara koyun. Her bireyin daha iyi yaşam şartlarına kavuşması için. Devlet içindeki çıkar gruplarının devletin topladığı parları hortumladığı için. Hak ve adaletin olmadığı için.
Sayın başbakanım derhal kendinizi toparlamalısınız. Reformlara devam edin. Demokrasiyi getirin bu ülkeye. Kavga edersek,edelim. Biliyorum sizde korkuyorsunuz demokrasiden. Ancak, sorunları çözmek, her şeyi kontrol altında tutmak için dilinizden düşürmüyorsunuz. Demokrasi bir araçtır. Topluluğun en iyi şekilde liderini seçmeye yarayan bir araç. Siz bu aracı kullanırken hile yapmamalısınız. Yoksa samimiyetiniz her geçen gün daha da sorgulanacak.
Sizin demokrasiniz gibi, Kürt liderlerin demokrasileri de sahtedir. Onlar aşiret oligarşisini perdelemek için demokrasi lafını ağızlarından düşürmezler. Bakın bakalım, meclisteki Kürt milletvekillerinden kaçı aşiret ağası yada akrabası.
Bizler kendi kendimizle yüzleşmeliyiz. Sosyal olarak, ekonomik olarak acı reçeteyi önümüze koymalısınız. Kürtler gideceklerse giderler. Umurumda olmaz. Borcum ne kadarsa önüme koyun. Ödeyeyim. Eyalet sistemini getirin. Herkes daha iyi şartlarda yaşamanın yollarını çabuk bulsun. Buradan ne sosyal yönden nede ekonomik yönden Ankara bulunmuyor. verdiğim vergiler yolda ona buna yolsuzluk, usulsüzlük, hortum, rüşvet olarak gidiyor. Aynı topluluğun çalışmayıp yan gelip yatan üyelerini ben sırtımda taşıyamam. Şeffaf olacağız diyorsunuz, hep laf. Gelir dağılımdaki adaletsizlik olduğu gibi duruyor.
Bu arada, yaptıklarınız için de teşekkür etmeliyim. Ama yarım bir teşekkür olacak bu. Çünkü tek başınıza iktidarsınız. O kadarını da yapmazsanız, iktidarınız gider. Kötünün iyisi olma sınırındasınız sayın başbakanım. Bence iyinin iyisi olmayı hak ediyorsunuz. Ama boş konuşmayı bırakıp artık şu icraatlarınızı hayata geçirin.


