« Önceki | Sonraki »

8/9/2009

Türk Sorununa Giriş: Toplumsal Bölünme Paranoyası

Paranoya nedir?

Aşırı endişe ve korkuyla karakterize edilen, sıkça mantıksız kuruntularla bilinen bir rahatsızlıktır.

 

Hükümetin Kürt kökenli vatandaşlarımıza yönelik atmış olduğu “demokratik açılım süreci” adlı son adım neticesinde, Türk kamuoyunun bölünme korkuları tekrar hortladı. Ülkenin bölünmesine yönelik korku ve endişeler öyle bir noktaya ulaştı ki, bunun adına toplumsal bölünme paranoyası desek  hiçte yanlış olmaz.

 

Toplumdaki bu paranoyanın hortlamasının en son nedeni hükümetin demokratik açılım süreci oldu. Zira bu sürecin içi bir türlü doldurulamıyordu. Hükümet buna “süreç” diyordu. Ancak bu sürecin içeriğini kimse bilmiyordu. Ne süreciydi bu? Kürt sorunu neydi?

 

İçerik bilinmiyordu. Ancak, tartışmalar hararetli bir şekilde devam etti. Sonunda tartışa tartışa ortaya bir şeyler çıkmaya başladı. Artık herkes ufukta bir şeyleri görebiliyordu.

 

Bütün bu tartışmalar yapılırken ortaya bir anket çıktı. Bilgesam tarafından 10 bin kişinin katılımıyla gerçekleştirilen bu anketin sonuçları çok çarpıcıydı. Bu anketin sonuçlarına göre aslında Kürtler bölünmek, ayrı bir devlet kurmak istemiyorlardı. Sadece %10’luk bir kesim ayrılığı, %5’lik bir kesim federasyonu istiyordu.

 

Hal böyleyken biz Türkler toplumsal bölünme paranoyasına nasıl kapıldık? Aslında sorulması gereken en önemli soru bu. Son zamanlarda ABD yapımı filmlerde de konu olarak işlenen “toplumsal korku politikası” nı ülke yöneticilerimiz bizler üzerinde yıllardır uyguluyorlarmış. Korku ve endişe üzerinden ülke yönetmek.

 

Bu yönetim tarzı, belki de terör sorunun bir türlü sona ermemesinin başlıca nedeni. Topluma korku salmak, sürekli bölünmez bütünlük vurgusu yapmak, Türk halkını toplumsal bir paranoyaya sürüklemiş.

 

Bu paranoya’dan en çok fayda sağlayanda maalesef gözbebeğimiz ordumuz, TSK. İlker Başbuğ’dan sonra genelkurmay başkanlığına gelecek olan Işık Koşaner’in söyledikleri ise oldukça düşündürücü. “Bu terör 30 yıl daha sürer. TSK’ya ihtiyaç devam edecektir” gibi bir beyan vermesini üzüntüyle karşıladım. Bu söylemi bir tespitten ziyade, bir zorunluluk gibi algıladığımı söylemek isterim. Zira terörle mücadele de geçmiş yılları düşündüğümde, operasyonlarda kıstırılan teröristlerin öldürülmeden, askerlerin geri çekilmesine bir anlam verememiştim.

 

Terörle mücadele ederken, askerin terörün bitmesini istemediği gibi bir izlenim uyanmıştı zihnimde. Böyle bir ihtimali aklıma getirmek bile istemiyordum. Şu an TSK bünyesinde sadece İlker Başbuğ’a güveniyorum. Komutanlar konseyine güvenmiyorum. İlker Başbuğ’un görev süresinin, görevinin bitiş tarihinden itibaren 2 yıl daha uzatılmasını istiyorum. Zira TSK içinde yapılması gereken daha çok reform var. Başbakan “askerlik yan gelip yatma yeri değildir” derken, acaba subay ve astsubayları mı kastetmişti.

 

Toparlayacak olursak, birileri, artık neye hizmet ediyorlarsa, yıllar boyu toplum üzerinde bir korku hakimiyeti sürdürmüşler. Artık buna bir son vermek gerek. Kürt halkı daha fazla konuşmalı medyada. Zira Türk halkının paranoyasını tedavi edebilmek, Kürtlerin telkinleriyle mümkün olacaktır.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

Arkadaşlarım